FRIHOST • FORUMS • SEARCH • FAQ • TOS • BLOGS • COMPETITIONS
You are invited to Log in or Register a free Frihost Account!


chp dinleniyor!





palavra
gizli veya acik kameralardan canlari yaninca bas bas bagirmaya basladilar.

mr.emre
palavra wrote:
gizli veya acik kameralardan canlari yaninca bas bas bagirmaya basladilar.



Suç işleyip dalga geçmek? Ah ah ah...
hekimusta
akp nin dinlenmedigini kim ispatlayabilir?
palavra
mr.emre wrote:
palavra wrote:
gizli veya acik kameralardan canlari yaninca bas bas bagirmaya basladilar.



Suç işleyip dalga geçmek? Ah ah ah...


suc isleyenler chp adina konusanlar.
eger mahkeme karari olmadan chp yi dinleyenler varsa onlarda suc isliyordur.
ama ortada bir delil olmadan konusan iftira atiyor demektir buda ayrica suctur.

---hac ibadetiyle adice dalga gecen onder sav suc islemistir
ozur dilemesi istendiginde dedigi ise ben kameralarin acik oldugunu bilmiyordum
ozru kabahatinden buyuk demekki kameralarin acik olmadigi yerlerde daha agir ifadeler kullaniyorlar

--yine ayni onder sav devletin bir valisiyle aciktan siyaset konusuyor.
vali chp elemaniymis gibi yorumlar yapiyor.
bu bilenler icin cok agir bir suctur
valinin ihracina kadar gider.

Quote:
Tuhaf işler oluyor Türkiye'de. Anayasa Mahkemesi'nde AK Parti'yi kapatma davası görülürken Mahkeme'nin 11 üyesinden biri kalkıp Turhan Çömez'le bir araya geliyor.
Çömez kim? AK Parti'den kavga-dövüş ayrılan ve her mahfilde parti liderinin aleyhine konuşan eski bir AK Partili. Üst yargı mensubu Osman Paksüt'le bu kişinin aynı mekânda gözükmesi doğru mu? En azından şık değil. Nitekim Turhan Bey oradan kalkıyor, CHP lideri Deniz Baykal'la özel bir görüşme yapıyor. Trafiği yoğun; her neyse... Bütün bu ilginç tablonun arasında vahim bir olay yaşanıyor. Anayasa Mahkemesi üyesi Osman Paksüt ve eşi kendilerinin takip edildiğini, bir aracın içinden dinlenildiğini iddia ediyor ve Ankara Emniyet Müdürü'nü olay yerine çağırıyor. İddia ürpertici! Ne var ki tahkikat ilerledikçe Paksüt ailesi derin bir sessizliğe gömülüyor. Neden? Gayet net anlaşılıyor ki ne takip söz konusu ne dinleme. Zaten orada başka bir hadiseyi takip eden polis, Hanımefendi'ye yaklaşarak "Çıkacaksanız biz buraya park etmek istiyoruz." diyor. Polis, Paksüt ailesini tanımıyor bile. Olayla ilgili geniş inceleme başlatan İçişleri Bakanı Beşir Atalay olayın her karesine vakıf olduklarını ve olayda belirsiz en küçük bir parçanın kalmadığını önceki gün düzenlediği basın toplantısında ifade etti. Kimin umurunda? Polis başka bir hadiseyi takip ederken Paksüt Hanımefendi "Arabanın lastikleri inik, demek ki araba içinde dinleme cihazı var" çıkarımında bulunarak tarihî bir hata yapıyor. Olay aydınlandı aydınlanmasına da birileri olayın aslıyla değil kurgusuyla meşgul.

Gelelim Önder Sav meselesine. Bu beyefendi, Elmadağ'daki parti toplantısında hacca gitmek isteyen bir parti üyesine yakışıksız sözler söylüyor. Orada Cihan muhabiri de var. Onun varlığını cümle âlem ve toplantıyı düzenleyen parti yöneticileri biliyor. Önceki gün bazı gazeteler bunu bile "gizli görüntü" diye anlatıyor. Pes doğrusu! Koskoca Hürriyet ve yalanlanma alışkanlığına kendini kaptırmış (hatta Genelkurmay Başkanı tarafından iftira iddiasıyla mahkemeye verilmiş) Vatan, Cihan'ın çektiği ve abonelerine servis yaptığı haberi bile gizli görüntü sanıyor.

Halk, Sav'dan özür bekliyor. Ne Önder Bey'den özür geliyor ne Deniz Bey'den. "Araplara para kaptırma" dediğiniz için hac ibadetinden, hacdan ve Müslümanlardan özür dilemek çok mu zorunuza gidiyor? Sayın Sav grup toplantısına bile arka kapıdan girip savuşma sendromu yaşarken CHP feryat ediyor: "Partiyi dinliyorlar". Buyurun size yeni bir telekulak skandalı daha.

