FRIHOST • FORUMS • SEARCH • FAQ • TOS • BLOGS • COMPETITIONS
You are invited to Log in or Register a free Frihost Account!


yassiada





palavra
yassiada denilen utanc bolgesinde vazife yapmis olan bir emekli generalle yapilmis bir soylesi.
isin ilginci aradan bunca yil gectikten sonra,-hemen hemen herkes pismanligini izhar ettikten sonra.-
emin colasanin hanimida olan danistay bassavcisi tansel colasanin 27 mayis darbesini halk buyuk bir coskuyla karsiladi demis olmasi.
hangi halk buyuk bir coskuyla karsiladi acaba?
bir devrin basbakanina yapilan bu adice muamelelere birazcik insaf ve adalet duygusu olan herkes isyan etmistir.


Quote:
Yassıada, 27 Mayıs darbesinin sembollerinden biri. Tam bir hukuk garabetinin yaşandığı adadaki mahkemede, 228 idam istendi. Başbakan Adnan Menderes'in 15 ayrı davadan yedi kez idamı talep ediliyordu.



Yassıada'daki insanlık dışı muameleler, tarihe 'utanç vesikası' olarak geçti. Adada görevli askerler bile o günleri unutmak istedi. Emekli Korgeneral Salih Acarel, o süreçte görev yapan genç subaylardan biri. Acarel, adadaki askerlerin bu durumlarını gizlediklerini vurguluyor. Yassıada'ya ordunun en seçkin personeli gönderilmiş.

Acarel, bu askerler arasından Genelkurmay Başkanlığı ve kuvvet komutanlığı yapmış çok sayıda general ve amiral yetiştiğine dikkat çekiyor. 28 Şubat sürecinin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, Yassıada'da yüzbaşı olarak görev yapmış.

Aynı dönemde Jandarma genel komutanı olan Teoman Koman ile yolsuzluk suçlamasıyla yargılanıp cezaevine gönderilen eski Deniz Kuvvetleri Komutanı İlhami Erdil ise teğmendi. Acarel, kendisi gibi Silahlı Kuvvetler'in en üst rütbelerine ulaşan onlarca amiral ve generalin Yassıada'dan bahsetmeyi hazzetmediğini dile getiriyor.

Paşa, ihtilali yapanlar yerine adada görevli genç subayların hedef tahtası yapılmasını da doğru bulmuyor. Orduya yeni katıldıklarını, emre itaat etmekten başka şanslarının olmadığını savunuyor.

27 Mayıs darbesi, Türkiye'ye büyük acılar yaşattı. Başta Menderes olmak üzere DP milletvekillerine yapılan 'insanlık dışı muameleler' şahitlerin anlatımıyla onlarca kitaba konu oldu. Emekli Korgeneral Acarel de yaşadıklarını 'Akide Şekeri Harekatı' adıyla kitaplaştırdı. Adada teğmen olarak görev yapan Acarel, 1993'te emekli oldu.

Acarel, kitabında, yargılanan isimlere iyi muamelede bulunulduğunu iddia ediyor. 27 Mayıs'ı yapanların kahraman, Yassıada'da görevlendirilen genç teğmenlerin işkenceci ilan edilmesine hayıflanıyor: "Kim yaptı 27 Mayıs'ı? 38 subay, 3 ordu komutanı, bir simge Kara Kuvvetleri komutanı! Bize ne! Ama onlar kahraman, devrimci, onlara laf yok!

Zamanın başbakanını Kütahya yolunda jetle kovalayan havacılar kahraman. Korumaya yemin ettikleri cumhurbaşkanını teslim alan Muhafız Alayı subayları vatansever. Ankara'da hükümeti Ankara armudu gibi toplayan 4. Kolordu garnizon subayları emir kulu.

Bunları gemilere, uçaklara tıkıp Plati'ye postalayan bahriyeliler, havacılar kibar, geriye ne kaldı? Ama kazın ayağı öyle değil." DP milletvekillerini yargılayanlarla adada görevli subayların bir tutulmamasını isteyen paşa, şöyle devam ediyor:

"Emir komuta düzeni içinde hareket eden, gencecik subaylara bu iftira neden? Yassıada İrtibat Bürosu'nda görev yapanlardan iki Genelkurmay başkanı, üç Kara Kuvvetleri komutanı, iki Deniz Kuvvetleri komutanı, bir Jandarma genel komutanı, ordu, kolordu komutanları, general ve amiraller çıktı. Orada görev yapmış kuvvet komutanı, Genelkurmay başkanı olmuş, general olmuş arkadaşlarımız, ağabeylerimiz yıllarca orada görev yaptıklarını söylemedi. Kıtalarda bizi hiç tanımıyor havasına girdiler."

Darbecilere karşı iyi istihbarat yapılmalı
İhtilal de, darbe de kendi kendine olmuyordu. Bir boşluk arıyordu. Devlet idaresine talip olanlar istihbarat ağını iyi kurmalıydı. Açıkça olmalıydı bu. Hele hele darbeciler halktan hiç destek görmemelidir. 27 Mayıs'ta darbeciler azınlıkta da olsa bu boşluğu iyi yakalamışlardı.

Halkın Menderes sevgisini sonradan öğrendik
Halk kitleleri bizi el üstünde taşımıştı. Ama bir o kadarının suskun kaldığını sonradan öğrendik. Ve gördük ki onlar evlerinden çıkmamışlardı, üzgündüler. Bizi ihtilalden sonra omuzlarında taşıyanlar da daha sonra küfretmeye başladı. Bizi alkışlayanlar sonra yıllarca sülalemize sayacaklardı. Avukatı, gazetecisi de bizim üzerimizden ünlü oldu. 27 Mayıs ne biçim bir ihtilal? Darbe mi, ayaklanma mı? Karşı koyan yoktu. Herkes kaderine razıydı. Ortada ne olduğu belli olmayan kargaşa hakimdi. Nasıl çıkacağımızı çok düşündük ama çıkamadık.

Adada tutuklu çok sayıda general vardı
Adada tutuklanan çok general vardı. İlk Kore tugay komutanı orada idi. Niçin oradaydı bilmiyordum. Bana göre o, bir kahramandı. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Sadık Altıncan'ın yaverliğini yapmış bir deniz binbaşısı adada görevli idi. Komutanı her görüşte çakı gibi selam verir, saygı gösterir, üzülürdü. 'Ben bu duruma dayanamıyorum.' dedi ve adayı terk etti. Biz yapamadık. Çok gençtik, cahil sayılırdık ve bu işlerde daima ürkek olduk.

Orgeneral Koman adada Teğmen'di
Emekli Korgeneral Salih Acarel, (ön sıra soldan beşinci) Yassıada Komutanı Albay Tarık Güryay (ön sıra soldan dördüncü) ve arkadaşları ile birlikte yargılamaların yapıldığı salonda hatıra fotoğrafı çektirmiş. Fotoğrafta eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Teoman Koman (arka sıra soldan sağa yedinci) da var. Acarel'in solunda ise emekli Korgeneral Akay Şakman bulunuyor.

Türk okulları iyi işler yapıyor
Söz konusu okul olur da herhangi bir olumsuzluk olur mu? Türk bayrağının dalgalandığı her yer ve bunu yaptıranlar bana göre olumlu işler yapıyor. Olumlu bir faaliyet söz konusu burada.



Erdoğan, gelmiş geçmiş başbakanların en kralı
Tayyip Bey, çok güçlü. Arkadaşlar bunu duyarlarsa çok kızacaklar. 'Garanti bir iş buldu.' diyecekler. Ben kesinlikle AK Partili olmam. Ancak Tayyip Bey'i, gelmiş geçmiş başbakanların en kralı olarak görüyorum.

maeglin20
palavra wrote:

Quote:


Erdoğan, gelmiş geçmiş başbakanların en kralı
Tayyip Bey, çok güçlü. Arkadaşlar bunu duyarlarsa çok kızacaklar. 'Garanti bir iş buldu.' diyecekler. Ben kesinlikle AK Partili olmam. Ancak Tayyip Bey'i, gelmiş geçmiş başbakanların en kralı olarak görüyorum.



Garip...
mr.emre
palavra wrote:

isin ilginci aradan bunca yil gectikten sonra,-hemen hemen herkes pismanligini izhar ettikten sonra.-
emin colasanin hanimida olan danistay bassavcisi tansel colasanin 27 mayis darbesini halk buyuk bir coskuyla karsiladi demis olmasi.
hangi halk buyuk bir coskuyla karsiladi acaba?


Quote:
bu günün siyasi yanını değil de sıradan insanlara yansımasını çok güzel aktaran, her yerde bulamayacağınız türde bir yazı. o dönemde henüz yirmili yaşlarına gelmemiş olan amcamın günlüğünden, noktasına virgülüne dokunmadan, işte türkiye cumhuriyeti tarihinin ilk askeri darbesi(mahalle olarak geçmekte olan yer kızılay meydanı'na yürüyerek iki dakika uzaklıktaki kolej semtidir).

