FRIHOST • FORUMS • SEARCH • FAQ • TOS • BLOGS • COMPETITIONS
You are invited to Log in or Register a free Frihost Account!


uc maymun





palavra
nuri bilge ceylan "kan " festivalinde en iyi yonetmen odulu almis
uc maymun filmini daha izlemedim ama pesin pesin tebrik edeyim.
ulkemiz adina sevindirici.


Quote:
61. Cannes Film Festivali'nde 'Üç Maymun' ile En İyi Yönetmen ödülü Nuri Bilge Ceylan'ın oldu. Ceylan, törendeki konuşmasında sonucun kendisini şaşırttığını ve onur duyduğunu söyleyerek "Kazandığım ödülü yalnız ve güzel ülkeme ithaf ediyorum." dedi.



Bu yıl 61. kez gerçekleştirilen Cannes Film Festivali, dün geceki ödül töreniyle sona erdi. Altın Palmiye, Fransız yönetmen Laurent Cantet'in 'Entre Les Murs / The Class / Duvarlar Arasında' adlı filminin olurken, Nuri Bilge Ceylan 'Üç Maymun' ile En İyi Yönetmen ödülüne layık bulundu. Ödülünü Amerikalı oyuncu Fane Dunaway'in elinden alan Ceylan, konuşmasında "Kazandığım ödülü yalnız ve güzel ülkeme ithaf ediyorum." dedi.

Cannes'daki gösterimi sırasında izleyiciler ve yabancı basın tarafından büyük beğeniyle karşılanan ve drama gücü yüksek bulunan Üç Maymun'un yarışmanın büyük ödüllerinden birini alacağına kesin gözüyle bakılıyordu. Ceylan'ın senaryosunu eşi Ebru Ceylan ve Ercan Kesal birlikte yazdığı, Yavuz Bingöl, Ercan Kesal, Hatice Aslan ve Ahmet Rıfat Şungar'ın rol aldığı Üç Maymun, gerçekleri görmeme, duymama ve konuşmama olgusunu bir aile üzerinden anlatıyor. Filmde başrolü oynayan Yavuz Bingöl ödüllerin açıklanmasından sonra 'dünyanın en iyi yönetmeniyle çalışmaktan büyük mutluluk duyduğunu' söyledi. Bingöl, bu filmin diğer festivallerde de ödül alacağına inandığını belirtti. Filmin yapımcısı Zeynep Özbatur ise "Bu filmin en iyi yönetmen ödülü alması belki de, Altın Palmiye'yi almasından bile bizim için daha mutlu edici." dedi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de Ceylan'ın Cannes Film Festivali'nde ödüle değer görülmesi üzerine bir kutlama mesajı yayınladı. Nuri Bilge Ceylan, Cannes'a bu üçüncü kez katılmıştı.

21 yıl sonra Fransa'ya ilk Altın Palmiye

Gecenin galibi 'Duvarlar Arasında' filmi Fransızların eğitime bakışını anlatıyor ve bir okulun duvarları arasında, öğrenciler, öğretmenler, veliler ve okul yönetimi arasında geçiyor. Olayları adeta gizli kamera görüntüsü imiş gibi gerçekçi bir dille aktaran filmin yönetmeni Cantet, törendeki konuşmasında Fransız toplumunun çok yüzlülüğünü, çok kültürlü yapısını yansıtmaya çalıştığını söyledi. Ödülü, Cantet'e, ünlü oyuncu Robert de Niro verdi. Daha önceden ilki televizyon filmi olmak üzere toplam 4 film çeken Cantet, Fransız sinemasında uzun zamandır beklenen bir türün, sosyal hatta siyasi anlamda 'angaje' bir sinemanın en yetkin temsilcisi olarak kendini kanıtladı. Festivalde, en iyi senaryo ödülünü, Jean Pierre Luc Dardenne'nin 'Le Silence de Lorna' isimli filmi kazandı. Ödülü, geçen yıl bu ödülü kazanan Fatin Akın takdim etti. 22 filmin Altın Palmiye için yarıştığı 61. Cannes Film Festivali'nde Catherine Deneuve ile Clint Esatwood'a da özel ödül verildi. Cannes; Cihan, aa