Neymiş? Bir vali, CHP Genel Sekreteri'yle parti genel merkezinde görüşmüş ve Vali Bey görev yaptığı ilde CHP'nin seçimi nasıl kazanacağını anlatmış ve bu arada konuşulanların tamamı Vakit Gazetesi'nde yer almış. Yani? Parti dinleniyor olmalı ki gazete bunları kelimesi kelimesine yayınlayabilsin. İddia doğruysa durum vahim! Kanunsuz dinlemenin üzerine topyekûn gidelim ve soralım: "Bu ülkeyi faşizme mi götürüyorsunuz?" Sormak zorundayız bu soruyu. Lâkin ya meselenin özü dinlemeye dayanmıyorsa, ya köşeye sıkışan CHP ve Önder Sav, sıkıştığı köşeden böyle bir atakla kendini kurtarmayı, iktidarı zora sokmayı planlıyorsa? Konuşan belli, konuşma mekânı belli, bu konuşmayı yazan gazeteci belli. Hâl böyleyken ilgisi olmayan insanları suçlayanlar var. İlk defa da yapılmıyor bu! Bazı insanlar tepişmenin yaşandığı her olaydan sonra cemaat efsanesine sığınıp peyda ettiklerini cami avlusuna atıveriyor. Peki, somut delil nerede? İddia eden ispat etmek zorundadır. Önce iddia et; sonra "Sen böyle olmadığını ispat et" denebilir mi? Hangi akıl, hangi hukuk böyle çarpık bir çıkarımda bulunabilir! İnsanları kanunsuz yoldan dinlemek şerefsizliktir. İlgisi olmayan kitlelere "siz dinliyorsunuz" diyerek kara propaganda yapmak da başka bir tür şerefsizlik. Bu ülkede böcek korkusu var; ancak bu böcek sadece bazı odaları değil, bazı kalpleri de esaret altına almış ve onları önyargı ve iftiraya esir etmiş.


palavra
vakit gazetesi ciddi bir iddia atti ortaya
iddia dogrumu yanlismi telefon gorusme kayitlari incelenerek hemen anlasilabilir
eger dogruysa , onder sav gibi bir dostu olduktan sonra chp nin dusmana ihtiyaci yok.



Quote:
Vakit, Türkiye'nin gündemine oturan 'dinlenme'nin nasıl yapıldığını bugün deşifre etti. Önder Sav açık unuttuğu telefonunda Genel Başkanı Deniz Baykal hakkında da konuşuyor.


İlgili Haberler


Böcek


İşte Vakit Gazetesi'nin bugünkü sayısında yer alan haber:

Neler dediler, neler... "Emniyet" dediler, "MİT" dediler, "CIA" dediler, "MOSSAD" dediler, "Telekulak" dediler, "Watergate" dediler, "Ortam dinlemesi" dediler...

CHP Genel Merkezi'nde tepeden tırnağa "böcek" aradılar... Oysa ortada "matrak" bir olay vardı... Olay; sadece ve sadece CHP Genel Sekreteri Önder Sav'ın 0532 3..... numaralı telefonu ile Ankara büromuz muhabirlerinin yaptığı ve "42 dakika" süren "legal bir görüşme"den ibaretti.

ARANAN BÖCEK(!) SAV'IN TELEFONU

Tarih 25 Mayıs 2008 Cuma... Saat 10.00 civarı... Muhabirlerimiz, Hac ve Peygamber Efendimiz aleyhinde sarfettiği sözlerden dolayı büyük tepki çeken Önder Sav'ın bu konudaki görüşünü almak üzere, kendisini 0532 3.... numaralı telefondan ararlar...

Önder Sav; o an Vali Ali Serindağ ile görüşmektedir. Muhabirlerimize, "Misafirim var... Bir dakika..." der. Muhabirlerimiz beklemeye başlar... "Telefon açık"tır... Muhabirlerimiz, Önder Sav ile Vali Serindağ'ın konuşmasına işte o telefondan, yani Önder Sav'ın telefonundan mutalli olurlar...

42 DAKİKA SÜREN GÖRÜŞME

Önder Sav ile Vali Serindağ'ın görüşmesi, Sav'ın da ifade ettiği gibi, "bir saat" kadar sürer... Ancak muhabirlerimiz, bu görüşmenin yalnızca "42 dakika"sından haberdar olurlar... Çünkü; 42 dakika sonra Önder Sav'ın telefonu kapanır. Muhtemelen şarjı bitmiştir!.. Türkiye'yi 3 gün boyunca meşgul eden olayın özü ve özeti budur...

Skandal görüşmenin içeriğinde neler vardı?

CHP Genel Merkezi'ndeki skandal görüşmede Vali Ali Serindağ, CHP Genel Sekreteri Önder Sav'a, bir CHP İl Başkanı gibi Bolu'da nasıl seçim kazanabileceklerini ve seçim stratejilerinin nasıl olması gerektiğini anlatıyor. İkili, ülkenin Başbakanı'nı, bakanlarını ve bazı cemaat önde gelenlerini hedef alıyor. Valinin bağlı bulunduğu İçişleri Bakanı'nın "tarikatçı olup olmadığı" sorgulanıyor. Bir bakan bir din aliminin cenazesine katılmasından dolayı kıyasıya eleştiriliyor ve valinin o cenazeye 'Bakan'a tavır koyarak gitmediği' itiraf ediliyor.

VAKİT



savci iddiayi arastirmis,telefon dokumanlarini istemis
sonuc chp adina rezalet
telefonlarina bile hakim olamayan bu adamlar nasil ulke yonetimine talip olabiliyor hayret
safligin bu kadarina pes denir ancak


Quote:
CHP Genel Sekreteri Önder Sav'ın dinlenme iddiasına ilişkin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın başlattığı soruşturma çerçevesinde kamu görevlilerin işledikleri suçlara bakan savcı, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'ndan (TİB) kayıtları istedi.




Sav'ın, CHP Genel Merkezi'nde Bolu eski Valisi Ali Serindağ ile yaptığı konuşmanın bir gazetede yayınlanmasının ardından Ankara Valiliği'nin talebiyle Cumhuriyet Savcılığı'nın başlattığı telekulak soruşturması devam ediyor. Savcı ilk olarak soruşturmaya ilişkin önemli ip uçları verebileceğini düşündüğü Vakit Gazetesi telefonları, Sav'ın cep telefonu ve Vali Serindağ'ın cep telefonlarının görüşmenin yapıldığı günün dökümlerini istedi. TİB'e resmi yazı belirtilen kurum ve şahısların telefonlarının 25 Mayıs 2008 gününe ilişkin kayıtlarını isteyen Savcının bu talebi çerçevesinde tüm kayıtlar çıkarıldı. Bugün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderildiği öğrenilen kayıtlarda, Sav ve Serindağ'ın bir araya geldiği saatlerde Sav'ın 0532 3716522 numaralı cep telefonunun 42 dakika Vakit gazetesine ait bir telefonla görüştüğünün belirlendiği ifade edildi.