"bugün 27 mayıs cuma: perşembe günü epey geç yattım, malum bizim imtihanlar. sabah saat 5 civarında uyandım. yukarıdaki radyo dikkatimi çekti çünkü hep marş çalıyordu. yavaş yavaş uyku sersemliğinden kurtulurken dışardan çıtır pıtır patlarmış gibi patlama sesleri ve konuşmalar işittim. ilk önce aklıma bugünün bayram olup olmadığını anlamak geldi. dışarıya baktım, ali can ve bazı kimseler hep ayakta sokağın aşağısına doğru bakıyorlardı. mühimsemedim ama gene de kulak kabartmaktan kendimi alamadım. "saat 4de oldu" diye konuşuyordu aşağıdakiler. tam bu sırada yukarıdaki radyo konuşmağa başladı. türk ordusu idareyi eline almıştır diye 3 kere tekrar etti. ben de yavaş yavaş yataktan çıkmayı düşünürken bu id(?) üzerine fırladım, hemen aşağı indim. cengiz ve diğer çocuklar hep toplanmışlar askerlere bakıyorlardı. bunlar ellerinde dolu makineli tüfekler, tabancalar olan harb okulu talebeleriydi. herkes balkonlara, pencerelere dolmuştu. handan yengemlere girdim. handan teyzem de epey şaşırmıştı. radyoda gayet tok ve inandırıcı bir ses "milli birliğin" her tarafta hakimiyeti ele aldığını söylüyordu. dışarı çıktım. harb okulu talebeleri ellerinde süngülü tüfekler lüks arabalara binmişler, dolaşıyorlardı ve herkes onları alkışlıyordu. yavaş yavaş balkonlara bayraklar asıldı. bu sırada halk vaziyeti henüz tam olarak kavrayamamıştı. fırınla bakkalın açılmasıyla ekmek ve süt bitti. o kargaşalıkta ben de 4 tane ekmek kaptım. kadın erkek herkes sokakta dolaşıyordu. saat 10a doğru necdet'le pisiklete binip lozan meydanından* sıhhiyeden tekrar mahalleye vardık. her taraf elleri tüfekli harb okulu ve yedek subaylarla doluydu. kolejin* kızları* fırsatı ganimet bilip, hepsi pencereden birer birer atlayıp sokağa çıktılar. nejdet'in donjuanlığı tuttu, illaki peşlerinden gidelim dedi, gittik ordan tekrar mahalleye geldik. öğle yemeğini yedikten sonra sokağa çıkma yasağı kalkmış, ben evde ders çalışıyordum. selçuk* geldi, kızılay'da milletin toplandığını söyledi. daha fazla duramadım, giyinip çıktık. herkes yol ortasında birbirine sarılıp tabrik ediyor, öpüyor, el sıkışıyordu. kimisi kamyonları doldurmuş marşlar söylüyorlardı. mebusların kaçmasını önlemek için arabaların bagaj kapaklarının açılması mecbur tutulmuş. herkes arabaların bagajlarına doluyor. çılgınca bağırışıyordu. hayatımda insanların birbirine bu kadar candan bağlanabileceklerine asla inanamazdım. fakat bu bir hakikatti. herkes gülüyor, herkes eğleniyordu. akşam saat sekize doğru eve döndük. gece saat 9.30da mahallede toplandık. yurdaer* gitar çaldı, çok güzel eğlendik. saat 11.30da yatağa girdik."


http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=7811817



Quote:
BÜYÜK GÜN (Çetin Altan-27 Mayıs 1960-Milliyet )

BÜTÜN Türk vatanperverleri bu muazzam ve şanlı günün sevinci ve heyecanı içindedirler.

Çürümüş, sufli politik tertiplerinin şahsi ihtiraslarla Türkiye'yi en tehlikeli badirelere, kardeş kavgalarına sürüklemek üzere olduğu bir sırada, Türk Silahlı Kuvvetlerinin medeni bir şekilde devlet idaresine el koymaları ve memleketi karanlık bir akibetten kurtarmaları, tarihimizin büyüklüğüne yakışan mutlu bir hareket olarak, Milletimize hür ve insan haklarına uygun yeni ufuklar açmaktadır.

Kara ve şüpheli günler selamete ermiş ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin şahsında mukedderatına hakim olmuştur.

Silahlı Kuvvetlerimizi tam zamanında ve üstün bir anlayışla, Milletin kaderini, gitmekte olduğu kötü yoldan bir anda aydınlığa çıkarmıştır.

Her türlü yalan, baskı ve küçük oyunlardan uzak olarak, Kurucu Meclis'in koyacağı demokratik prensipler çerçevesinde, yakında serbest seçimlere gidilecektir.

Vatandaşların vakur bir anlayışla aynı milletin çocukları olduklarını hatırlamaları, Hukuk ve İnsan Haklarının koyduğu esaslar içinde, hür bir memlekette yaşayabilmek için birbirlerine kardeşce davranmaları bugün her zamandan ziyade milli bir vazife olmuştur.

Artık hiçbir partinin rozeti kanun dışı bir imtiyazın sembolü olmayacaktır. Güzel vatanımızda eşit ve hür olarak insanca yaşamanın saadetini paylaşacağımız dakikalar yakındır.

Kinsiz, baskısız ve zindansız kardeşce bir sevginin memleket üzerinde esas saadetini duyuyor ve bu büyük günü candan alkışlıyoruz.

Nefretlerin, kıskançlıkların ve ahlaksızlıkların uğursuz bulutları dağılmaktadır. Bütün vatandaşların bu yeni devrin kapısından bir tek vücut halinde girmeleri ve her türlü şahsi duyguların üzerinde, memleket menfaatlerini düşünmeleri en kutsal vazife olmuştur.

Hakiki hürriyetin saati çalmıştır. Atatürk'ün inkilaplarına bağlı olarak demokratik bir memlekette Türklüğün şerefine yakışan bir nizamın temelleri atılmaktadır.

Yaşasın Türk milleti yaşasın Türk Ordusu...





Şimdi soruyu tekrar alalım.

palavra wrote:

hangi halk buyuk bir coskuyla karsiladi acaba?


Sakın Türk halkı olmasın?
palavra
evet nese icinde bagirip cagiran icki icen taskinlik yapn bir guruh vardi
ama bunun turk milleti oldugunu soylemek ne kadar dogru olur bilemem.
ben simdiye kadar menderes icin uzulmemis hic bir Allahin kulunu gormedim.

yunanlilar izmire ciktigindada bir guruh , -ihtimal ayni guruh- izmir limaninda bagiriyor cagiriyor bir yerlerini yirtiyorlardi sevinclerinden

sonra bu milletten yedikleri tokatla ne olduklarini bile anlayamadan kirisleri kirdilar.




Quote:
27 Mayıs darbesinin ardından Yassıada'da bir insanlık dramı yaşandı. Siyasetçiler, valiler, demokrasiyi savunan askerler ağır işkencelerden geçti. Kiminin kafası yarıldı, kiminin yüzünde sigara söndürüldü, kimisi üzerine binilerek aşağılandı...



92 yaşındaki Gıyasettin Emre, bu acı günleri bizzat yaşadı. Yassıada'da 15 ay eziyet çeken Demokrat Parti (DP) milletvekillerinden. O günleri anlatırken dudakları titriyor, gözleri doluyor. Her şeye rağmen, çocuklarıyla asker arasına soğukluk girmesini istemediklerini söylüyor. Bunu şu sözlerle dile getiriyor: "Yaşadıklarımızı çocuklarımıza anlatmamak için aramızda sözleştik." Emre'nin Zaman'a yaptığı açıklamalar bir dönemin perdesini aralıyor.

Darbe öncesi ülkeye nasıl bir hava hakimdi?

Gerilim tırmandırılıyordu. Nümayişler yaptırılıyor ve darbe ortamı planlı şekilde hazırlanıyordu.

Basın ve muhalefetin pozisyonu?

Gazeteler körüklüyordu özellikle. Bugün nasılsa o günlerde de aynısını yapıyorlardı. CHP'nin tutumu çok sertti.

Bu gerilimin darbeye kadar gideceğini tahmin ediyor muydunuz?

O günlerde Irak'ta darbe olmuştu. Arkadaşlara diyordum ki: 'Oradakine benzer şeyleri bizde de yapacaklar galiba.' İşaretler aynıydı çünkü.

Endişenizi Adnan Menderes'le paylaşmış mıydınız?

Darbeden iki gün önce Başvekilimiz randevu verdi. Kendisine dedim ki: 'Artık darbenin ayak sesleri sağır sultanın kulağına geliyor. Tehlikeyi sizler görmüyor musunuz?' Yanımda bakanlardan Celal Yardımcı vardı. O da 'Hava biraz sıkıntılı.' diyerek beni destekledi. Menderes ikimizin kollarından tutarak pencerenin önüne götürdü. Nöbet tutan askerleri gösterdi ve şöyle dedi: 'Şu Mehmetçikler başbakanlarının gece 1'e kadar burada beklediğini, sabahın 7'sinde tekrar çalışmak için geldiğini görüyor. Bunlar mı bana darbe yapacak?' Ertesi gün Eskişehir'e gittik. Kalabalığı görünce, 'Böyle bir hareketi millet kendi elleriyle boğar.' dedi bana. Hakikaten ben de inandım o halkı görünce.

27 Mayıs sabahını anlatır mısınız?

Önce Meclis'e götürüldük. Arabam oradaydı. Binbaşı binmiş benim Mercedes'e. Kendimizi tanıtınca, 'Ben de siz davarları arıyordum.' dedi. Harp Okulu'nun kapısına bıraktı. 'Mucip Ataklı Albay bekliyor. Sizi arayacağım.' deyince, arayamayacağını ve halen hüviyetimizin devam ettiğini anlatmaya çalıştım. Alaylı bir şekilde, 'Siz gidin derdinizi Marko Paşa'ya anlatın.' dedi.

Birkaç gün sonra da Yassıada'ya götürüldünüz...

Üçer kişi elleri bağlı halde uçağa bindik. Camlar açık. Burhan Onat, çok üşüyünce 'Kapatsanıza şunları, soğuktan öldüreceksiniz.' dedi. Askerlerin en başındaki kişi, 'Bilmediğiniz bir diyara gidiyorsunuz. Deprendiğiniz takdirde vur emri verilmiştir.' uyarısında bulundu.

Yeşilköy'de gemiye bindirildiğiniz ana kadar çok arbede olduğu doğru mu?

Askerî havaalanında uçaktan indiriliyoruz. Sille tokat, tekme, küfür...

Aranızda bayan vekiller de vardı.

Aynen. Aynı sopa, aynı yumruk, aynı tekme, aynı hakaret.

Yassıada'daki ilk izleniminiz ne oldu?

En fazla bir ay yaşarız dedim. Koku, pislik, alışık olduğumuz bir görüntü değildi.

15 ay orada kaldınız. Günler nasıl geçiyordu? Düzenli yemek gelir miydi?