İtalya iki ödül kazandı
En İyi Film: Entre Les Murs / The Class / Duvarlar Arasında, Laurent Cantet (Fransa)
En İyi Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan, Üç Maymun
En İyi Erkek Oyuncu: Benicio Del Toro, Che (ABD)
En İyi Kadın Oyuncu: Sandra Corveloni, Linha de Passe (Brazil)
En İyi Senaryo: Lorna's Silence, Jean-Pierre ve Luc Dardenne (Belçika)
Altın Kamera Ödülü: Hunger, Steve McQueen (İngiltere)
En İyi Kısa Metrajlı Film: MegatroMarian Crisan (Romanya)
Büyük Ödül: Gomorrah, Matteo Garrone (İtalya)
Jüri Ödülü: Il Divo, Paolo Sorrentino (İtalya)
61. Yıl Özel Ödülü: Catherine Deneuve (Fransa) ve Clint Eastwood (ABD)


maeglin20
Yavuz Bingöl oynamasaydı izlerdim..
palavra
maeglin20 wrote:
Yavuz Bingöl oynamasaydı izlerdim..


yavuz bingolun kusuru nedir?
sesi pek guzel degil ama turku soyleyen biri.



---bu arada altin palmiye kazanan fransiz filminde oynayan oyuncular arasindada bir turk varmis.


Quote:
Cannes Film Festivali'nde madalya alan tek Türk, Nuri Bilge Ceylan değildi. En büyük ödül olan Altın Palmiye'yi kazanan Fransız filmi Duvarlar Arasında'nın başrolünde gurbetçi bir Türk gencinin de yer aldığı ortaya çıktı. Samsunlu bir ailenin çocuğu olan Burak Özyılmaz, okuldaki günlük gelişmeleri anlatan filmde, çekingen öğrenciyi canlandırıyor. 15 yaşındaki Burak, yönetmen Laurent Cantet ile birlikte, ödülü Sean Penn'in elinden aldı. Zaman'a konuşan Özyılmaz, "Çok duygusal bir andı. Hepimiz ağladık." dedi.



Sinema dünyasının kalbinin attığı 61. Cannes Film Festivali'nde ödül alan tek Türk, Nuri Bilge Ceylan olmadı. Festivalin en büyük ödülü olan Altın Palmiye'yi kazanan Fransız filmi Duvarlar Arasında'nın (Entre les Murs) başrolünde oynayan öğrenciler arasında gurbetçi bir Türk oyuncunun da olduğu ortaya çıktı.

Paris'te yaşayan on beş yaşındaki Burak Özyılmaz, filmin yönetmeni Laurent Cantet ile birlikte, Altın Palmiye ödülünü Sean Penn'in elinden aldı. Cannes'dan dönüşünde Zaman'a konuşan gurbetçi genç, "Sevinçten şaşkına döndük. Şok içindeyiz. Birinci olacağımızı hiç beklemiyorduk. Çok duygusal bir andı. Hepimiz ağladık." dedi. Festivalin son gününde bazı oyuncu arkadaşlarıyla Paris'e dönmeye karar verdiklerini dile getiren Burak Özyılmaz, yönetmenden gelen telefon üzerine fikir değiştirerek kaldıklarını söyledi.

Samsunlu gurbetçi bir ailenin oğlu olan Burak Özyılmaz, Paris'in 20. bölgesindeki bir okulun bir sınıfındaki günlük gelişmeleri anlatan Duvarlar Arasında filminde, çekingen bir öğrenciyi canlandırıyor. İyi bir öğrenci rolünü oynayan Özyılmaz, ısrarla kendini ispat etmeye çalışıyor ve okulun sonunda da bunu başarıyor. Filmin çevrildiği Françoise Dolto Koleji, dün Fransız medyasının akınına uğradı. Özyılmaz ve filmde rol alan yirmiye yakın öğrenciyle mülakat yapan medyanın yoğun ilgisi üzerine okulda dersler düzenli olarak yapılamadı. Film, geçtiğimiz yaz temmuz ayında çekildi. Özyılmaz, çekimler nedeniyle geçtiğimiz yıl çok sevdiği memleketine tatile gidemediğini söyledi. Oğlunun başarısından dolayı çok mutlu olduğunu söyleyen baba Sezer Özyılmaz da, oğlu için "Ailecek çok sevindik. Bundan sonrası için, Burak'ın öncelikle eğitimine öncelik vermesini istiyoruz. Sonra bakalım." şeklinde konuştu. 61. Cannes Film Festivali'nin en iyi filmi seçilen Duvarlar Arasında'nın başarısı, Özyılmaz ailesi gibi bütün Fransa'yı sevince boğdu. En son 1987 yılında Altın Palmiye'yi kazanan Fransızlar uzun yıllardır büyük ödülü bekliyordu. Laurent Cantet, 21 yıl sonra bu mutluluğu Fransızlara yeniden yaşattı. Nuri Bilge Ceylan, "Üç Maymun" filmiyle bu yıl Cannes'da "en iyi yönetmen" ödülünü aldı. Cannes Film Festivali'nin ödülleri, Oscar'dan sonra sinema dünyasının en önemli ödülleri olarak kabul ediliyor.