ATALAY BRİFİNG ALDI

Bu arada saat bugün saat 11.00'da Emniyet Genel Müdürlüğü Dikmen Yerleşkesi'ne gelen İçişleri Bakanı Beşir Atalay, polis yetkililerden birifing aldı. Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal'ında eşlik ettiği görüşmenin ardından çıkışta soruları yanıtlayan Atalay, telekulak iddialarına ilişkin soruları "Bu konuda artık konuşmayacağım. Konu savcılığa intikal etti. Cumhuriyet Savcılığı tarafından değerlendiriliyor" dedi.

mr.emre
palavra wrote:

savci iddiayi arastirmis,telefon dokumanlarini istemis
sonuc chp adina rezalet
telefonlarina bile hakim olamayan bu adamlar nasil ulke yonetimine talip olabiliyor hayret
safligin bu kadarina pes denir ancak


Saçma bir "iddia" temelinde yorum yapıyorsun. Aynı vakit gazetesinin (!) bir yazarı dünkü açıklamasında konuşmaların bir CHP kaynağından alındığını söylemiş. Dün başka bügün başka yani anlayacağın...

Ayrıca hac ile ilgili söyledikleri suç olamaz.
palavra
bence durumda hic te bir celiski falan yok

gazetenn iddiasi chp icinden bir kaynak, onder sav da chp icinde olduguna gore
vakit gazetesinin iddialari gayet tutarli bana gore.
en azindan simdilik

savcilik istegiyle aciklanan telekom belgeleride vakit ve sav arasinda bahsedilen zamanda, kirk dakikalik gorusmeyi dogruluyor.


mr.emre
palavra wrote:
bence durumda hic te bir celiski falan yok

gazetenn iddiasi chp icinden bir kaynak, onder sav da chp icinde olduguna gore
vakit gazetesinin iddialari gayet tutarli bana gore.
en azindan simdilik


vakit gazetesinin(!) ilk iddiası CHP içinde bir kaynağın muhbirlik yaptığı yönündeydi.
palavra
mr.emre wrote:
palavra wrote:
bence durumda hic te bir celiski falan yok

gazetenn iddiasi chp icinden bir kaynak, onder sav da chp icinde olduguna gore
vakit gazetesinin iddialari gayet tutarli bana gore.
en azindan simdilik


vakit gazetesinin(!) ilk iddiası CHP içinde bir kaynağın muhbirlik yaptığı yönündeydi.


bir dogruyu soylemenin degisik bir yolu olabilir

onder sav muhbirlik yapmis gibi olmus.
veya vakit ,chp lilerin sazan gibi atlayacagini bekledikleri icin
tuzak bir aciklama yapmis olabilir.

yaniltma var ama yalan yok.

---aksamdan serdar turgut un konu ile ilgili yazisi

Quote:
CHP’nin ‘dinleniyoruz’ iddiaları ile tırmanan gerilim dün çok tuhaf bir sonuca bağlanmaya başlandı.

Absürd bir durum söz konusuydu. Koparılan onca yaygaradan sonra ortada koskocaman bir hiçlik olduğu şüphesi doğdu.

Dinlendiği söylenen kişinin, yanlışlıkla telefonunu açık bırakması gibi bir şey olabilir miydi? Tabii ki; neden olmasın...

Bu benim neredeyse daima yaptığım bir kazadır ve bazı durumlarda bu vahim sonuçlara da yol açabilir. (Bu konuda 5. sayfaya bakılabilir).

Böyle bir şey yaşandığı zamanlarda dinlemeyi yapanın da yanlış yaptığını söylemek kolay değildir. Çünkü gizliliği seyretme ve dinleme, insanoğlunun vazgeçemediği günahlardan veya keyiflerden bir tanesidir.

O durumda, dinlemeyi yapan kişinin kazayla da olsa duyduklarını yazmasının etik olduğunu söylemek pek mümkün değil. Ama bu konuda kimseye etik dersi vermeye de girişmeyeceğiz.

Çünkü malumunuz biz başkalarının işine burun sokmaktan ibaret olan sevimsiz bir meslek dalındayız maalesef ve geçmişte Bakanlar Kurulu salonuna dinleme böceği koyup da sonra duyduklarını haber yapan gazeteciler de tanımışlığımız vardır.

İşte bu nedenlerle kimseye ‘şöyle davranmalısınız’ diye ders vermeye girişmeyeceğiz.

Dünkü ‘Gündem’ yazısında absürd sonuca varmaya başlasa da ortada bir büyük skandal olduğunu ve eğer muhalefet partisi dinlendiyse iktidar partisinin, dinleme yoksa da boş yere fırtınalar koparan muhalefet partisinin başının belaya girmesinin kaçınılmaz olduğunu söylemiştik.

Dahası birinci olasılık geçerli olsaydı Başbakan Erdoğan’ın, eğer ikincisi doğru çıksaydı Baykal’ın istifa etmesi gerektiğini yazacaktık.

Görünen o ki; ortada bir dinleme olayı yok. Sadece CHP’nin kriz çıkarmaya yönelik saldırgan tavrı var.

Eğer ortaya çıkmaya başlayan tablo gerçekten doğruysa, ortada sadece bir kazadan ibaret dinlenme meselesi varsa, o zaman CHP lideri de, genel sekreteri de hemen istifa etmeli. Bu yaşananların bedelini ağır bir şekilde ödemek zorundalar.