Yemekte konuşamıyorduk. Konuştuğu için dayak yiyen çok oldu. Her sabah kumlu pırasa, akşam da taşlı fasulye veriyorlardı.

Sıkıntılar pek anlatılmıyor. Aradan geçen yarım asır sonrasında ne dersiniz?

Yassıada'daki gibi bir siyasî cinayet dünya tarihinde az görülür. Fakat o acıları çekenler öylesine necip çıktı ki, oradan ayrıldığımızda kimse bu eziyetlerden bahsetmedi. Çocuklarımızla askerler arasına soğukluk girmesin diye anlatmamaya söz vermiştik aramızda. Acılarımız o günlerde efkar-ı umumiye intikal ettirilse de, bu ordu ile millet arasında bir daha köprü kurmak mümkün olamazdı.

Yassıada'da en fazla etkilendiğiniz olay neydi?

Konya Valisi Cemil Keleşoğlu'nun intiharı. Yanımdaki ranzada yatıyordu. Bir gün bir teğmen geldi. Keleşoğlu'na, 'Hatırlıyor musun beni? Şurada birlik kumandanıydım, siz beni oradan aldırdınız.' deyip küfür etti ve tokat attı. Öyle şiddetli idi ki tokatın sesi yükseldi gitti adeta. Mahcubiyetinden gözlerinden yaşlar akmaya başladı valinin. 1 saat sonra tuvalete gitti. Ranzanın altında demirler vardı. Koparmış yerinden ve tuvalette o demirlerle boynunu kesmiş.

Siz bir işkenceye maruz kaldınız mı?

Yassıada kumandanı Tarık Güryay beni bir keresinde çağırdı. Bir ara Menderes'le ters düştüğümü öğrenmiş. Önce iltifat etti sonra duruşmalarda Menderes aleyhine tanıklık etmemi istedi. 'Ben kendimi kurtarmak için başkasına iftira edecek insanların seviyesinde değilim.' deyince, getirdikleri çayı yudumlatmadan, 'Alın bu adamı.' diye bağırdı. Yeraltındaki mahzene götürdüler. Beni iterlerken direndim. Kafam demirlere sürttüğü için yarıldı. Üç saat kan akar vaziyette kaldım. Sonradan 12 dikiş atıldı.

İşkence mahzenleri miydi onlar?

Evet. Bizans döneminde de işkence mahzeni olarak kullanılmış.

Mahzende başka kimse var mıydı?

'Bana bir sigara verebilir misiniz?' diye bir ses duydum. Bu Menderes'in sesiydi.

Ona da işkence yapılmış mıydı?

Elinde sigara söndürülmesi meselesi var. Defalarca söndürmüşler.

Başka hatırladığınız kişiler var mı?

Duruşmalarda Mahkeme Başkanı Başol ağır konuşur ve alaylı ifadeler kullanırdı. Başvekili, 'Adnan bu tarafa gelsin' diye çağırırdı. Fatin Rüştü Zorlu, bir keresinde sert karşılık verdi. Ertesi sabah Fatin Rüştü'nün gözünün mosmor olduğunu gördük, gözünü patlatmışlardı.

Siyasilerin yanı sıra adada tutuklu olan komutanlar da vardı. Onlara ayrı bir muamele oluyor muydu?

Onlar çok daha acı yaşadılar. Mesela Hava Kuvvetleri komutanı iken tutuklanan Tekin Arıburun. (Arıburun'un babası Çanakkale'deki 57. Alay Komutanı Yarbay Hüseyin Avni Bey.) Meydanda onunla alay ediyorlardı. Eşek yapıyor sırtına biniyorlardı.

Ya Genelkurmay başkanlığı yapmış olan Rüştü Erdelhun ve Nuri Yamut?

Erdelhun'u çok mahzun görüyorduk. Bu tür hareketler onlara çok daha fazla acı veriyordu. Nuri Yamut'un yüzünde sigara söndürdüklerini yanında bulunan Erzurum Mebusu Rıza Topçuoğlu anlattı. Bir teğmen yüzünde sigara söndürmüş. O da dönüp demiş ki, 'Oğlum baban eşek de olsaydı bunu yapmazdı.' Nuri Paşa bir süre sonra Yassıada'da kalbine yenik düşüp vefat etti.

RÖPORTAJ - Erdal Şen


Quote:
Eski DP Milletvekili Gıyasettin Emre, 27 Mayıs darbesinin ardından Yassıada'da yargılandı. Emre, adada geçen 15 ayını Zaman'a anlattı.
maeglin20
palavra wrote:
evet nese icinde bagirip cagiran icki icen taskinlik yapn bir guruh vardi
ama bunun turk milleti oldugunu soylemek ne kadar dogru olur bilemem.
ben simdiye kadar menderes icin uzulmemis hic bir Allahin kulunu gormedim.

yunanlilar izmire ciktigindada bir guruh , -ihtimal ayni guruh- izmir limaninda bagiriyor cagiriyor bir yerlerini yirtiyorlardi sevinclerinden

sonra bu milletten yedikleri tokatla ne olduklarini bile anlayamadan kirisleri kirdilar.


Fazla abartmasan ? Köpek Soylular İzmir'e girdiğinde bağımsızlık için hareketlenen benim ailemdi, 27 Mayıs olduğunda da sevinen benim ailemdi..
palavra
maeglin20 wrote:
palavra wrote:
evet nese icinde bagirip cagiran icki icen taskinlik yapn bir guruh vardi
ama bunun turk milleti oldugunu soylemek ne kadar dogru olur bilemem.
ben simdiye kadar menderes icin uzulmemis hic bir Allahin kulunu gormedim.

yunanlilar izmire ciktigindada bir guruh , -ihtimal ayni guruh- izmir limaninda bagiriyor cagiriyor bir yerlerini yirtiyorlardi sevinclerinden

sonra bu milletten yedikleri tokatla ne olduklarini bile anlayamadan kirisleri kirdilar.


Fazla abartmasan ? Köpek Soylular İzmir'e girdiğinde bağımsızlık için hareketlenen benim ailemdi, 29 Mayıs olduğunda da sevinen benim ailemdi..


neyi abartiyorum
menderes nicin idam edildi?
bana bir tek ciddi sebep soyleyebilirmisin?
soyle elle tutulur gozle gorulur ciddi bir sebep
bir basbakanin idamini gerektiricek bir sebep
ailen 27 mayisa sevinmis olabilir,idamlarada sevinmislermiydi acaba?

eger kendi basbakanimizi kendi ellerimizle asacak idiysek , yunanlilarla savasmaya ne gerek vardi.
onlar bizim icin bu zahmete seve seve katlanip sadece basbakani degil butun bir hukumeti veya meclisi toptan idam ederlerdi.
maeglin20
palavra wrote:
maeglin20 wrote:
palavra wrote:
evet nese icinde bagirip cagiran icki icen taskinlik yapn bir guruh vardi
ama bunun turk milleti oldugunu soylemek ne kadar dogru olur bilemem.
ben simdiye kadar menderes icin uzulmemis hic bir Allahin kulunu gormedim.

yunanlilar izmire ciktigindada bir guruh , -ihtimal ayni guruh- izmir limaninda bagiriyor cagiriyor bir yerlerini yirtiyorlardi sevinclerinden

sonra bu milletten yedikleri tokatla ne olduklarini bile anlayamadan kirisleri kirdilar.


Fazla abartmasan ? Köpek Soylular İzmir'e girdiğinde bağımsızlık için hareketlenen benim ailemdi, 27 Mayıs olduğunda da sevinen benim ailemdi..


neyi abartiyorum
menderes nicin idam edildi?
bana bir tek ciddi sebep soyleyebilirmisin?
soyle elle tutulur gozle gorulur ciddi bir sebep
bir basbakanin idamini gerektiricek bir sebep
ailen 27 mayisa sevinmis olabilir,idamlarada sevinmislermiydi acaba?

eger kendi basbakanimizi kendi ellerimizle asacak idiysek , yunanlilarla savasmaya ne gerek vardi.
onlar bizim icin bu zahmete seve seve katlanip sadece basbakani degil butun bir hukumeti veya meclisi toptan idam ederlerdi.


Ülkenin rejimini İslamik Cumhuriyet yapmak için uğraşmıştır..

NOT: 27 Mayıs'ı 29 Mayıs diye yazmışım. Hatamı anlamışsınızdır..
palavra
maeglin20 wrote:
palavra wrote:
maeglin20 wrote:
palavra wrote:
evet nese icinde bagirip cagiran icki icen taskinlik yapn bir guruh vardi
ama bunun turk milleti oldugunu soylemek ne kadar dogru olur bilemem.
ben simdiye kadar menderes icin uzulmemis hic bir Allahin kulunu gormedim.

yunanlilar izmire ciktigindada bir guruh , -ihtimal ayni guruh- izmir limaninda bagiriyor cagiriyor bir yerlerini yirtiyorlardi sevinclerinden

sonra bu milletten yedikleri tokatla ne olduklarini bile anlayamadan kirisleri kirdilar.


Fazla abartmasan ? Köpek Soylular İzmir'e girdiğinde bağımsızlık için hareketlenen benim ailemdi, 27 Mayıs olduğunda da sevinen benim ailemdi..


neyi abartiyorum
menderes nicin idam edildi?
bana bir tek ciddi sebep soyleyebilirmisin?
soyle elle tutulur gozle gorulur ciddi bir sebep
bir basbakanin idamini gerektiricek bir sebep
ailen 27 mayisa sevinmis olabilir,idamlarada sevinmislermiydi acaba?

eger kendi basbakanimizi kendi ellerimizle asacak idiysek , yunanlilarla savasmaya ne gerek vardi.
onlar bizim icin bu zahmete seve seve katlanip sadece basbakani degil butun bir hukumeti veya meclisi toptan idam ederlerdi.


Ülkenin rejimini İslamik Cumhuriyet yapmak için uğraşmıştır..