mr.emre
palavra wrote:

yavuz bingolun kusuru nedir?
sesi pek guzel degil ama turku soyleyen biri.


http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=1507187
maeglin20
mr.emre wrote:
palavra wrote:

yavuz bingolun kusuru nedir?
sesi pek guzel degil ama turku soyleyen biri.


http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=1507187


Hızlısın Smile Aynı linki yolluyacaktım..
palavra
ilginc bir yasam oykusu

Quote:
Tarihî süreçlerden geçiyoruz. Yargıtay ve Danıştay bildirileri havada uçuşuyor. Dinleme iddialarının gölgesinde kalan ve CHP Genel Sekreteri Önder Sav’ın İslam peygamberi ve Müslümanlar hakkında söyledikleri, bu sürecin istenmeyen çıkışları olarak yazıldı hafızalara. Tarihî süreci perçinleyecek bir gelişme ise Kan’dan (Cannes) geldi. Yok, Oktay Akbal gibi Cumhuriyet yazarlarının bekledikleri yeni bir 27 Mayıs’ın ‘kan’lı haberi değildi bu! Yönetmen Nuri Bilge Ceylan’ın, 61’inci kez düzenlenen Cannes Film Festivali’nde en iyi yönetmen ödülünü Türkiye’ye kazandırdığıyla alakalı bir haberdi.

Böyle bir yazıya siyaset bulaştırmak laikliğe aykırı mıdır bilmiyoruz; ama Yılmaz Güney ve Şerif Gören’in Yol filmiyle Altın Palmiye, Fatih Akın’ın Yaşamın Kıyısında filmiyle en iyi senaryo ödülünü aldığı Cannes Film Festivali’nde Nuri Bilge Ceylan’ın, 1998’de Kasaba, 2006’da İklimler ile FIPRESCI (Uluslararası Film Eleştirmenleri Federasyonu) Ödülü’nü, 2003’te de Uzak filmiyle Jüri Büyük Ödülü’nü ve şimdi de en iyi yönetmen ödülünü alması Türk sineması açısından tarihî bir sürecin eşiğinde olduğumuzun açık bir işareti sayılabilir.

SUSARAK KONUŞAN ‘DOĞAL’ YÖNETMEN
Nuri Bilge, aslında bir ceylan ürkekliği ile girmişti sinemaya. Daha doğrusu teknik ve estetik birikimine rağmen ‘korkak ve mıymıntı’ hâlinden kurtulmak için adeta fırlatmak zorunda hissetmişti kendini bu alana. İlk filmi 1995’te çektiği Koza adlı kısa filmiydi. Ve bugün Türkiye’de sinema denince akla gelebilecek birkaç ismin başında geliyor Ceylan. Bunun sebebi ağırkanlı, oyuncu seçimi ve yönetimi, kurgudaki ustalığıyla sinema sanatında nevi şahsına münhasır bir kimlikle ortaya çıkması şüphesiz. Bütün bunların yanında filmlerinde ‘susarak konuşması’ da farklılığı oldu. Adı sessiz değil ama diyalogsuz filmlerin usta yönetmenine çıktı kısa sürede. İnsan sesi haricinde hemen her sesi başarıyla kullandı filmlerinde.