Çünkü eğer denilenler doğruysa:

1- CHP tüm inandırıcılığını yitirmiş olacak.

2- CHP Lideri Baykal bir liderde olması gereken tüm özellikleri kaybetmiş bir insan olarak ortada çırılçıplak kalacak (‘kral çıplak’ anlamında).

3- Çok ağır suçlamaları hiç araştırmadan ortaya atabilen bir parti, halk nezdinde kalan son meşruiyetini de kaybedecek.

4- Memleket çok ihtiyaç duyduğu muhalefetten yoksun kalacak.

5- Ülkede üzerine gidilmesi gereken birçok sorun var. Bunlar arasında yasadışı dinleme olayları da mutlaka vardır. Bundan sonra bu tür olayların rasyonel bir biçimde soruşturulması imkansız hale getirildi.

6- CHP bu son fiyaskodan sonra dikkatini çekmekte olduğu tehlikelere ülkeyi kendi eliyle teslim etmiş oldu. AKP, tek başına başaramadığını CHP’nin yardımıyla başardı.

Eh, bütün bunların ülkeye vereceği zararın bedelini de herhalde birileri ödemeli tabii ki.

Dinleme gerçekten olmuş olsaydı, AKP aleyhine de bazı maddeler sıralayıp onların da bedelini Erdoğan’ın ödemesi gerektiğini yazmayı planlıyorduk.

Şimdi CHP’den gelecek haberi bekliyoruz.
palavra
oktay eksi ,chp genel sekreterinin istifa etmesinin gerektigini dile getirdi.

Quote:
Sav ve CHP

Önder Sav sadece 10 güne sığan iki olayla "her şeyi berbat etti".

Önce, hacca gitmek isteyen bir CHP'liye, "Boş ver. Araplara para kaptırma. Bakarsın Muhammed seni geri göndermez" dediği basına yansıdı.

Meğer o sırada yanlarında bir kameraman varmış. Konuşmayı kaydetmiş.

Gerçi Önder Sav aradan 8-10 gün geçtikten sonra Milliyet Gazetesi'ne, "Ben şaka yaptım. O arkadaşımızı 20 yıldır tanırım ve hep şakalaşırız. Ben ne söylediğimi biliyorum. Peygamberimize saygısızlık olsun diye bir şey söylemiş olabilir miyim?" dedi ama, o zamana kadar zaten adı "Peygambere hakaret eden CHP Genel Sekreteri"ne çıkmıştı bile.

Önder Sav bu ilk olayda ya gecikmeden açıklama yapmalı yahut da ağzından maksadını aşan sözler çıktıysa alenen özür dilemeliydi.

Bize kalırsa asıl hatası, o sözleri söylemiş olması değil, başkalarından kendisinin ve bizim beklediğimizi, kendisinin yapmamasıydı.

İkincisi, eski Bolu Valisi olayı:

Sav, son kararnameyle merkez valiliğine atanan Ali Serindağ'la 23 Mayıs Cuma günü parti merkezinde yaptığı görüşmedeki konuşmaların 26 Mayıs günü, iğrenç bir yazılı káğıt parçasında -bazıları ona gazete diyor- aynen yayınlanması üzerine kıyameti koparttı. "Beni Emniyet dinletti" dedi. Daha önce YÖK Başkanı'nın ve üç generalin konuşmalarının yasadışı metotlarla kaydedilip yayınlandığını bilen herkes, haklı olarak Önder Sav'a ve bu olayın Watergate skandalından daha vahim olduğunu ileri süren CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'a kulak verdi.

Lakin ortada "emniyete" atfedilecek bir kusur olmadığı (bu bir sürprizdir), Sav ile Serindağ arasındaki konuşmanın, Sav'ın kendi cep telefonunu kapatmayı ihmal etmesi sonucu, söz konusu yayını yapanlar tarafından kaydedilip kamuoyuna yansıtıldığı ortaya çıktı.

Böylece Sav ikinci ve vahim bir kusurun daha faili oldu.

En önemlisi, Türkiye'de, "hukuk devleti"nin sadece "laf"tan ibaret olduğunu bilen, o nedenle devletin yasadışı dinleme dahil her türlü saldırısının tehdidi altında yaşayan herkesi zora soktu. Sav sayesinde gerçek mütecavizler masum, gerçek masumlar müfteri konumuna düştü.

Lafı uzatmadan söyleyelim ki, Önder Sav iyi bir hukukçu, çok iyi bir Barolar Birliği Başkanı idi. Belki CHP Genel Başkanı açısından -hatta son CHP Kurultayı'nda Sav'ı destekleyen delegeler açısından da- iyi bir Genel Sekreter'dir.

Umudunu CHP'ye bağlayan kitleler açısından durum farklıdır.

Çünkü o insanlar nasıl ülkeyi yönetenlerin sözlerine güvenme ihtiyacındaysa, anamuhalefet partisinin Genel Sekreter'ine ve Genel Başkan'ına da güvenmek ihtiyacındadır.

Kaldı ki sadece bu yüzden değil, partinin yeni politikalar üretememesinin, iyice hantallaşmasının, halkla hemen hiç bağı kalmamasının, parti içi iktidar kavgalarına boğulmasının, CHP'ye ait rolleri -örneğin sosyal devlet konularını- AK Parti'ye kaptırmasının sorumlusu sıfatıyla da Önder Sav bir değerlendirme yapmalı ve Genel Sekreterliği yeni bir isme bırakmalıdır.

Belli ki CHP böyle bir operasyondan kaçamayacak durumdadır.
sefilim
öncelikle ve de ivedi dinlenmesi gereken başka partiler var Confused
palavra

Quote:
Hac ibadetini alaya alması ve cep telefonu skandalı ile son zamanların en tepki çeken isimlerinden CHP Genel Sekreteri Önder Sav'a en anlamlı eleştiri, eski CHP milletvekili Zülfü Livaneli'den geldi.