NOT: 27 Mayıs'ı 29 Mayıs diye yazmışım. Hatamı anlamışsınızdır..


bu somut bir delil degil
simdi tekrar sorsam ulkemizi islam cumhuriyeti yapmak icin ne yapmistir diye
soyleyebileceginiz tek sey,turkce olarak okunmasi zorunlu yapilan ezanin,yeniden, istenilen sekilde okunmasini serbest birakmasinin disinda bir sey soyleyemezsiniz.

kaldiki su anda bile isteyen istedigi dilde ezan okuyabilir,istedigi dilde namaz ibadetini yapabilir
hatta gecen aylarda turkce namaz kilan bir cemaatin varligi gastelere cikmisti.
laikligin gerektirdigide budur zaten
ibadet etmek istiyormusun et,baskasina karsi zor kullanma
ibadet ederkende istedigin sekilde et
bence ismet pasanin chp hukumeti zamaninda ezan zorla turkcelestirilerek laiklik ihlal edilmistir.

menderes kendi zatinda ne kadar dindardi bilemem
icki ictigi cok bilinen bir gercek
ailesindeki bayanlari biliyorsunuz,baslari aciktir
hatta yargilanirken sanat dunyasindan bazi bayanlarla olan samimiyeti bile gundeme getirilmisti, yanlis hatirlamiyorsam

simdi birde ak parti hukumetine bakalim
basbakanin ve bir cok bakanin esleri-kizlari ortulu
icki icmezler
cogu bes vakit namazlarini kilarlar.

simdi menderesi astigimiza gore,bu hukumet uyeleri icin idam bile hafif kalir.
apoya bile reva gormedigimiz bir sekilde iskencelere ugratilmalari lazim herhalde. Embarassed
mr.emre
Menderes'in indirilmesine sevinirdim o dönemde yaşasaydım. Şuan da iyi ki indirilmiş diyorum. İçki içen taşkınlık yapan diye ne güzel anlatmışsın Milletimi. Sizin için alkol ayrı bir insan kategorisidir zaten. Her neyse bu konuya hiç girmeyeceğim. Verdiğim günlüğü okuduysan bu içki içen güruh açıklamasının ne kadar saçma olduğunu anlarsın. Hürriyet manşetini okuyup, "amaaan Hürriyet zaten Aydın Doğan medyası..." bile diyebilirsin belki Hürriyet'in tarihini bilmeden.

Neden İsmet İnönü idam edilmedi? Neden Celal Bayar idam edilmedi? Neden Refik İbrahim Saydam idam edilmedi? Neden Ahmet Fikri Tüzer idam edilmedi? Neden Mehmet Şükrü Saraçoğlu idam edilmedi? Neden Mehmet Recep Peker idam edilmedi? Neden Hasan Hüsnü Saka idam edilmedi? Neden Mehmet Şemsettin Günaltay idam edilmedi? Neden Suad Hayri Ürgüplü idam edilmedi? Neden Süleyman Demirel idam edilmedi?


Yunanla, İngilizle, İtalyanla, Fransızla, vatanımız için savaştık, adnan menderes için değil.

Gelelim adnan menderes ne yapmışa...
Ezan dedin geçtim. Bu ülkede kim "Siz isteseniz hilafeti bile geri getirebilirsiniz" demiştir? Bu ülkede kim "Ben odunu aday göstersem milletvekili seçtiririm" demiştir? Bu ülkede kim kendi partisine oy vermediği için bir ili, ilçe konumuna getirmiştir?(Kırşehir) Bu ülkede kim komunist yuvası haline geldiğini iddia ederek köy enstitülerini kapattı? Bu ülkede kim radyoya çıkıp Türk ordusuna "Haramiler ordusu, ben bu orduyu yedek subaylarla yönetirim" demiştir? Bu ülkede kim üniversitelerin özerkliğini kaldırmıştır? Kim kim kim?
palavra
Quote:
Menderes'in indirilmesine sevinirdim o dönemde yaşasaydım. Şuan da iyi ki indirilmiş diyorum.

Sizin gibilerin azinlikta olmasini gormek sevindirici,guzel olan da bundan sonar secilmis hic bir mesru basbakanin boyle adice indirildigini group sevinemeyecek olmaniz.o gunler geride kaldi


Quote:
İçki içen taşkınlık yapan diye ne güzel anlatmışsın Milletimi.


Millet degil guruh ,kuru kalabalik
Belki democrat partinin veya bazi demokrat partililerin yanlis davranislarindan incinmis bazi insanlarda onlarin iktidardan gitmesine bir sekilde sevinmis olabilirlar ama boyle bir olayi icki icerek ,gobek atarak kutalamak adiliktir.
darbecile cok kisa bir surede iki gruba bolunmus
iclerinden 14 tanesi dunyanin degisik sehirlerine surgune gonderilmistir
yine bu darbeciler binlerce ust rutbeli subayi bir anda emekliye sevketmislerdi
sirf amerika istedi diye
ordudaki alt-ust birbirine karismis
belkide balkan savaslarindan beri ,ordumuz en karisik halini yasamistir.
bu darbede sonrakiler gibi amerikan gudumunde gerceklesmistir.


Quote:
Sizin için alkol ayrı bir insan kategorisidir zaten.


Ayri bir icecek kategorisidir.alkok kullandigi icin kimseyi kinamiyorum.isteyen istedigi kadar icebilir.
Quote:
Her neyse bu konuya hiç girmeyeceğim. Verdiğim günlüğü okuduysan bu içki içen güruh açıklamasının ne kadar saçma olduğunu anlarsın. Hürriyet manşetini okuyup, "amaaan Hürriyet zaten Aydın Doğan medyası..." bile diyebilirsin belki Hürriyet'in tarihini bilmeden.


Hurriyetin tarihini bir hayli iyi bilirim,simavi ailesinide hurriyetin 2.dunya savasi yillarinda koyu bir hitlerci oldugunuda
Daha sonar KOC holdingin destegiyle ,aydin doganin eline gectiginide,bu alis veriste yapilan usulsuzluklerin sagda solda konusulmamasi icin semavilerin mehmetcik vakfina o zamanin parasiyla 100 milyar lira bagista bulundugunuda bilirim


Quote:
Neden İsmet İnönü idam edilmedi?


Darbeyi korukleyen zaten o idi,idam edilmek ne demek eleman yaptigi onca yanlis icraattan dolayi yargilanmadi bile
TUNCELI nin koylerini ucaklarla bombalatan bu elemandir.
Demokratlara sonradan kurtlar vadisine de replik olan “sezi ben bile kurtaramam “ lafi onun tarafindan soylenmistir.
Quote:
Neden Celal Bayar idam edilmedi?


Idami istendi ,mahkemede idam cezasi aldi ,yas haddinden dolayi af edildi.
Quote:
Neden Süleyman Demirel idam edilmedi?

Zoru gorgudunde sapkasini alip sivistigi icin



Quote:
Yunanla, İngilizle, İtalyanla, Fransızla, vatanımız için savaştık, adnan menderes için değil.


Onuda basbakan yapan bu savasta savasanlardi.

Quote:
Gelelim adnan menderes ne yapmışa...
Ezan dedin geçtim. Bu ülkede kim "Siz isteseniz hilafeti bile geri getirebilirsiniz" demiştir? Bu ülkede kim "Ben odunu aday göstersem milletvekili seçtiririm" demiştir? Bu ülkede kim kendi partisine oy vermediği için bir ili, ilçe konumuna getirmiştir?(Kırşehir) Bu ülkede kim komunist yuvası haline geldiğini iddia ederek köy enstitülerini kapattı? Bu ülkede kim radyoya çıkıp Türk ordusuna "Haramiler ordusu, ben bu orduyu yedek subaylarla yönetirim" demiştir? Bu ülkede kim üniversitelerin özerkliğini kaldırmıştır? Kim kim kim?



Bunlar bir yigin bos laf.
Bir cogu medya dedikodusu
Vaktinde ozal icin simdilerde de bu hukumet icin bir suru asli astari olmayan bu tur sozler uyduruluyor
Bir kisinin uzun bir konusmasinin bir cumlesini aldiginizda ,hic kastetmedigi manalar cikarabilirsiniz
Onder sav dediginde saka oluyor,baskasi dediginde idamlik suc oluyor.
mr.emre
palavra wrote:

Quote:
Neden İsmet İnönü idam edilmedi?


Darbeyi korukleyen zaten o idi,idam edilmek ne demek eleman yaptigi onca yanlis icraattan dolayi yargilanmadi bile
TUNCELI nin koylerini ucaklarla bombalatan bu elemandir.
Demokratlara sonradan kurtlar vadisine de replik olan �sezi ben bile kurtaramam � lafi onun tarafindan soylenmistir.

Neden adnan menderesin onca çabasına rağmen bir şey olmadı bu adama?

palavra wrote:

Quote:
Gelelim adnan menderes ne yapmışa...
Ezan dedin geçtim. Bu ülkede kim "Siz isteseniz hilafeti bile geri getirebilirsiniz" demiştir? Bu ülkede kim "Ben odunu aday göstersem milletvekili seçtiririm" demiştir? Bu ülkede kim kendi partisine oy vermediği için bir ili, ilçe konumuna getirmiştir?(Kırşehir) Bu ülkede kim komunist yuvası haline geldiğini iddia ederek köy enstitülerini kapattı? Bu ülkede kim radyoya çıkıp Türk ordusuna "Haramiler ordusu, ben bu orduyu yedek subaylarla yönetirim" demiştir? Bu ülkede kim üniversitelerin özerkliğini kaldırmıştır? Kim kim kim?



Bunlar bir yigin bos laf.
Bir cogu medya dedikodusu
Vaktinde ozal icin simdilerde de bu hukumet icin bir suru asli astari olmayan bu tur sozler uyduruluyor
Bir kisinin uzun bir konusmasinin bir cumlesini aldiginizda ,hic kastetmedigi manalar cikarabilirsiniz
Onder sav dediginde saka oluyor,baskasi dediginde idamlik suc oluyor.


