FRIHOST • FORUMS • SEARCH • FAQ • TOS • BLOGS • COMPETITIONS
You are invited to Log in or Register a free Frihost Account!


supriz gozaltilar





palavra
perincek,selcuk ve alemdaroglu gozaltina alinmis.
bu tiplerin her zaman devletin sahibi edalariyla ust perdeden atmalarindan hic hazzetmemisimdir.

bir kac gundur ilhan selcukun keyfine diyecek yoktu -kapatma davasindan oturu- kendi yazilari ve zorlamalariyla davanin acildigini soyluyordu.hatta davayi acan bassavciyi dediklerini yapmazsa gununu gostermekle tehdit etmisti.
perincek de acilan davanin kendi istekleri dogrutulsunda acildigindan dem vuruyordu.
--hic bir suclu cezasiz kalmaz insallah.

Quote:
Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri Ergenekon soruşturması kapsamında sabah saat 04.00-04.30 sıralarında İP, Ulusal Kanal ve Aydınlık Dergisinin İstanbul ve Ankara'daki merkezlerine eş zamanlı olarak operasyon düzenlendi.
Operasyonlarda Cumhuriyet Gazetesi başyazarı İlhan Selçuk, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ve eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu gözaltına alındı. Arama sırasında binada bulunan çalışanlar dışarı çıkartıldı. Polis gözaltına alınan şahısların evlerinde de arama yaptı.

İşçi Partisi Genel Merkez Binasına gelen polis ekipleri, binada bulunan belge ve bilgisayarı incelemeye aldı. Çevik Kuvvet ekipleri bina etrafından geniş güvenlik önlemi alırken, çalışanlar dışında kimsenin binaya girişine izin verilmiyor.

Doğu Perinçek gözaltına alındıktan sonra emniyete götürüldü. Perinçek'in, kimlik tespiti ve Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alındıktan sonra İstanbul'a götürüleceği bildirildi.

İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'nın talimatı doğrultusunda gözaltına alınan Perinçek'in Ergenekon soruşturması kapsamında sorgulanacağı bildirildi.

Ulusal Kanal'ın internet sitesinde bir açıklama yapıldı: Açıklamadı: "Ergenekon" operasyonu kapsamında bugün sabah İşçi Partisi Genel Merkezi, İşçi Partisi İstanbul İl Merkezi, Ulusal Kanal ve Aydınlık Dergisi merkez ve bürolarında arama yapıldı. Arama kapsamında İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmesi Ferit İlsever göz altına alındı.

Soruşturmada Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi İlhan Selçuk, Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk, Eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, Gazeteci Adnan Akfırat, İş adamı İbrahim Benli gibi isimler de yer alıyor.

Sabah 04.30 İşçi Partisi Genel Merkezi, İşçi Partisi İstanbul İl Merkezi, Ulusal Kanal ve Aydınlık Dergisinin Merkez ve Ankara bürolarına eş zamanlı bir operasyon düzenlendi. Operasyonda İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ve Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Ferit İlseveri gözaltına alındı.

Operasyonda ismi geçenlerin evlerine de aynı dakikalarda aramalar yapıldı. Soruşturmada Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi İlhan Selçuk, Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk, Eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, Gazeteci Adnan Akfırat, İş adamı İbrahim Benli gibi isimler de yer alınıyor.'
palavra

Quote:
Doğu Perinçek, 1942'de Gaziantep'te doğdu. 1964'te dünya görüşü olarak sosyalizmi benimsedi. Türkiye İşçi Partisi (TİP) üyeliği yaptı. TİP içindeki muhalefet önderlerindendi.



1968'de Fikir Kulüpleri Federasyonu (Dev-Genç) Genel Başkanlığı'nı yaptı. 1968 gençlik hareketleri sırasında üniversite işgallerinde gençlik hareketinin 'resmi' ve 'fiili' önderiydi. Arkadaşlarıyla birlikte 1968'de Aydınlık, 1969'da İşçi-Köylü dergisini yayınlamaya başladı. 21 Mayıs 1969'da yasadışı Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP)'si kurdu. 12 Mart 1971 askeri darbesinden sonra arananlar listesinde yer aldı. Mayıs 1972'de Ankara'da yakalandı. Yargılandığı davalarda 20 yıl hapis cezası verildi. Temmuz 1974'te genel afla serbest kaldı.