Bildiği doğrulardan taviz vermedi geçen sürede. Amatör oyuncuları tercih etti hep. Çünkü her daim doğallığın peşindeydi. Ona göre profesyonel oyuncu, bir süre sonra yönetmeninkini değil de kendi klişesini basıyordu filmin üzerine. En iyiyi aradı, bulamayınca da annesi Fatma Hanım ve babası Mehmet Emin Bey’i oynattı projelerinde. Bir de eşi Ebru Ceylan’ı. Bu tabii başta bütçe ile alakalıydı; ama sonradan işin özünde doğallık olması için de amatörleri tercih edecekti. Çünkü o inandırıcılığın peşindeydi: “Amatörler, insanı gerçekten şaşırtan, hiç aklınıza gelmesi mümkün olmayan yepyeni, kendiliğinden mimik ve jestlerle sahneye bir zenginlik kazandırabiliyorlar.”

Onun sinema yapması ‘nehir yatağını bulur’ misaliydi adeta. Çünkü en çok beğendiği yönetmenlerden biri olan Rus Andrey Tarkovski’yi ilk izlediğinde filmin yarısında çıkmıştı. Fakat aynı filmi dört yıl sonra izlediğinde ondan inanılmaz etkilenmişti. Tarkovsky ile birlikte Yasujiro Ozu, Ingmar Bergman, Robert Bresson ve İranlı Abbas Kiarostami’yi de en beğendiği isimler arasında saymaktadır bugün. Yazarlardan Çehov ve Dostoyevski, Ceylan’ın edebi sahadaki listesinde ilk sıralarda yer alır. Kasaba’da diyaloglarda Çehov’un hikâyelerinden alıntılar yaptığı için jenerikte onun ismine de yer vermiştir.

‘R’leri söyleyemediği için Nuri’den ziyade Bilge ismini tercih eden Ceylan, hayata ve olaylara bakışında da pek pozitif biri değildir. Genellikle en kötüyü hayal eder. Bunu son Cannes Film Festivali’nde de dile getirdi zaten: “Yüksekten uçanın düşüşü sert olur. Bu nedenle alçaktan uçmayı tercih ederim. Ödül de beklemiyordum.”

Alçakgönüllü, o kadar başarıya rağmen ‘havaya’ girmemiş Ceylan. Filmlerinden bildiğimiz gibi Nuri Bilge Ceylan, içe dönük, tutuk, fazla konuşmayan bir yapıya sahip. Melankolidir aslında onunkisi. Yalnızlığı seven, sosyallikten uzak duran, yani asosyal bir kişiliktir o. Belki de o nedenle, abone olduğu ödülleri almak için sahneye çıktığında bile lafı fazla uzatmaz. Sinema Yazarları Derneği’nin, yılın en iyilerini açıkladığı bir töreninde en iyi yönetmen ödülünü almak için sahneye davet edildiğinde mikrofonu eline alıp ‘Teşekkür ederim’ demekle yetinmişti. Bu çıkışıyla bile farklı olduğunu fark ettirmişti. Bu yüzdendir ki ‘Üç Maymun’la 61. Cannes Film Festivali’nde en iyi yönetmen ilan edildiğinde “Ödülü; tutkuyla sevdiğim, yalnız ve güzel ülkeme ithaf ediyorum” sözü, onu tanıyanları hem konuşmasının kısalığı hem de içeriği açısından şaşırtmamıştı. Fakat bu sözleriyle Türk milletinin göğsünde taht kurmayı da başarmıştı.

Nuri Bilge Ceylan’ın sinemayla buluşması, onun İngiltere’den Nepal’e, İtalya’dan Delhi’ye uzun yolculuklara çıkmasından sonra gerçekleşebilmiştir. Peki Nuri Bilge Ceylan kimdir?

26 Ocak 1959’da İstanbul’da dünyaya gelen Ceylan, aslen Çanakkalelidir. Ancak aile kökleri için bu kadar yalınlık söz konusu değildir: “Valla karışık. Selanik tarafı var. Yörüklük var, Çerkeslik var, her şey var.”

Ceylan’ın baba tarafı Balkanlar’dan göç etmiştir anayurda. İsmini aldığı dedesi Nuri Efendi, Balkanlar’da toprakla uğraşmış birisidir. Nuri Efendi, göçe maruz kaldıklarında ailesini de alarak, 1936’ya kadar Balıkesir’in Gönen ilçesine bağlı bir köy, sonrasında da Çanakkale’nin ilçesi olan Yenice’ye yerleşir.

Yenice, ormanlık, dolayısıyla yeşili bol bir yerdir. Henüz iki yaşında iken ailesiyle beraber gelip bir süre kalacağı Yenice, daha sonra filmlerinde de göreceğimiz gibi bir iz bırakır ünlü yönetmenin üzerinde.