Öncelikle Önder Sav'ın dediklerine "şakadır, geçiniz" demiyorum. Ama kimseyi "araplara para kazandırma" yada "muhammet seni geri bırakmaz" dediği için suçlayamazsınız.

adnan menderes hakkında "aslı, astarı olmayan sözler" diye nitelediklerinizin ise hepsinin kanıtları mevcuttur.
palavra
kemal tahirin "bozkirdaki cekirdek " isimli guzel bir romaninda bu okullarin neden kapatildigi tezi islenmektedir.
firsat bulursaniz bir okuyunuz.

Quote:
Başlığa bakıp da olaya bodoslama gireceğim sanılmasın.


Çünkü Köy Enstitüleri'ni kuranların acayip iyi niyetli olduklarına inancım tamdır.


Ve işte bu yüzden putu kırarken anlama çabasını terk etmeyeceğim.


Bu girişin ardından şimdi gönül rahatlığıyla temel soruya geçebilirim:


Ne istiyorlardı Köy Enstitüleri'ni kuranlar?


Yani tek parti döneminin ünlü isimleri, Tonguç Babalar, Hasan Ali Yüceller neyi hedefliyorlardı?


Benim cevabım şudur:


Bir 'Anadolu aydınlanması' düşlüyorlardı.


Piyano çalan, tenis oynayan, Gogol okuyan, tiyatro yapan köylü tipini ortaya çıkarmak istiyorlardı.


Enstitü sayesinde köylerdeki sefalet yenilecek, gerilik ortadan kalkacak, feodal ilişkiler son bulacaktı.


Bir büyük 'kültür ihtilali' gerçekleşecekti.


Tabi işin içinde köylünün yeni rejime sadakatinin sağlanması ve kırsaldaki dinsel etkinin azaltılması gibi 'resmi beklentiler' de yok değildi.


Ve fakat...


Olmadı. Olamadı.


---


Peki neden olmadı?


Bu soruya her kesimin verdiği yanıt farklıdır.


Dincilere sorarsanız...


"Enstitülerde din iman hak getireydi. Kız erkek karışık eğitim veriliyordu. Bu yüzden olmadı" yanıtını alırsınız.


Sağcılara sorarsanız...


"Köy Enstitüleri mi? Bırakın şu komünist yuvalarını" yanıtını alırsınız.


Kemalistlere sorarsanız...


"Pekala tutmuştu. Anadolu'nun aydınlık yüzü belirmişti. Ama sabredilmedi. CHP birini kapattı. Bundan cesaret alan karşı devrimci Demokrat Parti, tuttu hepsini kapattı" yanıtını alırsınız.


Aykırılara sorarsanız...


"Bu okullardan yarı aydınlar çıktı. Sıkıcı ve şabloncu köy romancıları çıktı. Devlet eliyle aydın yetiştirilirse işte böyle olur" yanıtını alırsınız.


---


Benim "Köy Enstitüleri neden tutmadı?" sorusu için bulabildiğim yanıtı belirleyen isim, "Bozkırdaki Çekirdek" romanında meseleyi tartışan Kemal Tahir'dir. Onun bu konuya genel yaklaşımının bir tarafı beni ikna etmiştir.


Kemal Tahir'e göre:


Tek parti yönetimi, Köy Enstitüleri ile köylülüğü esas alıyordu.


Enstitüler köylüye, köyde yaşamını -verimi arttırarak- idame ettireceği şekilde bilgiler vermekteydi.


Oysa köyden ziyade şehirleşme esas alınmalıydı.


---


Kemal Tahir'in bu yaklaşımından yola çıkarak benim ulaştığım sonuç şudur:


Köy Enstitüleri, köy çocuklarının önünü kesiyordu.


Bir biçimde şehre kapağı atıp Cumhuriyet'in eşitlik prensibinden yararlanarak yükselmek isteyen, yani mimar olmak, doktor olmak, avukat olmak isteyen köy çocuklarına, "Siz en iyisi burada kalın... Bakın işte sizin mektebiniz budur" denilmek isteniyordu.


Yani 'Enstitü alternatifi' köy çocuklarının yırtma çabasının önüne engel olarak çıkıyordu.


Bu açıdan bakılırsa, Enstitüler için "Köylüsün köyde kal" projesi diyebiliriz...
---


Geçtiğimiz gün Demirel'in konuk olduğu "Genç Bakış" programında gazeteci Musa Ağacık, son zamanlarda gericiliğin arttığından dem vurduktan sonra "Köy Enstitüleri neden kapatıldı?" sorusunu sormuştu...


Demirel bu soruya, "İşlevi sona erdi, köy kalmadı, enstitü yerine her yere üniversite açıldı, enstitüleri Demokrat Parti değil CHP kapattı vs" tarzında bir yanıt geliştirmeye çalıştı.


Oysa şöyle bir yanıt verseydi çok daha ikna edici olabilirdi:


"Bak Musa kardeşim... Ben İslamköylü'yüm. Eğer Köy Enstitüsü'ne gitseydim şimdi emekli köy eğitmeni olacaktım. Ama İstanbul Teknik Üniversitesi'ne gittim. Mühendis oldum. Siyaset yaptım. Başbakan oldum, Cumhurbaşkanı oldum. Cumhuriyet'in getirdiği eşit birey olma hakkından sonuna kadar yararlandım".


Şunu söylemek istiyorum:


Demirel ve benzerlerinin ulaştıkları makamlar, Köy Enstitüsü işinin neden tutmadığının da bir göstergesidir.

Ahmet HAKAN tarafından yazılan bu makale, 04 Ocak 2006 Çarşamba günü yayınlanan Hürriyet Gazetesindeki köşe yazısıdır.




Quote:
27 Mayıs darbesinin üzerinden tam 48 yıl geçti. Bir başbakan ve iki bakanın idamıyla sonuçlanan darbeyle ilgili çok şey yazıldı, söylendi. Üzerinden yarım asır geçse de toplum hafızasında hâlâ canlılığını koruyor. Darbenin etkileri sadece hedefteki siyasilerle sınırlı kalmadı. Aileleri, yakınları psikolojik tacizlere, baskılara, tecride maruz kaldı yıllarca. Hatta ihtilalciler işi o kadar ileriye vardırdılar ki idama mahkum edilenlerle manevi bağı olduğuna inandıkları illeri, ilçeleri, beldeleri hatta köyleri bile bir nevi topluca cezalandırdılar. Tacizlere maruz kalanlar büyük dramlar yaşadı, yaşıyor.

Bütün bunların yaşandığı yerlerden biri de Bursa’nın Gemlik ilçesine bağlı Umurbey beldesi. Celal Bayar’ın doğduğu köy olan Umurbey, darbe dönemi ve sonrasındaki yıllarda büyük sıkıntılar yaşadı. Umurbeyliler, üzerinden yarım asır geçen darbenin izlerini hâlâ silmiş değil. 27 Mayıs ve dönemin mağdurlarını çağrıştıran her olay onları yaşadıkları yıllara götürüyor.

27 Mayıs’a giden süreci çok iyi takip ediyordu Umurbeyliler. Ne de olsa Demirkırat (Demokrat Parti) Umurbey’de kurulmuş, Türk demokrasisinin temeli bu köyde atılmıştı. Bu yüzden hemşehrileri Celal Bayar ile Başbakan Adnan Menderes’e büyük sevgi ve saygı duyuyorlar, onlara sahip çıkmayı ‘vefa borcu’ görüyorlardı.

O dönemde henüz televizyon olmadığı için herkes gibi onlar da Alparslan Türkeş’in darbeyi duyuran konuşmasını radyodan öğrenir. Sabahın erken saatlerinde herkes şok içindedir. Ama asıl şoku birazdan yiyecektir Umurbeyliler. Çünkü köylerine askerler akmaya başlar cemselerle. Köyün bütün giriş çıkışları kontrol altına alınır. 83 yaşındaki Rıfat Somer’in ifadesiyle “Bir bakıma kuşatılır” belde. Milli Birlik Komitesi üyesi bir üsteğmen, kendisinden kıdemce daha rütbeli olan beraberindeki yüzbaşıya emir verir köylüyü meydanda toplamak üzere. Köyün erkekleri meydanda toplanır. Bu sırada köylüye gözdağı vermek için erlere emir verilir. Mermiler silahların ağzına sürülür.

YUNAN İŞGALİNİ HATIRLATAN MANZARALAR AĞLATTI

Herkes büyük korku içindedir. Bazı yaşlılar ağlamaya başlar. Üsteğmen, “Ne oldu babalıklar, zülfiyare mi dokunduk?” şeklinde alaycı bir tavırla ağlama sebeplerini sorar. Yaşlılar cevap vermeye cesaret edemeyince o dönemde köyün okumuşlarından Osman Gürsoy, söz alarak şunları söyler: “Kurtuluş Savaşı’nda Yunan askerleri köylüyü tam da burada topladı. Hatta şu caminin bahçesinde bulunan çınar ağacına bazı gençlerimizi astılar. Onlar da sizin gibi mermileri tüfeğe sürüp bize doğrultuyorlardı. O manzaralar aklımıza geldi. O yüzden ağlıyoruz.” MBK’li üsteğmen bunun üzerine kısa süreli bir şaşkınlık geçirir. Ortalık buz kesmiştir âdeta. İlkokul mezunu köylü ders dolu konuşmasına devam eder: “Siz kimsiniz, biz kimiz? Sizler bizim evlatlarımızsınız. Benim 5 erkek çocuğum var. Bunlardan bazıları askerliğini yaptı, diğerlerini de askerliğe hazırlıyoruz. Hepimiz askeriz oğlum.”

UÇAKLAR KÖYÜ BOMBALADI, KADINLAR DÜŞÜK YAPTI
Osman Gürsoy’un sözleri biraz pahalıya mal olur. Çünkü üsteğmeni rahatsız eden bu cevap nedeniyle Gürsoy ve köyün ileri gelenleri tutuklanarak cezaevine gönderilir.