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı'nda Türkiye'yi işgalci olarak niteleyen yayınlar yaptı. 12 Eylül öncesi dönemde Aydınlık gazetesinde yayınladığı ülkücü isimler, birkaç gün sonra sol örgütler tarafından infaz edildi. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra tutuklandı, önce 12 yıla, sonra 8 yıla mahkûm edildi. Mart 1985'te serbest kaldı. 1987'de haftalık 2000'e Doğru dergisinin yayınlanmasına önderlik etti. Genel yayın yönetmeni ve başyazarı oldu. 1989 Ekim ve 1991 Nisan'ında terör örgütü PKK'nın Bekaa'daki kampına giderek bölücübaşı Abdullah Öcalan'la röportajlar yaptı. Öcalan'ın elinden Bekaa Kampı'nda gül alacak kadar samimi fotoğraflar çektirdi.

1991 yılında TCK 141. maddesinin kaldırılmasıyla siyasal haklarına kavuştu ve Temmuz ayında Sosyalist Parti Genel Başkanlığı'na seçildi. Temmuz 1992'de Sosyalist Parti'nin Anayasa Mahkemesi'nce kapatılması üzerine kurulan İşçi Partisi'ne Genel Başkan seçildi.

24 Eylül 1988'de gözaltına alındı. Terör örgütü PKK'ya silah ve para yardımı yapmakla suçlandı. 1991 seçimlerinde TRT'de yapılan Liderler Açık Oturumu'nda yaptığı konuşma sebebiyle 14 ay hapis yattı.

'Ergenekon' operasyonunun başlamasıyla birlikte sık sık basın toplantısı düzenleyerek böyle bir yapılanmanın olmadığını söyleme gereği duydu. Tutuklanan emekli Tuğgeneral Veli Küçük ile birlikte Cumhuriyet gazetesinin satın alınması girişimlerinde bulunduğu iddia edildi.




Quote:
Ergenekon operasyonu kapsamında gözaltına alınan İlhan Selçuk, Cumhuriyet Gazetesi'nin yayın kurulu başkanı, başyazarı ve hepsinden ötesi ideoloğu olarak tanınıyor. Selçuk, 1925'te Kuvayi Milliye içinde yer alan subay Kasım Bey'in çocuğu olarak Aydın'da doğdu.



Hukuk Fakültesi'ni bitirdikten sonra avukatlık ve gazetecilik yapan Selçuk, edebiyatçı Yaşar Kemal'in yardımıyla 1963'te Cumhuriyet Gazetesi'ne köşe yazarı olarak adım attı. İlhan Selçuk; Doğan Avcıoğlu, Cemal Reşit Eyüpoğlu, Mümtaz Soysal ve İlhami Soysal ile birlikte Yön Hareketi'ni başlattı. 9 Mart 1971 günü darbe yapmayı planlayan; ancak Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur'un saf değiştirmesi üzerine başarılı olamayan Cemal Madanoğlu ******ı içinde o da vardı. Yıllar sonra, Cumhuriyet Gazetesi'nde birlikte çalışacağı Hasan Cemal'e "Eğer 9 Mart ******ı başarılı olsaydı, 27 Mayıs'ın devamı olacaktı." itirafında bulundu. Bu dönemde gözaltına alınarak Ziverbey Köşkü'nde ******ılık iddiasıyla sorgulandı. 12 Eylül 1980 darbesinin ardından gazetenin başına geçen Hasan Cemal ile 10 yıl soğuk savaş sürdürdü.

1991 sonunda Uğur Mumcu ve Ali Sirmen'in de aralarında bulunduğu çok sayıda arkadaşıyla ayrıldığı Cumhuriyet'e 4 ay sonra, Hasan Cemal'i safdışı bırakarak geri döndü. O günden bugüne Cumhuriyet'in 'tek adamı' oldu. AK Parti'nin 2002 yılında iktidara gelmesinden itibaren hükümete yönelik sert eleştiriler yöneltti ve bir şeriat devleti kurulmak istendiğini yazdı. Bu süreçte ulusalcı cepheyi genişletmek için MHP ile diyaloğ kurma yollarını aradı. Ama Devlet Bahçeli'nin sağduyulu politikası onu hayalkırıklığına uğrattı. Mayıs 2006'da Cumhuriyet'e atılan bombanın failinin 'dindarlar' olduğunu söyledi. Bombayı atanın, Danıştay saldırısını gerçekleştiren Alparslan Aslan olduğu anlaşıldıktan sonra suskun kaldı. Ergenekon terör örgütüne yönelik operasyonların ardından, Alparslan Aslan'ın da bu örgütle ilişkisinin ortaya çıkmasına rağmen sessizliğini korudu. Bu nedenle 'Ergenekon'un üzerini mi örtüyor?' yorumları yaygınlaştı.