ANNESİ İBRAHİM BODUR’LA AKRABA

Göçün üzerinden yıllar geçmiş, aile artık Yeniceli olmuştur. Nuri Efendi’nin oğlu Mehmet Emin, hayatını Fatma Hanım’la birleştirir. Fatma Hanım da Ege’de köklü ve ünlü bir ailenin kızıdır; Çanakkale Seramik’in patronu İbrahim Bodur ile kardeş çocuklarıdır o.

Ceylan’ın babası Mehmet Emin Bey, yüksek eğitimini tamamladıktan sonra devlet bursuyla Amerika’da mastırını yapıp geri döner. İdealist bir ziraat mühendisidir. İstanbul’da çalışmaya başladıktan bir süre sonra kendi isteğiyle tayinini memleketi Yenice’ye talep eder.

Burada tam sekiz yıl idealleri uğruna çaba sarf eden Mehmet Emin Ceylan, zamanla ideallerinden soğumaya başlar. Daha doğrusu vazgeçmek zorunda kalır: “Babamın giderek bu ideallerinin hayal kırıklığına dönüşmeye başladığını adım adım izledim. Yani bir ödülünü alamama, bunların boş gelmeye başlaması gibi.” Giderek daha dışa kapalı bu hayatı benimser o. Kendini insanlardan yalıtacak yeni yöntemler bulur. Babasının, bu süreç içerisinde yaşadıkları, ailenin diğer fertlerini de etkiler. Özellikle de Nuri Bilge’yi: “Aslında bu herkes için olabilen bir şey. Her ilkeli insan için böyle bir acı kaynağı vardır. Pratik hayat, düşünsel ilkelere ayak direyebiliyor. Ama bunun anlamı idealizmden vazgeçilmesi değil. Çünkü idealler bize pusula vazifesi görüyor. Bir bakıma hayatı kolaylaştırıyor. Soruları azaltıyor.”

Filmlerini izleyenler bilir ki Ceylan ailesinin buna benzer öyküsü, oğul Nuri Bilge’nin senaryolarına en büyük ilham kaynağıdır. Ceylan, babasının bu öyküsünü, ilk uzun metrajlı filmi olmasına rağmen izleyici ve sinema çevrelerinin beğenisini kazandığı Kasaba’daki karakterlere yükler: “Filmdeki baba, hemen hemen tıpatıp babamdır.”

YENİCE’YE VEDA ZAMANI

Kasaba’dan sonra çektiği Mayıs Sıkıntısı’ndaki, “bakımını üstlenip yıllarını verdiği ağaçlığa devlet tarafından el konulmasını önlemek için insanüstü bir mücadele veren” Emin karakterinin hikâyesi de babasının hikâyesi gibidir aslında. Filmde gerçek babasını oynatan Nuri Bilge Ceylan’ın Emin karakteri, kanunları ezberleyip dilekçeler yazan, yıllarca gözü gibi baktığı geniş arazilerin devletçe istimlâkini önlemeye çalışan bir mücadele adamıdır. Zaten film de Yenice’de geçmektedir.

Mehmet Emin Ceylan, ideallerinden giderek uzaklaşınca eşi Fatma, kızı Emine Nuri Bilge ile birlikte geldiği Yenice’den ayrılır. Aslında Yenice’ye veda etmelerinin asıl sebebi Emine’nin lise çağına gelmesidir. Zira lise yoktur Yenice’de henüz. Yıl 1969’dur.

Yenice’den ayrıldıklarında henüz 10 yaşına basmamış Nuri Bilge için Yenice yılları, babasının aksine çok verimli geçmiştir. Bir tarafta uçsuz bucaksız ormanlar, mezarlıklar… Tabiatla baş başa kalınan, büyülü bir ortamdır neredeyse Yenice. Dolayısıyla hayal dünyası da geliştikçe gelişir Nuri Bilge Ceylan’ın. Bu da bir yönetmen için çok iyi bir eğitim sürecidir aslında.

MEKTUPLA GELEN MACERA RUHU

Aile İstanbul’a babadan yoksun döner. Nuri Bilge Ceylan için abla ve abisiyle İstanbul’a geldiği bu süreç epey sıkıntılı geçer. İstanbul’da eski semtleri olan Bakırköy’de ikamet ederler: “Ataköy’ün bulunduğu yer tamamen boş arsa idi. Galeria, oteller falan hiçbir şey yoktu. Oralarda top oynardık.”