Vatan Gazetesi'ndeki köşesinde "Genel Sekreter" başlıklı bir yazı kaleme alan Livaneli, "Ölmeden önce hacca gitmek için yalvaran yaşlı bir adamın peygamberiyle alay etmek nasıl bir ruh halinin işaretidir?" diye sordu. Sav'ın hac ibadeti ve Hz. Peygamber'le ilgili sözlerine işaret ederek, "Ben hayatımda, bırakın siyasetçi olmayı, o yaşa gelmiş hiçbir insanın kendi halkının değerlerine karşı böyle bir münasebetsizlik yaptığını görmedim. Bir insan Peygamber'e karşı bu kadar mı saygısız olabilir!" şeklinde sert tepki gösterid. CHP Genel Sekreteri'ne yönelik ilginç benzetmeler yapan Livaneli, sadece Sav'ın değil tüm CHP üst yönetiminin halkın değerlerine yabancı olduğunu yazdı. Ayrıca Baykal ile Sav arasında da çekişme olduğunu öne sürerek, CHP liderini 'kaplanın sırtına binmiş bir insana' benzetti. "Oradan inemez çünkü indiği anda kaplanın kendisini parçalayacağını bilir." ifadesini kullandı.

Sav için "Karanlıklar prensi" nitelemesini yapan Livaneli, "Bir romanda genel sekreteri anlatmam gerekse herhalde şu sözleri seçerdim. Zayıf bir gövde üzerinde vahşi kuşları andıran bir kafa, gri gözlere yerleşmiş zalim bakışlar ve ince dudaklarda alaycı bir gülümseme." şeklinde bir tarif yaptı. Bu kadar yıl içinde, Önder Sav'ın insan sıcaklığı taşıyan bir tek davranışını, bir tek bakışını görememekten yakındı. Sav'ın Genel Merkez'in üst katlarındaki buzdan sarayında yaşadığını anlatarak, "Kapalı ilişkilerin, hesapların, kitapların adamıdır. En büyük başarısı, kişiliğini bunca yıl gözlerden uzak tutmayı başarmış olmasıdır. Karanlıkta gezdiği için yakalanmamıştır. Ta ki hacca gitmek isteyen partiliye verdiği cevaba kadar. Ben hayatımda, bırakın siyasetçi olmayı, o yaşa gelmiş hiçbir insanın kendi halkının değerlerine karşı böyle bir münasebetsizlik yaptığını görmedim." cümlelerini sarfetti. Meclis'te kanlı bıçaklı olanların bile birbirine ''Sayın' diye hitap ettiğini hatırlatan Yazar, "Bir insan Peygamber'e karşı bu kadar mı saygısız olabilir!" tepkisini gösterdi.

Livaneli'nin eleştirileri Sav'la sınırlı değildi. "Genel Sekreter tek başına bir vaka olsa bu kadar üstünde durulmayabilirdi ama bu zat ne yazık ki CHP yönetiminin yüzüdür." dedikten sonra CHP yüzünü şöyle tarif etti: "Halka tepeden bakan, alay eden, delegeyi kuyruğundan kıstırıp yakalayan, solla ilgili bütün heyecanları çocuksu bulan, parti içi iktidarı bırakmamaya yemin etmiş ama iktidara da gelmek istemeyen bir komitacı grup. Genel Merkez'e yakın olmaya çalışanların büyük bölümü yukarıda saydığım tiplerdir. Soğuk, halktan kopuk, hesap kitapçı ve komplocu olanlar. Halk hiç önemli değildir onlar için. Çünkü her seçimde 'Atatürk'ün partisine oy vermek zorunda olduğunu' düşündükleri bir kitlenin oyunu alırlar." Sav'ı da o grubun temsilcisi olmakla suçladı.

palavra


gerci saf olmasi, hain olmasindan daha iyidir.
hain olsaydi fareler gibi gemiyi ilk terkeden olurdu.
mr.emre
Bu salih memecan'ın sorunu ne acaba. Neden iktidar yanlısı acaba. Acaba. Acaba.
BURAK_X
mr.emre wrote:
Bu salih memecan'ın sorunu ne acaba. Neden iktidar yanlısı acaba. Acaba. Acaba.
neden iktidar karşıtlarıda var acaba?
palavra
mr.emre wrote:
Bu salih memecan'ın sorunu ne acaba. Neden iktidar yanlısı acaba. Acaba. Acaba.


--iktidari desteklemek sorun isaretiyse ,ulkede bir hayli sorunlu var demektir

--salih memecan, dogru bildigine dogru;yanlis bildigine yanlis diyebilen ciddi bir adam

--baskalari gibi para ve guc karsisinda egilip bukulmuyor.

iktidari elestirdigi bir suru karikaturu de var.
mr.emre
BURAK_X wrote:
mr.emre wrote:
Bu salih memecan'ın sorunu ne acaba. Neden iktidar yanlısı acaba. Acaba. Acaba.
neden iktidar karşıtlarıda var acaba?