Quote:

27 Mayıs'ta üniversitelerdeki eylemleri organize eden öğrenci lideri, Karaköy Rotary Kulübü'nün üyesi, usulsüzlük ve yolsuzluktan hakkında Meclis'te araştırma komisyonu kurulan tek rektör Kemal Alemdaroğlu. Doğu Perinçek'in yakın arkadaşı; son dönemlerin en hızlı ulusalcısı...



Kelam Alemdaroğlu Ergenokon operasyonuyla yeniden Türkiye'nin gündeminde. Alemdaroğlu ismi 27 Mayıs 1960 darbesinde öne çıkmıştı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisiyken 27 Mayıs'tan kısa bir süre önce Menderes Hükümeti'ne karşı öğrenci olaylarının içinde yer aldı. Gözaltına alınarak Davutpaşa Kışlası'na götürüldüğünde, Menderes karşıtı subaylarca serbest bırakıldı.

28 Şubat Postmodern Darbe sürecindeki başörtüsü tartışmalarında Alemdaroğlu ön sıralardaydı. Rektör Alemdaroğlu'nun ilk icraatı bölümde çalışan başörtülü bir hemşireyi Cerrahi Müzeye kilitlemek olmuştu. Üniversetede ilk icraatı kılık kıyafet oldu. Mevzuat kitabındaki -üniversitelerdeki kılık kıyafeti serbest bırakan ek 17'nci maddeye bile tahammül edemeyerek tek tek yırttırdı. Hocalara baskı kurdu, demokrat çıkışlarıyla bilinen öğretim üyeleri sindirildi. Bazılarının sicilleri bozuldu. İşçi Partisi'nin gençlik örgütü onun zamanında üniversitede aktif rol oynadı. Sürekli radikal uçlardaki öğrencilerin çatışmaları ile üniversitede gerginlik hiç bitmedi.

Meclis'te yolsuzluk ve usulsüzlükler sebebiyle araştırma komisyonu kuruldu. Soruşturma sonucunda yolsuzluk ve usulsüzlükleri tespit edilerek yargılanması için YÖK'e başvuruldu. YÖK, yargılanmasına izin vermedi. 'Laparoskopik Cerrahi' kitabında başkasına ait yazıyı kendisinin gibi gösterdiği için (bilimsel intihal) Türk Tabipler Birliği Onur Kurulu, 2 ay meslekten men cezası verdi. Alemdaroğlu için sonun başlangıcı, Erdoğan Teziç'in YÖK Başkanı olmasıyla başladı. Rektörlüğü döneminde hukuk fakültesinde Teziç ve arkadaşlarına baskı uygulayan Alemdaroğlu, aynı ekip tarafından 'yargı kararları ve YÖK talimatına uymadığı' gerekçesiyle görevden alındı.


selim06:Lütfen ardarda mesajlar yollamayınız.
hekimusta
palavra wrote:

--hic bir suclu cezasiz kalmaz insallah.


aminnnnnnnnnnnn
palavra


kurt bile nasibini aliyor. Cool
bu ulkledeki bir cok cinayetin arkasinda hep bu ergenekon denilen yapilanma var.

Quote:
Çetin Altan diyor ki:

"Allah bilir ama Abdi İpekçi bildiği bir şeyi yazmak yerine, söyleyip düzeltmeye kalkınca 'Bunun haberi var, aman yazmasın!' diye susturdular. Bunu bana Sezai Orkunt Paşa anlatmıştı. Ben de biraz sezmiştim. Kontrgerillanın talim alanları var. Geniş alanlarda askerî gayelerle yapılıyor. Eğitilen kişileri subaylar eğitiyor. Bu eğitilenler askerî personel değil. Genelkurmay'ın haberi olmadan mümkün mü? Abdi İpekçi bu bildiklerini Ankara'da Amerikalıya anlatmış. Abdi, zannımca bundan dolayı susturuldu. Gladio türü çalışmalar Türkiye'de yapılıyordu. (...) İzmir'de Turgut Bey ile arabada baş başaydık. 'Kartal Demirağ suikastını neden araştırmadın?' dedim. Turgut Bey, 'Çetin Bey, bazı şeyleri bir yere kadar götürebiliyorsunuz, gerisini getiremiyorsunuz' demişti. Bunun sebebi, bazı şeyler kamuoyundan gizli tutulduğu için Türkiye'de tam bir özgürlük ortamı olmamasıdır."




bu adam sozde ilim adami
konusacak anlatacak bir seyleri olmasi lazim
ama o butun careyi askeri darbeye tesvik etmekte buluyor.
palavra
Quote:
Danıştay davasında müebbet hapse mahkum olan Osman Yıldırım'ın Ergenekon operasyonunu yürüten savcıya ilginç açıklamalarda bulunduğu ortaya çıktı.