Köylüler gördüğü baskı ve şiddet karşısında darbeyi falan unutur, kendi derdine düşer. Çünkü darbe sabahıyla birlikte köyde yeni bir dönem başlamıştır. Asker her yerde devriye gezer, bazı evlerin kapısında nöbet tutar, kapılar pencereler dinlenmeye başlanır. Köylü âdeta psikolojik işkenceye maruz bırakılır. Köyün gençleri zaman zaman sıra dayağından geçirilir.

Köyde bütün bunların yaşanması yetmiyormuş gibi havadan da tacizler yapılır. Darbeden iki gün sonra uçaklar sürekli uçuş yapar köy semalarında. Uçuşlar bazen o kadar yakındır ki evlerin camları kırılır, korkan yaşlılar sandalyelerin altına girer. Köpekler dâhil aşırı gürültüden korkan hayvanlar başka köylere kaçar. Korku içinde kalan çocuklar uyuyamaz olur. 80 yaşındaki Nezihe Somer, yaşadıklarını şu sözlerle anlatıyor: “Biz evin içinden çıkamazdık askerlerin korkusundan. Çocuklar korkudan bir şey isteyemez oldu. Uçaklar hayatımızı altüst etti. Sesleri kulaklarımda çınlıyor hâlâ.” Nezihe teyze, yaşadıklarını aktarırken o günlere gidiyor, bazen heyecanlanıyor, bazen de sessizliğe gömülüyor. Gözleri yaşarıyor, pencereden dışarı bakıyor. Sanki sürekli tetikte beklediği o günlerdeki tedirginliği ve hayal kırıklığını bir kez daha yaşıyor: “Allah bir daha o günleri yaşatmasın.”

Uçak tacizleri sadece uçuşlarla sınırlı kalmaz. Zaman zaman egzoz patlamasına benzer yüksek desibelli sesler çıkartılır kasıtlı olarak. Amaç gözdağı verip köylüyü sindirmektir. Tacizler günlerce sürer. Köylü tepki göstermez. 81 yaşındaki Hasan Beşli “Ne derlerse yapardık; ama yine hırslarını alamazlardı.” diyor. Hızını alamayan darbeciler, bu sefer köye bomba atılmasına karar verir. Bunun üzerine Eskişehir Ana Jet Üssü’nden havalanan uçaklar, köyün 200-300 metre uzağındaki tepeleri bombalar. Gerisini Nezihe teyzeden dinleyelim: “O zaman 6 aylık bir çocuğum vardı. Önümde mamasını yediriyordum. Birden şiddetli bir patlama sesi duydum. Can havliyle yere kapaklandım. Nasıl olduysa oğlumu da alıp kendimi ona siper etmişim. Günlerce uyku uyuyamadık çoluk çocuk olarak. Ne istiyorlardı bizden, ne günahımız vardı bilemiyorum.”

Köyde yaklaşık bir hafta boyunca süren uçak tacizlerinden dolayı bazı vatandaşlar kalp krizi geçirir, hastaneye kaldırılır. Yine köylülerin anlatımına göre, atılan bombalardan korkan bazı hamile kadınlar erken doğum yapar, bazıları ise düşük. Nezihe teyze, “Kime ne diyebilirdik ki! Azıcıkın sesini çıkaran erkekleri zaten hemen ya köyden sürüyorlardı, ya da mapushaneye gönderiyorlardı. Uçaktan atılan bombalar nedeniyle bazı kadınlar düşük yaptı. Ama bunların kimler olduğunu söylemedik.” diyor. Bu arada saat 22.00’den sonra kimse evinden çıkamaz, bunu göze alanlar hapsi de göze almış demektir. Köyde 3-5 kişi bir araya gelse dayaktan geçirilir. Köylünün altınlarını ve yüzüklerini almak da komitacıların uyguladığı sindirme taktiklerindendir.

MENDERES DÖNEMİNDE İNSANLIĞIMIZI ANLADIK
Darbe sonrası kurulan Yassıada Mahkemeleri, 77 yaşındaki Celal Bayar ve 11 sanığı ömür boyu hapse mahkûm eder. Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu Eylül ayında idam edilir. Bütün Türkiye’yi yasa boğar idamlar. Ancak, infaz haberleri Umurbey’de çok daha farklı yankılanır, farklı hissedilir. O dönemde bin 200 nüfuslu olan köy sessizliğe gömülür. Kimsenin ağzını bıçak açmaz. 1964-67 yılları arasında Umurbey Belde Belediye Başkanlığı yapan 83 yaşındaki Rıfat Somer, o günleri anlatırken kelimeler boğazında düğümleniyor. Ardından anlatmaktan vazgeçer gibi oluyor. Ama bizi kırmamak için kendini toparladıktan sonra başlıyor konuşmaya: “O günde âdeta her evde yas vardı. Sanki herkesin evinden cenaze çıkmıştı. Çoluk çocuk günlerce ağladık. Yıllarca beklediğimizi bulmuştuk. Bunu kaybedince bir türlü kabullenemiyorduk. Çok büyük adamlardı, ama yaşatmadılar. Celal Bayar’ı da belki Atatürk’ün arkadaşı olduğu için asmadılar.”

Rıfat dede, ilerlemiş yaşına rağmen yaşadıklarını hâlâ belleğinde tüm ayrıntılarıyla hatırlıyor. Örneğin askerî yönetimle Demokrat Parti farkını şöyle anlatıyor: “Ekmek bulamazdık. Buğdayımız var. Un yapamıyoruz. Un yapınca eve getiremiyorduk. Jandarmaya yakalanıyorduk. Şehirlerarası yollar yoktu. DP döneminde yollar yapıldı. Köylere traktör girmeye başladı. Kısacası insan olduğumuzun farkına ancak bu dönemde vardık.”

Rıfat Somer, Umurbeylilere uygulanan baskıların Adalet Partisi’nin iktidara geldiği 1965 yılına kadar sürdüğünü söylüyor. Yani tam 5 yıl boyunca darbecilerin görülmemiş sindirme taktiklerine, küfür ve hakaretlerine dayanmak zorunda kalmışlar. Tabii onları savunanlar da olmuş. Örneğin asker bir paşanın oğlu olan dönemin CHP Gemlik İlçe Teşkilatı Başkanı Daniş Ekim devreye girmiş. Bu köyden kimseye zarar gelmeyeceğini belirterek onlara kefil olmuş. Bunun üzerine baskılar bir nebze olsun azalmış, ama hiçbir zaman kesilmemiş.

DERSİM GİBİ DAĞITACAKLARDI
Yıllar sonra komitacıların bu tutumlarının altında başka niyetlerin olduğu ortaya çıkmış. Köylülerin ifadelerine göre, kendilerini tahrik edip başka yerlere sürmek istemişler. Yani köylüleri tahrik edip, askere karşı gelmelerini sağlamak, ardından da güvenlik gerekçesiyle beldeyi dağıtmak istemişler. Hatta bunun için her türlü tedbir bile alınmış. Umurbeylilerin Doğu’nun en ücra köşelerindeki köylere taksimi bile yapılmış. Köy kahvehanesinin bahçesinde yan masada bizi dinleyen beldenin yaşlılarından Ali Gedik heyecanlanarak masaya kadar geliyor: “Bizi İnönü dönemindeki Dersim (Tunceli) gibi dağıtacaklarmış aslında. Ama biz dikkatli davrandık. Ellerine koz vermedik.” Gedik, MBK’nın tutumundan dolayı askere bakışlarının olumsuz etkilendiğini de söylüyor.

YAŞ ORTALAMASI BİLE DÜŞTÜ

Umurbey, iklimi ve sahip olduğu coğrafi yapısıyla yaşamak için son derece uygun bir belde. Denize çok yakın olmasına rağmen yükseklikten dolayı nem oranı son derece düşük. Zeytin ağaçları başta olmak üzere bağ ve bahçelikler içindeki Umurbey, Türkiye’de oksijen oranı en yüksek bölgelerden biri. Bu yüzden köyde yaş ortalaması Türkiye ortalamasının çok üzerinde. Sakinlerinin anlatımına göre halen yaş ortalaması 90 civarında. Aslında bu ortalama, geçmiş yıllarda çok daha yüksekmiş: 100’ün üzerinde! Köylülere bu düşüşün sebebini soruyoruz, şakayla karışık şu cevabı veriyorlar: “60 İhtilali bizde hâl mi bıraktı? Ömrümüzü yedi. Yıllarca gece gündüz canımız burnumuzda yaşadık. O günlerde yaşadıklarımız gözümüzün önünden gitmiyor.”

Bugün 4 bin civarında nüfusu olan Umurbey, Padişah Abdülaziz’in de dikkatini çeken bir beldeymiş. Rivayetlere göre, deniz yoluyla İstanbul’dan gelip Gemlik Körfezi üzerinden Bursa’ya giderken dikkatini çeker ve “Çok yüksek ve güzel bir yerde” diyerek hayranlığını dile getirir padişah. Bu arada o yıllarda Bursa’da yaptırılan iki rüştiye mektebinden biri Umurbey’e yaptırılır. Bayar’ın babası olan Bulgaristanlı Abdullah Fehmi Efendi de bu okulun ilk öğretmeni olur. Demokrat Parti’nin kuruluş hikâyesi de aslında Abdullah Fehmi Efendi ve oğlu Celal Bayar sayesinde Umurbey ile çakışır.

20 YIL CELAL BAYAR’A BAKTI

Celal Bayar, 1964’te Kayseri Cezaevi’nden çıktıktan sonra Umurbey’e yerleşti ve 1986 yılında ölümüne kadar burada ikamet etti. Nezihe Somer, “Ben ona 20 yıl baktım. Bizim için bir vazifeydi. Çok nazik bir insandı. Kimseden bir beklentisi yoktu. Çoğunlukla bizim evde yatardı. Bazen kendi evinde kalırdı. Ben yemeğini, kahvaltısını yapar götürürdüm. ‘Nezihe hanım çok iştahlı yemekler yapıyorsun, beni şişmanlatacaksın diyordu. Ölünce çok üzüldük. Hane halkından birini kaybettik sanki.