http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=salih+memecan&kw=&a=&all=&v=&p=3
palavra
Quote:
-CHP’YE BOYKOT
Bu arada, Alman Sosyal Demokrat Partisi heyeti, Ankara’da çok yoğun temaslarda bulundu. AKP’den Dengir Mir Mehmet Fırat ve Egemen Bağış ile Devlet Bakanı Mehmet Şimşek ile görüşen heyet, aralarında Meclis’in Dışişleri Komisyonu üyeleri, DTP milletvekilleri ve Diyanet Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Görmez ve İHD gibi sivil toplum kuruluşlarıyla görüştüler.
“Sosyal demokrat” kesimin görüşlerini SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın'dan öğrenen heyet, Anamuhalefet Partisi ve Sosyalist Enternasyonal üyesi CHP’den “artık sosyal demokrat” olmadığı gerekçesiyle randevu talep etmemeye karar verdi. Heyet üyelerinden milletvekili Johnannes Kahrs da, CHP’nin insan hakları gibi konularda ilerlemeye yardımcı olduğunu sanmadıklarını belirterek “AKP’yi bize daha yakın hissediyorum” dedi.
Son yıllarda CHP ile yaptıkları görüşmelerin, tekrarlatmak istemedikleri çok olumsuz bir deneyim oluşturduğunu belirten Kahrs, Meclis’de yaptıkları görüşme sırasında üst düzey bir CHP’li milletvekilinin toplantı odasını terk ettiğini belirterek “çok şaşırdık” dedi.
hekimusta
mr.emre wrote:
BURAK_X wrote:
mr.emre wrote:
Bu salih memecan'ın sorunu ne acaba. Neden iktidar yanlısı acaba. Acaba. Acaba.
neden iktidar karşıtlarıda var acaba?


http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=salih+memecan&kw=&a=&all=&v=&p=3


evet unttugumuz güzel bir nokta. eksisozluk yazıları yorumlardan bagımsız tamamen dogru hatta kimilerine gore hadis hatta ayet kadar dogru olan (haşa Razz ) yazılar degil mi? onun için tüm gerçekler zaten orada var. belki anayasa mahkemesinin hakimleri de sizin gibi oradaki gerçeklere göz ayıp ona gore karar vermişlerdir. kim bilebilir????
herşey Türkiye için. Eğer ülkemiz daha iyi yerlere gelebilecekse ister CHP ister AKP isterse MHP iktidar olsun ama yeter ki ülkemiz karısmasın.
loserk
...
palavra
Quote:
Hafta başında Vatan Gazetesi birinci sayfasında Salih Memecan'a soruyor: "Limon ve Zeytin'i ne zaman türbana sokacaksın?" Sebep? Memecan'ın Babalar Günü karikatüründe Tayyip Erdoğan'a hediye veren çocukların türbanla çizilmiş olması.



Allah Allah dedim kendi kendime. Başbakan'ın kızları başlarını açtı da benim mi haberim olmadı? Baktım haberde, Salih'in AK Parti milletvekili olan eşinden dolayı birtakım işler aldığını da söylüyorlar. "Ne oluyor Salih?" dedim, "anlat bakalım şu işin aslını." Neler söylediğini, kategorize edilmekten nasıl mustarip olduğunu okuyacaksınız. Memecan'ı çok zeki, çok sevimli, içinde adalet terazisi olan şahane biri olarak gördüğümü söylemek zorundayım. Karısının AK Parti milletvekili olmasından bana ne? Onun çizgileri günümün güzel geçmesini sağlıyor. Bu da böyle biline.

Tayyip Bey'in kızlarını niye türbanlı çizdin sen abi? Ayıp ettin valla!

Tahmin ediyorum anlamadılar onu. Tayyip Bey'e hediye veren çocukların ikisi kız, biri erkek. Ben bir tek Bilal'i biliyordum. Meğer iki oğlu varmış. İki kız bir oğlan, babalarına Babalar Günü hediyesi olarak parti veriyorlar. Hani eskisi kapanırsa yerine yenisini koyabilsin diye. Kız çocuklarını da haliyle kendi kızları gibi örtülü çizdim. Fakat birkaç arkadaşım, "Kızları çok küçük çizmişsin. Onun için çocuk zannediliyor." dedi. Karikatürde çocuğu küçük, babayı büyük çizersin. Ona bakarsan Tayyip Bey'i de kovboy gibi çizmişim. Kulaklarını, burnunu filan büyük çizmişim. Karikatür bu. Olur böyle şeyler.


Vatan Gazetesi ne yapmak istedi bu haberle?

Onlar beni kategorize etmek derdinde. "Salih Memecan'ın karısı AK Parti'den milletvekili oldu. Onun için mecburen Salih de kızları türbanlı çizmeye başladı" filan demek istiyorlar herhalde. Ama aynı karikatürün öbür karelerindeki kız çocuklarını türbansız çizmişim. Üstelik sarışınlar da.

AKP iktidarı ile birlikte çizgilerindeki muhalif tavrı değiştirdin mi sen?

Çizgilerimdeki tavır benim doğal gelişimim içinde gelişmiştir. Ben hep aynı doğrultuda çizip duruyorum. Benim muhafazakâr bir geçmişim yok. Beni eleştirenlerle aynı ortamlarda bulunmama, aynı okullara gitmemize rağmen benim farklı düşünmemi sağlayan şey Amerika'da geçirdiğim zamanlar olsa gerek, Amerikan toplumunun geçirdiği özgürlükler, insan hakları tecrübelerini daha iyi kavramış olmam olabilir.

Peki ya AK Parti yakınlığın nedeniyle aldığın iddia edilen işler? THY'ye birtakım afişler yaptın mesela.

THY'ye yaptığım afişler için 30 bin dolar aldığımı yazmışlar. Ben tanesine bin beş yüz dolardan dokuz tanesine toplam 13 bin 500 dolar aldım. Meclis'e yaptığım işe gelince Meclis'ten arayıp "23 Nisan'da dağıtılmak üzere çocuklara cumhuriyeti, 23 Nisan'ı, Meclis'i anlatan bir kitap projemiz var. Siz yapar mısınız, ama para vermeyeceğiz." dediler.

Nursuna milletvekili miydi o zaman?