Alparslan Arslan ve Veli Küçük'le Ataşehir'de yaptıkları bir toplantıda Cumhuriyet Gazetesi ve Danıştay'a saldırı kararını aldıklarını vurgulayan Yıldırım, Cumhuriyet'e atılan bombaları da Veli Küçük'ün verdiğini ileri sürdü.
Küçük, Yıldırım'a 1, Arslan'a 2 bomba vermiş. Ataşehir'de 27 Nisan 2006'da yapıldığı söylenen toplantının, adı geçen kişilerin cep telefonu verileriyle baz istasyonu kayıtları karşılaştırılarak doğrulandığı da belirtiliyor. Alınan bilgilere gö- re, Ergenekon soruşturmasını yürüten savcı Zekeriya Öz, 11 Mart'ta Ankara'ya giderek Sincan Cezaevi'nde yatmakta olan Yıldırım'ı dinledi. Üç gün üst üste görüşme yapıldı. Tanık koruma programından faydalanacak olan Yıldırım, Ataşehir toplantısını ayrıntılı bir şekilde anlattı.


Hablemitoğlu'nu öldürme kararı Balat'ta alınmış


Ergenekon konusunda yazdığı kitaplarla tanınan Yazar Zihni Çakır, "Ergenekon'un Çöküşü 2" isimli kitabında, 'aynı ekibin Balat toplantısında tarihçi yazar Necip Hablemitoğlu cinayetini kararlaştırdığını' yazdı. Zihni Çakır, kitabında birbiriyle bağlantılı 3 ayrı toplantıya dikkat çekiyor. Yazar, konuşulanların tamamının toplantılara katılan bir istihbaratçı tarafından kayıt altına alındığını ve bağlı bulunduğu teşkilata rapor halinde sunulduğunu belirtiyor.

Bu raporlara göre, 1999 yılı Aralık ayı başlarında İstanbul Ataşehir'de yapılan birinci toplantının başlığı 'Yeniden Yapılanma Yönetimi ve Geliştirme Stratejileri'. Kitapta, toplantıya katılan isimler şöyle kodlanıyor: Fevzi T., Tuncer K., Kemal Y., Çetin D., Gülseven Y., Bike K., Haşmet A., Bülent B., Ergün P., Nurettin A. (Veli Küçük'ü temsilen), Doğu A. ve Doğu P. ve Necip H. Toplantıda örgütün aktif hale getirilmesi kararlaştırılır. Ayrıca, 'Ergenekon: Analiz Yeniden Yapılanma, Yönetim ve Geliştirme Projesi' başlıklı metin de imzaya açılır. Bu metinde, daha sonradan basına yansıyacak olan 'Kişisel çıkarlar adına siyasete yönelmiş ve hedefe ulaşabilmek adına her şeyi mubah sayabilen siyasilerin engellenebilmesi için, geriye kalan tek yol suikasttır.' cümlesi de yer almaktadır.

3 Kasım 2002'de Balat'ta yapılan ikinci toplantı bir eylem planı şeklinde gerçekleşir. İlk toplantıya katılan Necip Hablemitoğlu buraya iştirak etmez. Onların yerine Ümit S., Veli K., Muzaffer T. ve Sevgi E., görüşmede yer alır. Toplantıda bulunanlar yapılacak sansasyonel bir suikastla kendilerince düşman saydıkları Gülen cemaatini ve kendilerinin bağlı oldukları yabancı istihbarat örgütü ile çatışan başka bir ülke istihbarat (Almanya) örgütünün töhmet altında bırakılmasını kararlaştırır. Eylem planı için en uygun şey, Hablemitoğlu'nun öldürülmesidir. Hablemitoğlu toplantıdan 45 gün sonra öldürülür. Üçüncü toplantı 27 Nisan 2006 tarihinde Ataşehir'de yapılır. Burada da ilk iki toplantının müdavimleri ile birlikte, bazı sağ ve sol örgütlere mensup tetikçiler de yer almıştır. Bunlardan birisi de Danıştay saldırganlarından Osman Yıldırım'dır. Yazar'a göre, Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet Gazetesi'ne bomba konulması da bu toplantı alınan kararlar sonrasında gerçekleştirilmiştir.