Yenice’de Yeşilyurt İlkokulu’na başlayan Ceylan, Bakırköy Ortaokulu’ndan sonra Bakırköy Lisesi’nden mezun olur. Onun lise yıllarında sağ-sol, işçi-işveren kargaşası henüz filizlenmektedir Türkiye’de. Fakat Nuri Bilge kendi dünyasında yaşadığından bunlar onun için çok da mühim değildir. Bu dönemde merak sardığı mektup arkadaşlığı onu sadece bu dünyasından değil Türkiye’den bile dışarı çıkarır. 17 yaşında iken, kuzeni Hayrettin ile birlikte otostop yaparak Avrupa yollarına düşer. Almanya, İsveç ve Hollanda’yı dolaşır. Kâh ormanda, kâh yolda uyuyarak geçen bir ayın sonunda macera duygusu iyice ruhuna siner.
BOĞAZİÇİ’NDE KENDİNİ BULAN NURİ BİLGE

Üniversite eğitimi için İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünü tercih eder. Ancak 1976-78 yılları arasında okuyabilir burada. Zira üniversite ve sokakları saran sağ-sol çatışması, ders yerine her gün miting ve yürüyüşlerin yapıldığı 12 Eylül öncesi olaylar okumasına müsaade etmez. 1978’de, sadece Boğaziçi Üniversitesi’nin Elektrik-Elektronik Bölümü’nü yazar ve kazanır. Elektrik devreleri onu alakadar etse de mühendislikte aradığını bulamaz.

Boğaziçi’nin özgür ortamı Yenice’deki özgür günlerini hatırlatır ona. Sunduğu imkânlar ve alternatifi bol kulüpleri sayesinde ufku genişler. Bugün için “klasik müzik, eski şarkılar ve türküler” şeklinde sıraladığı hoşlandığı müziklerden klasik müziği, üniversitenin zengin kütüphanesi ve müzik arşivi sayesinde sevmeye başlar.

Ruhundaki gezgini keşfettiği için üniversitenin dağcılık, fotoğrafçılık ve satranç kulüplerinde faaldir. Dağlara tırmanmak ve fotoğraf sanatıyla dünyaya bakmak temel uğraşısıdır bu dönemde. Fotoğrafçılıktan harçlıklarını çıkaracak kadar para da kazanır. Boğaziçi’nde pek çok kulüple alakası olmasına rağmen, hayatının sonraki döneminde ona sayısız ödül kazandıracak sinema kulübüne hiç alaka duymaz. Zira bireysel takılmak onu daha çok çekmektedir. Melankolinin de tesiriyle olacak, okuduğu kitapları bizzat hayatına uygulamaya karar verince kendini İtalya’da bulur. Çünkü bir bisikletçinin yolculuk anılarını okumuştur.

Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Bölümü’nü 8 yılda bitiren Ceylan, bu sefer Avrupa’da çalışmaya gider; İngiltere’de garsonluk yapar. Kararsızlık, yalnızlık, parasızlık hâkimdir buradaki sürecinde. Tam da bu dönemde Himalaya Dağları’yla alakalı bir kitap okuyunca tekrar yollara düşer. Nepal’e gider. Bu yolculuk, hayatının dönüm noktalarından biri olacaktır. Yolda hep düşünür. Hayatta ne yapacağı da cevap bulmaya çalıştığı sorular arasındadır. Sonuçta bu gezi onda bir şeyleri değiştirir. Nuri Bilge Ceylan, bu yolculukla beraber askerlik dönemini hayatının ikinci dönüm noktası kabul edecektir.
Bu yolculukta parasız kalmış, zayıf düşmüş bir halde, kaçak yollardan Delhi’ye, oradan fotoğraf makinesini bile satarak Karaçi’ye ulaşabilen Ceylan, “yalnız ve güzel ülkesini” çok özlemiştir. Kararsızlığın yorduğu Ceylan, döner dönmez 1987’de askere gider. Mamak’ta yaptığı askerlik onun hayatında gerçek bir dönüm noktasıdır: “Orası çok düşünmek zorunda kaldığım, Türkiye’yi yeniden sevmeye başladığım yer oldu. Türkiye’nin her yanından gelmiş insanlardan oluşan zengin bir mozaik vardı orada.” Kader onu İtalya’dan Nepal’e, İngiltere’den Karaçi’ye savurduktan sonra ülkesine demir atmasını istemişti ondan.