Hayır hayır. Üç sene önce filan oldu. THY işi de Nursuna milletvekili olmadan başladı, sonra devam etti. Benim bütün bu işleri eşimden dolayı aldığımı söylemek benim yıllarca yaptığım karikatüristliğime hakaret olur valla. Yıllarca Dünya Ekonomik Forumu beni Davos'a çağırdı. Orada dünya liderlerine karikatürlerle sunumlar yaptım... O zaman da karım milletvekili değildi. Yani Amerika'ya çağırdılar. Amerika Radyo Televizyon Müzesi'nde konuşma yaptırdılar. O zaman da karım milletvekili değildi. Belki de iyi karikatür çiziyor olabilirim. Sebebi budur belki de!

Meclis'ten ne kadar para aldın?

Meclis'ten para vermediler. Ben onlara incecik bir çocuk kitabı hazırladım. Limon Zeytin çizimleri vardı içinde. Benim kitaplarım 23 Nisan nedeniyle Meclis'i gezmeye giden çocuklara dağıtılacaktı. Tabii onlar işe para harcamışlardır. Bastırdılar, renk ayrımı yapıldı. Matbaada kâğıt parası, vs. Ama onları ben bilmiyorum. Bir de "Meclis'in örtülü ödeneğinden ödendi" diyorlar gazetenin haberinde. Meclis'in örtülü ödeneği yok.

Okullar?

Yazlıktaydım. Hüseyin Çelik aradı. "Şiddete karşı bir kampanya yapıyoruz. Çocuklara okul kitapları için kaplama kağıdı dağıtacağız. Üstünde de şiddete karşı karikatürler olsa, hani mesaj vermek istiyoruz. Sen çizer misin?" dedi. Ben de "Çizerim" dedim. "Ama para yok" dedi. Ben de eski çizdiklerimden şiddetle ilgili olanları seçtim. Aralarına yenilerini de koydum. Onları bastırıp dağıttılar.

Beni kategorize etmek istiyorlar dedin. Neden yapsınlar böyle bir şeyi?

Galiba onlar gibi düşünmüyorum diye. Demeye getiriyorlar ki "normalde benim böyle abuk sabuk bir dünya görüşümün olmaması lazım. Bunu herhalde para karşılığı, menfaat karşılığı yapıyorumdur." Ama bunun böyle olmadığını biliyorlar. Çünkü bunlar benimle çalışmış insanlar. Çalışmanın ötesinde sıkı arkadaşlık yaptık. Ne yapıp ne yapamayacağımı bilirler. Asıl yapmak istedikleri benim üzerimden karımı veya karımın partisindeki diğer liderleri vurmak herhalde.

Nursuna nasıl etkileniyor bütün bu eleştirilerden?

Hiç etkilenmiyor. Nursuna daha gerçekçi. "Aman ne takıyorsun, istediğin gibi çiz" diyor. Eleştirilerin bazılarına bakıyorsun işi şuna getiriyorlar. Ben karımı milletvekili yapmak için çizdim! Ve hiçbir özelliği olmayan Nursuna Memecan da milletvekili seçilmiş oldu. Nursuna, Robert Koleji mezunu. Boğaziçi'nden endüstri mühendisi. Amerika'dan işletme mastırı olan birisi. Ayrıca çok başarılı işler yapmış, yayınevi kurmuş. Amerika'da ilk bilgisayar çıktığı zaman bilgisayar programcılığı yapıp bir sürü grafik yazılımları yazmış birisi. İyi okumuş insanlar Meclis'e girsin dedikleri zaman benim aklıma gelen en iyi örnek Nursuna. Ben karikatüristim diye Nursuna milletvekili olmadı. Ben de böyle çiziyorsam o da Nursuna milletvekili diye değil.

Peki Tayyip Erdoğan'ın hiç mi eleştirilecek yanı yok? Bugüne kadar bir tane eleştirel çizgin oldu mu?

Oluyor da ona bile anlam yüklüyorlar. Elektriğe zam yaptı hükümet. Ben de Tayyip Erdoğan'ı elinde bir ampul, çarpılmış, morarmış olarak çizdim. Buradaki yorumları da şu oldu: Abdullah Bey bana, "Böyle bir karikatür çiz de Tayyip Bey görsün gününü." demiş gibi yorumlar filan yazıldı. Yuh artık dedim. Düşünmüyorlar ki logosu ampul olan bir iktidar partisi elektriğe zam yaparsa bir karikatüristin aklına ilk bu gelir zaten.

AK Parti'yi eleştirirken daha naziksin ama.

Bir tarafta demokratik bir düzen ve siyasi iradeyi temsil eden bir grup var. Öbür tarafta ise bunu bozmaya, oyunun kurallarını değiştirmeye çalışan bir grup var. Burada gardını oyunu bozmaya çalışan tarafa karşı alıyorsun. Aksi takdirde o büyük resmi görmemiş olursun. Sen demokrasiye inandığın halde oyun, bozanları tutuyorsan o büyük ahlaksızlık olur. Çünkü demokrasi olmazsa karikatüristliğin de bir anlamı olmuyor. Muhalif olmak gerekiyor tamam da neye muhalif olduğun çok önemli. Ülkede birileri darbe yapıp, birileri de demokrasi mücadelesi verirken, darbecilerin yanında olmayı muhalefet sayanlara yuh artık.

Karikatüristin elinde hakaret gibi bir imkân olmalı mı?