'Bombaları Veli Küçük'ten aldık'
Taraf gazetesinin haberine göre, Osman Yıldırım, Ergenekon soruşturmasını sürdüren savcı Zekeriya Öz'e verdiği ifadede, "Cumhuriyet gazetesi ve Danıştay'a saldırı kararını Alpaslan Arslan ve Veli Küçük'le birlikte Ataşehir'de yapılan toplantıda aldık. Veli Küçük bana bir, Arslan'a ise iki bomba verdi.'' diye konuştu. Savcı Öz, 11 Mart'ta Ankara'ya giderek Sincan Cezaevi'nde yatan Yıldırım'ı dinledi. Tanık koruma programından faydalanacak Yıldırım, Ataşehir toplantısını ayrıntılı bir şekilde anlattı. Savcı, aynı çerçevede Alparslan Aslan'ı da sorguladı. Fakat Aslan, konuşmayı kabul etmedi.

palavra
Quote:
İlhan Selçuk bir yazar.
Ak Parti hükümetinden hoşnut değil.
Bu hükümetten kurtulmak istiyor.
Kurtulmanın formülünü 7 Şubat 2008 günü, yani Ak Parti aleyhinde kapatma davası açılmasından beş hafta önce şöyle anlatmış:
“Her şey elden gidiyor. Tuhaf bir durum var. Bakalım ne olacak? Şimdi yalnız iki tane şey var. Eğer kapatma davası açılırsa, bir de üstüne ekonomik kriz gelirse, Türkiye biraz karışırsa belki bir umutlar doğabilir yani. Çünkü normal yollardan bunları mümkün değil yani.”
İlhan Selçuk 8 Şubat’ta daha da geliştirmiş bu formülü:
“İç savaş olmaz da, yani bir noktada eğer ortalık karışırsa, hem ekonomik hem siyasi olarak. Belki asker gelirse bir şey olabilir.”
İlhan Selçuk Ergenekon soruşturması kapsa-mında geçen hafta gözaltına alındı, ifadesine başvuruldu, bir buçuk gün sonra salıverildi.
Serbest kalınca ilk iş Başbakan Erdoğan’a ‘uzlaşma’ çağrısı yaptı.
Daha bir buçuk ay önce ne pahasına olursa olsun kurtulmayı istediği hükümeti yumuşamaya davet etti.
Ak Parti’den kurtulmak için “kapatma davası açılmasına, ekonomik kriz çıkmasına, Türkiye’nin karışmasına ve askerin gelmesine” bel bağladığını özel konuşmalarında anlatmış, üstelik bu beklentiyi ima eden köşe yazıları da yazmış olan İlhan Selçuk gözaltı sonrası gerginliğin düşürülmesini istiyordu.
Tuhaflığın farkında mısınız?
***
Doğu Perinçek bir siyasi partinin genel başkanı.
Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklandı.
Sorgusu sürerken yaptığı yazılı açıklamada, soruşturmayı yürüten Savcı’yı ve ekibini suçladı:
“(Türk Silahlı Kuvvetleri’nin) bugünkü ve geçmiş komuta kademesine suç atmak için özel çaba içindeler. Bu görevi aldıkları sorularından ve araştırmalarından ortaya çıkıyor. Orduyu suçlu gösterecek kanıtlar peşindeler. Türkiye’nin birliğini savunan orduya ve milli kuvvetlere karşı bu Ergenekon operasyonunu yürütmektedirler.”
Devletin içine uzanan ve birçok istikrarsızlaştırıcı eylemden sorumlu olduğundan kuşkulanılan bir suç örgütünü ortaya çıkartma amaçlı hukuki soruşturmayı böyle kötülerken adeta orduyu yardıma çağırıyordu Perinçek.
Sonra öğrendik ki, Perinçek’in lideri olduğu İşçi Partisi binasında yapılan aramalarda CD’ler ele geçmiş.
Bu CD’lerde Yargıtay Başkanlığı binasının güvenlik sistemini ayrıntılarıyla ortaya koyan bir kroki de var.
O krokiyi daha önce yayımladık.
İşçi Partisi’nde bulunan CD’lerdeki bir başka dokümanı da bugünkü manşetimizden öğreniyorsunuz.
Ergenekon soruşturmasını yapanları ‘ordu düşmanlığı’ ile suçlayan Perinçek’in partisinde Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt’ın henüz Kara Kuvvetleri Komutanı’yken yaptığı iki yurt gezisiyle ilgili koruma planını gösteren dokuz sayfalık bir belge bulunmuş.
Bir siyasi parti neden Kara Kuvvetleri Komutanı’nı gözetler?