Umurbey’de dolaşırken her yerde DP’nin izlerini görmek mümkün. Celal Bayar’ın evi, Menderes, Polatkan ve Zorlu isimleri cadde ve sokaklara verilmiş. Bayar’ın mezarı burada kendisi için yapılan Anıtmezar’da bulunuyor. Beldedeki Celal Bayar Müzesi, müze olmaktan çok DP’li yılların arşivi mahiyetinde.

GÜVENTÜRK: BAYAR’I BİZE YANLIŞ TANITMIŞLAR

Emekli Korgeneral Faruk Güventürk’ün darbeden sonra 1972’de, Umurbey’de bulunan Celal Bayar Müzesi’ne yaptığı ziyarette, ziyaretçi defterine yazdıkları, darbe pişmanlığının izlerini haykırıyor gibi. Yıllarca dindar insanlara karşı takındığı sert tutumuyla bilinen ve Menderes, Zorlu ile Polatkan’ı normal süresinden önce idam ettiren Güventürk, deftere şunları yazmış: “Bu güzel köyde ‘Bayar’ müzesini, kütüphanesini gezdim. Hayran kaldım. Her devlet reisine örnek bir hareket. Milyonlara varan maddi değerli hediyeleri müzeye bağışlamak cidden takdire şayan. Celal Bayar’ı çok yanlış tanıtmışlar bize. Sayın Bayar’ı, bütün gönlümle takdir ettim. Bir kere daha anladım ki Atatürk, insan seçmekte yanılmazmış. Hayranlık, sevgi ve saygı hislerimle dolu olarak ayrılıyorum.”

palavra
http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=30376



Quote:
Ahmet Er, 27 Mayıs’ı yapan Milli Birlik Komitesi’nin yaşayan üyelerinden. Türkeş’in grubu olarak bilinen 14’lerden Er, Menderes’in idamını sürgünde radyodan dinlediğini söylüyor ve ekliyor: “Haberi duyunca eşimle saatlerce ağladık.”
palavra
60 ihtilalinden sonra 2 defa darbe girisimi yapan talat aydemirde,basarisiz olan bu girisimlerin sonunda idam edildi.


Quote:
27 Mayıs darbesinin 48. yıldönümü ilginç itiraflara sahne oluyor. Yassıada'da görev yapan subaylardan emekli Korgeneral Salih Acarel'in "Yassıada'da görev yapan subaylar kendilerini gizledi." açıklamasının ardından bir itiraf da darbeci subaylar arasında yer alan Sami Küçük'ten gedi.



O dönemde kurmay albay olan Küçük, Milli Birlik Komitesi (MBK) üyesi Mehmet Özgüneş'in kendisine, "İdamlara korkuyla evet dedim, vicdan azabı çekiyorum." dediğini açıkladı. Türk siyasi tarihinde kara bir leke olarak yer alan idamların Milli Birlik Komitesi'nde 9'a karşı 13 oyla alındığını belirten Küçük, son güne kadar idamlara karşı çıkan Özgüneş ile Ahmet Yıldız'ın karar değiştirerek lehte oy kullandığını kaydediyor. Küçük, "Bu iki arkadaş fikirlerini değiştirmemiş olsalardı idamlar yapılmayacaktı." diyor.

Sami Küçük, geçtiğimiz günlerde 27 Mayıs anılarını bir kitap halinde yayınladı. Küçük, kitapta hem kendisine hem de silah arkadaşlarına ait hatıralara yer veriyor. Küçük'ün yazdıklarına göre MBK üyelerinden Mehmet Özgüneş, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan'ın asılmasına tehditler sonucunda onay verdi. Kendisinin idamlara karşı oy kullandığını belirten Sami Küçük, Özgüneş'in itirafını kitabında şöyle anlatıyor: "İdamlardan iki gün sonra Meclis'te komisyon odasında otururken kapı açıldı. Komisyon üyesi Mehmet Özgüneş içeriye girdi. Sandalyesine oturur oturmaz bana dönerek, 'Albayım ben çok vicdan azabı çekiyorum. Biliyorsunuz ki ben idamlar aleyhindeydim. İdamların karara bağlanacağı gün öğleden sonra Harp Okulu Komutanı Talat Aydemir, benimle görüşmek istediğini bildirdi. Meclis'te buluştuk. Bana 'Yüce Divan'ın aldığı idam kararlarının Silahlı Kuvvetler Birliği olarak yerine getirilmesini, yani idamların yapılmasını istiyoruz. İdamların aleyhinde oy kullananların akıbetlerinin ölüm olacağını bildirmek isterim. Ona göre hareket et' diyerek ayrıldı. Ben bu uyarıya uyarak idamlar lehinde oy verdim. Öldürülme korkusuyla vicdani kanaatim dışında oy kullandığım için şimdi çok vicdan azabı çekiyorum.' dedi."
Sami Küçük, 27 Mayıs'ın ardından ordudan atılan 5 bin subaya ilişkin de önemli bir iddiada bulunuyor. Küçük, Türk Silahlı Kuvvetleri'nde büyük bir kıyım olarak tarihe geçen tasfiye hareketi için NATO'dan para alındığını öne sürüyor. Küçük, bu konuda, "Bu proje NATO'ya anlatıldı ve NATO'dan, belleğim beni yanıltmıyorsa 10 milyon dolarlık ödenek geldi." görüşünü dile getiriyor.


palavra


Quote:
27 Mayıs'ın Bilinemeyen Bir Yönü: FATİN RÜŞTÜ ZORLU NEDEN ASILDI?



27 Mayıs’ın üzerinden 48 yıl geçtiği bugünlerde gerçek nedeni hiç sorgulanmamış bir konuyu, dahası hiç sorulmamış bir soruyu ele almak istiyoruz: Fatin Rüştü Zorlu neden asıldı?



Bu sorunun cevabını verirken, hayatı boyunca 27 Mayıs’ın, CHP’nin, İsmet İnönü’nün yanında olmuş, İnönücülüğü, katı laikçiliği tartışmasız bir sol Kemalist olan Cumhuriyet yazarı gazeteci-siyasetçi Orhan Birgit’in (öyle ki Orhan Birgit, 27 Mayıs sonrasından bir grup gazeteciyle birlikte “Yassıada Saati” adlı programı hazırlayan kişidir) kitabından[1] yararlanacağız.



Önce özetlersek, Fatin Rüştü Zorlu’nun asılma nedenini 3 ana başlıkta toplamak mümkündür:



Adnan Menderes’in bacanağı, Tevfik Rüştü Aras’ın damadı ve dolayısıyla Evliyazade ailesinin damadı olması
Samimi olarak dönmüş, yani mühtedi olması (Kapani-Karakaş çekişmesi)
Dışişleri Bakanı olarak neo-Osmanlı bir tavır sergilemesi, hariciyedeki ürkek ve pasif politikalara son verip Türk dışişlerinin emperyalizmi korkutan çıkışlar yapması. Bunlar arasında en önemlisi Kıbrıs konusunda izlediği milli tutumdu. Özellikle Türk Mukavemet Teşkilatı’nı kurmasını emperyalizm affetmeyecekti.
Şüphesiz bu faktörlerden en önemli olanı üçüncüsüdür. Bunun neden öyle olduğunu Orhan Birgit’ten okuyarak anlamaya çalışalım:



“Zaferi kazanan DP’nin Üçüncü Hükûmeti’ni de Adnan Menderes kurdu. Bakanlar Kurulu’nda yedi yeni bakan yer aldı. Çanakkale Milletvekili Fatin Rüştü Zorlu, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı oldu…



Bayar’ın Cumhurbaşkanlığı’na yeniden seçildiğini söylemek gereksiz. Ama DP’nin dört kurucusundan diğer ikisi, yani Koraltan ve Köprülü’nün bu kez eski makamlarına gelemeyecekleri yolundaki basın tahminleri sadece temenniden ibaret kaldı. Refik Koraltan TBMM başkanıydı. Köprülü de şimdilik yine Dışişleri Bakanı’ydı.



Adnan Menderes’in parlamentoya aldığı yeni çehre Fatin Rüştü Zorlu, Hoca’nın Dışişleri koltuğunu kısa bir süre içinde sallayacak ve yerini alacaktı.



Köprülü, Türkiye’nin geleneksel dış politikasını, yani karınca ezmez bir politik yaklaşımı dikkatle uygulamayı sürdürüyor; koltuğunu devraldığı CHP’li Necmettin Sadak’ın Kıbrıs’a bakış açısını değiştirmiyordu. Bu yüzden de İngiltere’nin İkinci Dünya Savaşı sonunda birçok dominyonunda olduğu gibi Akdeniz’deki bu stratejik önemi yaşamsal olan adadaki egemenliği bırakmaya hazırlandığı bir dönemde Yunanlıların ilhak politikası gündeme gelince Türkiye, bakış açısının yanlışlığını gördü. Yeni Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü bu fark edişin asıl mimarı olacaktı. Ama bu alandaki hizmetlerinin değerlendirilmesi için, onun Yüksek Adalet Divanı’ndaki hazin sonunu izleyen uzun yıllar geçmesi gerekecekti. Zorlu, Londra ve Zürih antlaşmalarını gündeme getiren, Kıbrıs Mukavemet Örgütü’nün oluşturulmasında rol alan bir “adam”dı.



...



Zorlu’nun Dışişleri Bakanı olmasının Türkiye’nin Kıbrıs’ta yeni bir politika izlemesiyle eşdeğer olduğu nice zaman sonra ortaya çıkacaktı. CHP’den devraldığı dış politikayı aynı ihtiyatlı tutum için yürüten Fuat Köprülü bize Türkiye’nin Kıbrıs üzerinde herhangi bir iddiası olmadığını söylemişti…



Fatin Rüştü Zorlu’dan sonradır ki bir yandan Londra ve Zürih Antlaşmaları’nın temel taşlarının döşenmesi için çalışmalar başlamış, öte yandan, adada bir Türk Mukavemet Teşkilatı’nın kurulması için adımlar atılmıştı.