Olmalı. Evet. Çünkü karikatürün tanımı bu. Karikatürist espri ile karışık olarak yapıyor bunu. Onun verdiği mesaj sizin onu nasıl algıladığınızla ilgili. Blair'e köpek diyemezsiniz. Ama köpek gibi çizersiniz. Mesela Amerikan üst mahkemesinin kararı var Hustler dergisinin sahibi Larry Flynt için. Jerry Falwell diye bir sürü takipçisi olan bir papaz var. O adamın Hustler dergisinde bir karikatürü çıkıyor. Adamı, seksüel açıdan çok iğrenç çiziyorlar. Adam mahkemeye gidiyor. Mahkemeyi kazanıyor. Sonra temyize gidiyor dava. Üst mahkemeye kadar gidiyor. Ve sonunda üst mahkeme kararı veriyor: "Bu bir karikatürdür. Karikatürde hakaret unsurunu kaldırırsak, karikatürün varlığını tehlikeye atarız. Kimse karikatür yapamayabilir. Dolayısıyla karikatürde bu işi biz hoş görmeliyiz" deniyor.

Karikatürün hakaret hakkını savundun ama ya Peygamberimiz'e yapılanlar?

Yasal olarak o da serbest olmalı. Ama bu demek değil ki yasak değil diye böyle şeyler yayınlanabilmeli. Yayınlamak ahlaki değil tabii. Amerika'da mesela zencileri veya başka azınlıkları aşağılayan karikatürlere rastlayamazsınız. Yasak olduğundan değil, ama hiçbir editör böyle bir şeyi yayınlamayı ahlaki bulmaz. Bunun için editörlük diye bir meslek var. Bırakın gazeteleri okul gazetesinde bile zenciyi patlak dudaklı, kıvırcık saçlı çizemezsiniz. Danimarka'daki olay editör hatası. Tabii sen eğer Müslümanları kızdırmak, provoke etmek istiyorsan o başka.


İşi son dakikada teslim ederim
Karikatür çizme sürecin nasıl işliyor?

Ancak dead line'ım gelince yapabiliyorum. Hep son dakikada. Öğleden sonra saat üç gibi başlıyorum. Altı buçukta işim bitiyor. Bu arada biri televizyona, ikisi gazeteye üç tane karikatür yapıyorum. Önce Bizimcity'nin konusunu hazırlıyorum. Eğer erken bulmuşsam fikri, dörde kadar yine kahve içiyorum. Arkadaşlarla konuşuyorum. Dörtte tekrar düşünmeye başlıyorum. Bu sefer Limon ve Zeytin'i çiziyorum. Biliyorum ki beşe kadar çizeceğim ben bunları. Kaçış yok. Beşe on kala oturup onu çiziyorum. Beşte gazetenin birinci sayfasının stresini yaşamaya başlıyorum.

Heyecanlanıyor musun?

Birileri ile konuşurken hep kafamın arkasında oluyor. O anlarda, o saat dilimi içerisinde benim odama birisi gelip bir şey söylediğinde boş boş bakabiliyorum. Yahut da koridorda birisine rastladığım zaman tanımadım zannediyor. Selam vermemiş oluyorum. Çünkü o an ben başka bir dünyaya geçmiş oluyorum. Saat beş buçuğa kadar şu da olabilir, bu da olabilir. Ona şuradan bağlayayım buna buradan bağlayayım. Böyle bir mühendislik projesi gibi birkaç konu buluyorsun. Ondan sonra bire indiriyorsun. O konu ile ilgili ne espriler olabilir. Böyle mekanik bir şeyi var. Formül gibi. Ondan sonra o konuda bayağı böyle oturup kafanı masaya koyuyorsun. O arada mesela birkaç kere oldu bu. Kapı açılıp "Pardon Salih Bey uyuyor muydunuz?" diye, hâlbuki çalışmamın en yoğun olduğu an bu an. Ondan sonra son dakikada geliyor fikir. Mesela Aktüel dergisinin deadline'ı cumartesi sabahı saat üç. Bir keresinde de şu karikatürü saat iki buçukta yap da yolla! Asla. Üçte çıkıyor mutlaka. Son dakikaya kadar bekliyorum.


Tayyip Bey'in karikatüristlere dava açması büyük hata
Tayyip Bey'in karikatüristlere dava açmasına ne diyorsun?

Tayyip Bey'in karikatüristlere dava açması çok çok büyük bir hata. Karikatür bütün dünyada alay etmek hatta hakaret etmek için yapılır. Ama sonuç olarak beğenmediğin karikatürü ciddiye almama hakkın var. Yani onu okuyan adam biliyor ki burada karikatüristin abartılı bir yorumu var. Hiçbir şekilde gerçeği yansıtma kaygısı taşımıyor. Dolayısıyla saçmalamış deyip geçebilirsin. Tayyip Bey'e "dava açmanız büyük hata" dedin mi?

Evet. Nursuna milletvekili değildi o zaman. Egemen Bağış'ı tanıyordum. 'Ya Egemen, böyle dava açıyorsunuz. Çok yanlış oluyor bu.' dedim. 'Bunu Tayyip Bey'e sen söylemek istersin herhalde.' dedi. 'Salih Memecan'ın söyleyecek bir şeyi var.' dedi. New York'ta oldu bu. Fikrimi söyledim. 'Karikatüriste Amerika'da dava açılamıyor.' dedim. O da bu konuda 'Daha titiz davranırız' dedi.

Dedi ama sonra bir daha açtı.

Evet, açtı. Bir keresinde avukatlarından biri aradı beni. 'Şöyle bir karikatüre dava açmayı düşünüyoruz da Tayyip Bey size bir danışmamızı istedi' dedi. Benimle konuştuktan sonra açmadı. Daha sonra bir iki dava açtı ama başka karikatüristlere. Sorsalardı onlara da açmamalarını önerirdim.

NURİYE AKMAN
Related topics
Reply to topic    Frihost Forum Index -> Language Forums -> Turkish

FRIHOST HOME | FAQ | TOS | ABOUT US | CONTACT US | SITE MAP
© 2005-2011 Frihost, forums powered by phpBB.