Org. Büyükanıt’ın ne şekilde korunacağına ilişkin ayrıntılı belgeler neden ve nasıl bir siyasi partinin eline geçer?
Yargıtay binasının krokisinin bir siyasi parti genel merkezinde işi ne?
Ve bu belgeleri bulunca bu soruları soran bir Savcı neden “orduya karşı” olmakla suçlanır?
Tuhaflığın farkında mısınız?
***
Ergenekon denen suç örgütünde devletin en tepesine tırmanmış bürokratların, siyasetçilerin, emekli ve muvazzaf subayların, işadamlarının, gazetecilerin rol almış olması bizi şaşırtmayacak.
Bunların ortaya çıkarılmasını hedefleyen bir soruşturmaya en başta bürokrasinin, siyasetin, ordunun, iş dünyasının, akademinin, medyanın sahip çıkması gerekmez mi?
Bütün bu kurumların kendi içlerindeki suçlulardan arınıp temizlenmek istemesi beklenmez mi?
Sadece ve sadece suçluların telaşlanması gerekmez mi?
Peki, ne oluyor?
Geri adım çağrıları, uzlaşma buyrukları, sağduyu terennümleri gırla gidiyor.
“Ergenekon’da frene basın” diye fısıldayan bir güruhla karşı karşıyayız sanki.
Ve siyasetten, ordudan, bürokrasiden, iş dünyasından, akademiden, medyadan, evet özellikle de medyadan güçlü bir “Temiz Eller” çığlığı yükselmiyor.
Tuhaflığın farkında mısınız?
***
Özden Örnek eski Deniz Kuvvetleri Komutanı.
Günlük tutma alışkanlığı var.
2004’te henüz muvazzafken, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman ile Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur’un öncülüğünde “Sarıkız” kod adlı bir askeri darbe planlandığını günlüğüne yazmıştı.
“Sarıkız” başarılamayınca “Ayışığı” kodlu bir diğer darbe girişiminin bu kez Eruygur tarafından planlandığını da Örnek’in günlüğünden okumuştuk.
Çünkü geçen yıl Nokta vardı.
Darbe günlüklerini ele geçirip yayımlamakla Türkiye’nin gelmiş geçmiş en cesur gazetecilik örneklerinden birini veren sorumlu bir dergi vardı.
Taraf’ın dünkü manşeti “Darbe belgelendi” diyordu.
Kısa, yalın, tüyler ürpertici.
Nokta’nın askeri savcılık emriyle basılmasını ve ardından yayın hayatına son vermesini hazırlayan darbe günlüklerinin otantik olduğu belgelenmişti.
O günlüklerin Özden Örnek’in bilgisayarından çıktığı İstanbul Emniyeti’nce kanıtlanmıştı.
2004’te, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en üst kademedeki komutanlarının iki ayrı darbe planı yaparak suç işlediklerinin kanıtıydı bu.
Peki, bu manşeti ne izledi?
Medyanın geri kalan kısmından yükselen ‘tıs’ sesi.
Birkaç onurlu istisnayı bir yana bırakırsak gazete ve televizyonların çoğunluğu, dört yıl önce ordunun tepesinde darbe planladığının kesinleşmesine bu tepkiyi verdi:
Tıs.
Kısa, yalın, tüyler ürpertici.
Çünkü onların gündeminde ‘uzlaşma’ çağrısı vardı.
Sağduyulu olmalıydık.
Herkes, başta da Başbakan Erdoğan, bir adım geri atmalıydı.
Ergenekon soruşturmasına sahip çıkmanın sırası değildi galiba.
Çetenin orduya uzandığını düşündüren haberler yapmanın mânâsı yoktu.
Darbeci zihniyete karşı çıkmamalı, aksine onunla uzlaşmalıydık.
Tehlikenin farkında mısınız?


http://www.taraf.com.tr/Yazar.asp?id=5
darbecilele anlasma falan olmaz
bence darbeciyle dagdaki terorist arasinda hic bir fark yok
ikiside kurulu duzeni silah zoruyla yikmaya calisiyor.
palavra
http://www.aktifhaber.com/news_detail.php?id=162835

Quote:
Hemen her yazısında Amerika'ya ağır eleştiriler yönelten İlhan Selçuk, hastalanınca "Amerikan hastanesine" kaldırıldı. Üstelik bu tesadüf değildi. Çünkü Selçuk'un daha önce de tüm tedavilerinin burada yapıldığını bizzat doktoru canlı yayında açıkladı.