Fatin Rüştü Zorlu, ağustos ayının son günü İngiltere’nin girişimiyle Türk ve Yunan hükûmetlerinin de katıldığı Londra Konferansı’nda Kıbrıs’ta İngiltere’nin yanı sıra, Türkiye’nin de söz hakkı olduğunu ısrarla savunmuştur.



…



Konferansın ev sahipliğini yapan İngiliz Dışişleri Bakanı MacMillan Kıbrıs’ın İngiltere’nin bir iç sorunu olduğu görüşünde ısrar ederken, Zorlu adanın kaderinin sadece Türkiye ile İngiltere arasında tayin edilebileceğini savunmuştu…



Zorlu, aynı gün bir Yunan gazetesine verdiği demeçte komşuya bir kavşaktan ayrılan iki yoldan birisini seçmelerini belirterek “Ya Kıbrıs’tan ya da Türk dostluğundan vazgeçmelisiniz” dedi. Türk Dışişleri Bakanlığı koltuğunda ilk kez bir şahin oturuyordu.”



Bilindiği üzere İsmet İnönü ve ekibi denge politikası gütmeyi seven, “küçük olsun bizim olsun” yaklaşımına bel bağlayan statükocu, değişime dirençli idareci profilini temsil etmektedir. Bu anlayış, konu dış politika olduğunda daha da belirginleşir. Sadık bir İnönücü olan Orhan Birgit bile, Türkiye’nin o dönemdeki politikasını “karınca ezmez” ve pasif olarak tanımlamaktadır. Bu yaklaşım, Fuad Köprülü’nün bakanlık yaptığı DP’nin ilk dönemindede aynen devam etmiştir. Birgit’in şu cümlesi oldukça dikkat çekici: “CHP’den devraldığı dış politikayı aynı ihtiyatlı tutum için yürüten Fuat Köprülü bize Türkiye’nin Kıbrıs üzerinde herhangi bir iddiası olmadığını söylemişti”. Evet, CHP’nin de, bu çizgiyi sürdüren Köprülü’nün de düşüncesine bakacak olursak Türkiye’nin Kıbrıs üzerinde herhangi bir iddiası yoktu. Oysa Fatin Rüştü Zorlu, uluslararası dengeleri de altüst edecek bir biçimde bu pasif politikaya son veriyor, Türkiye’nin ağırlığını koymasına vesile oluyordu. Ve bu amaçla gizli bir yapılanma olan Türk Mukavemet Teşkilatını kurduracaktı.



Evet, Fatin Rüştü Zorlu, Kıbrıs davasında o zamana dek sürdürülen politikalarla başarılı olunamayacağını anladığı içindir ki gayrinizami harp usullerinin devreye sokulması gerektiğini vurgulamıştı. EOKA’nın yürüttüğü gayrinizami taktiklere karşı aynı ve hatta daha etkili yöntemlerle cevap verilmeliydi. Bu amaçla nelerin yapıldığını yine Orhan Birgit’ten okumaya devam edelim:



“Kıbrıs’ta gizli Türk örgütü: Volkan



……



Sorunun mitinglerle çözümlenemeyeceğini gören Ankara, Kıbrıs Türkleri’nden gelen silah ve cephane isteklerine yumuşak bakmaya başladı. O silahı kullanmasını bilecek, üstelik çete başıboşluğu içinde aklına eseni değil, tam bir emir komuta zinciriyle kendi inançları ile soydaşlarının yaşam hakkını savunacak bir örgüt oluşturulmalıydı.



Öyle bir örgütün anavatandan gelecek yetişkin subayların komutasında eğitilmesi ise kaçınılmazdı.



Kimi adadaki tek Türk bankası olan İş Bankası’nda görevli sıradan memur gibi, kimi gizli yollardan çıkartılacak ve halkın arasına karışarak kod adıyla çalışacak, bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda yetişmiş subay önce Türkiye’de yükseköğrenim görmüş, bir bölümü hala anavatanda bulunan Kıbrıslı gençleri güney kıyılarımızdaki gözden uzak yörelerde kurulan kampta yetiştirme görevini üstlendiler…



…Elbette genç Rauf Denktaş, Fazıl Küçük’ün yardımcısı olarak sadece legal çalışmalarda değil, bu yeraltı direnişinin örgütlenmesinde de öne çıkmıştı.



…



Yıllar sonra düşüncenin Türkiye’deki en güçlü isminin Fatin Rüştü Zorlu olduğu öğrenildi. DP’nin Devlet ve Dışişleri Bakanı olarak politik eleştirilere maruz kalan, dahası Yüksek Adalet Divanı tarafından ölüm cezasına çarptırılan Zorlu’nun sehpaya çıkarken sergilediği korkusuz tutumunun, Volkan olayına omuz verişiyle de bir kez daha önem kazandığını söylemeliyim.



Volkan’ın dışarıya karşı bilinen adı TMT, yani açık söylemle Türk Mukavemet Teşkilatı idi.”



Görüldüğü gibi, “Kıbrıs Türktür” davasının en temel dinamiğini oluşturan Volkan, namı diğer Türk Mukavemet Teşkilatı’nın kurulması ve harekete geçirilmesinde en büyük paya sahip olan Fatin Rüştü Zorlu’dur ve bu milli duruşunun cezasını (!) da canıyla ödetmişlerdir. Anlaşılan o ki emperyalizm intikamını feci bir şekilde almıştır…



Evet asli sebep, F.R. Zorlu’nun bu milli duruşudur ancak, yerli işbirlikçilerin bu cinayete ortak olmalarında başka faktörlerin de aranması gereklidir kanımızca. Bunlardan biri Fatin Rüştü Zorlu’nun Tevfik Rüştü Aras’ın damadı olmasıdır. Tevfik Rüştü Aras, Berin Menderes’in de eniştesi idi. Aras’ın önemli bir özelliği vardı: Atatürk’ün dışişleri bakanı ve aynı zamanda en yakın arkadaşı idi.



Aras ve yakınları Kapanilerle evlenmişlerdi. Mesela Aras’ın kendisi Evliyazadeler’den Makbule ile, Aras’ın yeğeni de Kapanilerin kızı Sevim Kapani ile evlenmişti…Bütün bağlantılar Aras ve ailesinin Kapani cemaatine mensup olduğu izlenimi vermektedir. Nitekim, 27 Mayıs’ın Karakaşların Kapanilere duyduğu öfke patlaması olduğunu da bir yere not etmekte fayda var.



Aras ile İnönü arasında derin bir çatışma vardı. Özellikle İnönü-Çakmak ikilisine karşı Aras ve Şükrü Kaya ikilisi mücadele ediyordu. İnönü’den kurtulmak için bir suikast planını bile devreye sokmuşlar ve bunu Atatürk’e onaylatmışlardı. (İlginçtir, bu suikastı da yine komitacı tıbbiyelilerden biri olan Refik Saydam engellemiştir.) Atatürk, çok güvendiği Aras-Kaya ikilisinin kaygılarını haklı bulmuş olmalıydı ki böyle bir eyleme izin vermişti. Atatürk’ün vakitsiz ölümü ise tüm dengeleri altüst etmiş ve iktidarın İnönü’ye geçmesine neden olmuştu. Yanına Fevzi Çakmak ve esas güç Fahrettin Altay Paşa’yı alan İnönü’nün karşısında durmak artık imkansızdı. İnönü, Aras ve ekibini hemen tasfiye etmişti. Aras’ın yerine Anglosakson yanlısı Şükrü Saraçoğlu’nun Dışişleri Bakanı yapılması da ayrıca manidardır.



İşte Fatin Rüştü Zorlu’nun, Kıbrıs politikası dışında, İnönü’nün can düşmanı bir ailenin ferdi olması, Adnan Menderes’in bacanağı olması ve Anglosakson çıkarlarına aykırı bir tutum izlemesi idamının infaz edilmesinde önemli bir rol oynamıştır.



Diğerleri kadar olmasa da Zorlu’nun idamında bu kadar kararlı ve ısrarcı olunmasında psikolojik bir etken olarak Zorlu’nun kendisi sabetayist kökenli olsun olmasın ve sabetayist bir aileden evlenmiş olmasına rağmen görüntüde değil gerçekten de Müslüman olmasıdır. Bunun delili olarak idam sahnesini düşünebiliriz:



“Başgardiyanın odasına geldiklerinde kelepçeleri açıldı. Abdest almak ve dini vazifelerini yerine getirmek istedi. Başsavcı Altay Egesel, Yassıada Komutanı Tarık Güryay ve diğer görevliler namazını kılan Zorlu’yu beklediler…” (Soner Yalçın, Efendi, sayfa 550, 5. baskı). Kuşkusuz idam edilmek üzere olan birisinin gösteriş yaptığı düşünülemez.



Elbette herkesin özellikle de bir ülke idaresinde bulunan insanların hataları, yanlışları ve hatta suçları olabilir. Bunlar, ancak adil bir yargılama sonucunda bağımsız mahkemelerce verilebilecek kararlarla tespit edilebilir.



On yıllık iktidar döneminde bir süre Dışişleri Bakanlığı yapmış birinin hataları da sevapları olacaktır ve bunlar ortadadır. Ne ki, katkıları özellikle kamuoyundan özellikle gizlenmiş ve sürekli karalama kampanyası yürütülmüştür. Zorlu’nun idamında özellikle 27 Mayıs darbesinin arkasında olduğu söylenen bir batılı devletin ne tür bir tavır aldığını merak ediyorum doğrusu! Kıbrıs davasında kahramanca bir duruş sergileyen, Türk Mukavemet Teşkilatını kurduran bu devlet büyüğünün idamını ve hatta iktidarın devrilmesini bir de bu gözle okuyun derim.



http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=171253
Related topics
Reply to topic    Frihost Forum Index -> Language Forums -> Turkish

FRIHOST HOME | FAQ | TOS | ABOUT US | CONTACT US | SITE MAP
© 2005-2011 Frihost, forums powered by phpBB.