KOZA’DAN İPEĞE GİDEN YOL

Sinema yapmaya Mamak’ta karar verir. Çokça kitap okur. Roman Polanski’nin kitabı Roman’dan çok etkilenir. Buna rağmen sinema yapmak için yine de cesaretini toplayamadığından, Mimar Sinan Üniversitesi Sinema Bölümü’nde okumaya başlar. Bu da 2 yıl sürer ancak. Sonunda karar verir ki, sinema alaylı da yapılabilir. Fakat kamera arkasından evvel önüne geçer. Yönetmen Mehmet Eryılmaz’ın 1993’te çektiği Seviyorum Ergosum adlı kısa filminde rol alır. Amacı yönetmenlik için teknik bir şeyler kapmaktır. Oyunculuk da hoşuna gider. Zaten sonraki süreçlerde sık sık kamera karşısına da geçecektir.

Sonrasında o filmin çekildiği kamerayı satın alıp ‘vira bismillah’ diyerek 1995 yılında çektiği Koza adlı kısa filmiyle ‘en iyi yönetmenlik’ yolunda merdivenleri tırmanmaya başlar. Yarısını tek başına yarısını da bir asistanla çektiği Koza filmindeki oyuncuları annesi Fatma ve babası Mehmet Emin Ceylan’dır. Bir de Mehmet Emin Toprak’ın kardeşi, kuzeni Turgut.

TARZ-I NURİ BİLGE

Nuri Bilge Ceylan, Koza’nın ardından 1997’de Kasaba’yı, iki yıl sonra Mayıs Sıkıntısı’nı çeker. 2002’de Uzak, 2006’da İklimler ve şimdi de Üç Maymun’la beyaz perdeyi aralar. 1989 Yılı Kodak Fotoğraf Ödülü sahibi de olan Ceylan, fotoğraf çekerken kazandığı o bakış açısını yönetmenliğine de yansıtır. Fotoğraf-sinema-Nuri Bilge Ceylan üçlüsünün bileşimi olur onun tarzı.

İstanbul, Antalya Altın Portakal ve Cannes film festivalleri başta olmak üzere pek çok ülke festivalinde hemen her dalda ödüller kazanır; yurtdışında en çok ödül kazanan Türk yönetmen de yine Nuri Bilge Ceylan’dır.

Sinemada geçmişi çok eskiye dayanmamasına rağmen çektiği filmlerden hiçbiri bugüne kadar ödülsüz kalmayan, dolayısıyla Türk sineması içinde kendisine daha şimdiden bir sayfa açtırmayı başaran Ceylan, salt ödül almak için çekmemiştir filmlerini; nasıl ki seyirci için çekmediyse… Burada seyirciyi hiçe saymak yoktur elbet. Zaten bu ‘Bir Nuri Bilge Ceylan filmidir’ denen yapımlarının sırrı da burada saklıdır. Bu yol onu belki de yakın gelecekte Oscar’a ulaştıracaktır.

Koza, Kasaba, Mayıs Sıkıntısı, Uzak, İklimler ve Üç Maymun’un yakaladığı başarıdan sonra Türk sinema seyircisinin de Nuri Bilge Ceylan’a ‘üç maymunu ‘oynamaktan vazgeçeceği düşünülüyor. Sizce de öyle mi?



http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=30414
Related topics
anyone accualy listen to metal anymore?
Ochrona komputera
Free Online Games (Do not make more new threads about this)
Crack Passwords by Listening -- Hear it , crack it
FTP basics
Looking for easy FormMail Script
The World Of Anime
California Students Sue Over Cheap Tuition For Illegals
My First Concert
Free DNS help, please
Hints? or reading to far into it?
switch functie werkt niet meer na host crash
frihost.com Türkiye Grubu
On-line degree from UC same quality as the real thing?
Reply to topic    Frihost Forum Index -> Language Forums -> Turkish

FRIHOST HOME | FAQ | TOS | ABOUT US | CONTACT US | SITE MAP
© 2005-2011 Frihost, forums powered by phpBB.