Kendisi de hızlı ulusalcı olan Hürriyet yazarı Yılmaz Özdil'in yazısının son kısmında bu ironik duruma değindi.:

NOT:

İlhan Selçuk, rahatsızlandı...

Hangi hastaneye kaldırıldı?

"Amerikan" Hastanesi'ne!

İlhan Ağabey'e geçmiş olsun der, bütün ulusalcı Cumhuriyet heyetini en kalbi duygularla tebrik ederim.



her seyi oldugu gibi amerikan karsitligida sahte.
palavra
Ergenekon operasyonundan genelde rahatsız olan Fatih Altaylı, özelde iki ismin içeri alınmasından memnun. Birinin adamlarından feci dayak yemiş, diğerinin ise ordumuzu kendi sahsi cikarlarina hizmet ettigini iddia ediyor.

Quote:
Ergenekon soruşturması, her ne kadar çığrından çıkarılıyor, iktidarın muhalifleri karalama aracı haline getiriliyorsa da, ben bu soruşturmanın doğru ellerde doğru sonuçlar vereceğine inanmaya çalışıyorum.
Türkiye'de yıllardır üzerine gidilmeyen pek çok pisliğin üzerine gidilmeye başlandığının farkındayım.
Burada amacın bir bölümü muhalifleri susturmak olsa da, sonuçta yargı eğri ile doğruyu ayırt edecektir.
Savcının sorduğu sorulara ve iş yapış biçimine bakınca kafamda soru işaretleri oluşuyorsa da, sonuçta yargıya güveniyorum.
Tek korkum, savcının işi sulandırmasının, gerçeği perdelemesi.
Ergenekon'da özellikle iki kişiye yönelik yürütülen soruşturma beni umutlandırıyor.
Bunlardan biri Veli Küçük, diğeri ise Sedat Peker.
Bunlardan ikincisi, devlet içinde edindiği dostluk ve ilişkilerle “Mafyacılık” oynayan, bu ilişkilerin koruması altında “Delikanlılık” pozlarında dolaşan ibir isimdi.
Defalarca yazılarıma konu oldu.
Hatta Hürriyet Gazetesi'nde çalıştığım dönemde bu adamın fotoğrafını gazeteye basan, daha doğrusu bu adamla birlikte çektirdiği fotoğrafı gazeteye basan ve altına “İşadamı” diye yazan Magazin sorumlusunu Doğan Yayın Konseyi'ne şikayet etmiş, bu kişinin gazeteyle ilişkisinin kesilmesini sağlamıştım.
Bu adamla ilgili yazılarımın bedelini, bu adamın itleri tarafından öldüresiye dövülerek ödedim.
İkinci isim, Veli Küçük'le ilgili olarak da Susurluk'tan bu yana onlarca, belki de yüzlerce yazı yazdım.
Son olarak geçen yıl Sabah Gazetesi'nin manşetinden bu adamın ilişkilerini sorguladık.
Yıllarca kimse dokunmadı.
Şimdi dokunuluyor olması çok önemlidir.
Dokunulmalı, ilişki kodları çözülmelidir.
Türkiye'nin güvenilir, yaşanabilir bir ülke olması açısından önemlidir.
Deniyor ki, “Veli Küçük üzerinden Genelkurmay'a ulaşmaya çalışıyorlar. Amaç orduyu yıpratmak”
Olabilir.
Eğer yıpratacak bir ilişki varsa, Veli Küçük'ün işbirlikçileri nerede varsa yıpranmalıdır.
Çünkü Veli Küçük konusunda onların da büyük hatası var.
Veli Küçük hakkındaki iddialar ortaya atıldığı zaman eğer TSK'nin o dönemki komutanları yeterli ilgiyi göstermiş soruşturma açtırmış ve gerekeni yapmış olsalardı, bugün bu durum ortaya çıkmazdı.
Eğer pisliği eteğiniz altına alırsanız, en azından eteğinize bulaşır.
Silahlı Kuvvetler, pek çok konuda gösterdiği hassasiyeti, vakti zamanında Veli Küçük için de göstermiş olsaydı, bugün bu konuyla ilgili yıpranmazdı.
Bu durum Silahli Kuvvetler'e de ders olmalıdır.
Kimse unutmamalı ki, pislik heryerde pisliktir.
Siyasette de, ticarette de, adliye de de, harbiyede de..
palavra
teror orgutu basiyla cicek alip verecek ,yaninda siritarak sohbet ederken resmi olan bir adamla,bizim ordumuzun emekli de olsa 2 generalinin ayni parti icinde bulunmasini hayretle karsiliyorum.
ya bu perincekde bir gariplik var
ya teror orgutunun basinda
yada bizim emekli askerlerde.

Quote:
Emekli olduktan sonra kapısını çaldıkları ilk kişi İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek oldu. İP Başkanı da gerekli ilgiyi gösterdi, onları parti yönetimine aldı. Perinçek, Ergenekon terör örgütü operasyonları kapsamında tutuklanınca onlara çok daha fazla iş düştü. Şimdi her yerde Perinçek’i savunmak için çırpınıyorlar. Aslında Perinçek’e bir nevi vefa borcunu ödüyorlar.

Bu vefa borcunu ödemeye çalışanlardan biri emekli Tuğgeneral Servet Cömert. 1940 yılında Artvin’in Cevizlik köyünde doğan Cömert, ilkokulu köyünde, ortaokulu Konya’da bitirdi. Daha sonra Kuleli Askeri Lisesi’ne girdi. 1960’ta Kara Harp Okulu, 1974’te Kara Harp Akademisi’ni bitirdi. 1964-1966 döneminde Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı’nda görev yaptı. Kıbrıs Barış Harekâtı’na katıldı. Dağ harekâtı, komando ve özel kuvvetler ile paraşüt ve ABD’de ranger (komando) eğitimleri gibi meslek içi eğitimler aldı. 1988’de tuğgeneralliğe terfi etti. Bu dönemde Komando Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlığı’nda görev yaptı. 1992’de emekli oldu.

GEREKİRSE ÖZEL KUVVET KULLANIRIZ

Cömert, emekli olduktan sonra İstanbul’da Türk Tarih Araştırmaları Vakfı’nda çalıştı. Daha sonra Harp Akademileri’nde 9 yıl araştırmacı olarak çalıştı, Jeopolitik ve Strateji konularında dersler verdi. İP’in 2006 yılındaki kongresinde partinin genel başkan yardımcılığına getirilen Cömert, Ergenekon operasyonu kapsamında yaptığı ilginç açıklamalarla dikkat çekti. Perinçek’in tutuklandığı gün İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne giden Cömert, devletin terörist olduğunu söyleyen ve 1989 ve 1991 yıllarında terör örgütü başı Öcalan’ı ziyaret ederek ona gül veren Perinçek’i şu sözlerle savunmuştu: “Doğu Perinçek ne yapıyor? Kime zararı dokunmuş? Hangi zararlı faaliyetlerde görüldü? Doğu Bey’in vatanseverlikten başka bir çabası yoktur.”

22 Temmuz seçimlerinde İP’in İstanbul milletvekili adayı olan Cömert, parti bünyesinde bulunan Ulusal Strateji Merkezi (USMER) başkanlığını yapıyor. Cömert, geçtiğimiz yıl devrimi tamamlamak için partinin Kemalist Anayasa’sını hazırlayan ekibin başında yer aldı.

Cömert, eski Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun Veli Küçük’e özel kuvvetleri kurma görevi verdiğini söyleyen isim aynı zamanda. Ona göre özel kuvvet gerektiğinde devreye sokulmalı: “Biz ihtiyaç duyduğumuzda özel kuvvetimizi de güzel kuvvetimizi de kullanırız. Bunun başkalarından izin alınacak şeyi de yok.” Halen Harp Akademileri Komutanlığı tarafından yayımlanan Güvenlik Stratejileri Dergisi’nin yayın heyetinde görev yapan Cömert, Perinçek ile ilgili iddialara cevap vermek için basının karşısına en çok çıkan İP’lilerden. “Ben Ergenekon’un ne olduğunu henüz kendimi ikna edecek ölçüler içinde ifade edemiyorum.” diyen emekli paşa, bildiği Ergenekon’un bir Türk destanı olduğunu savunuyor.

Perinçek’in Veli Küçük’e hitaben kullandığı ‘arz ederim` ifadesini geçersiz kılmak için ilginç bir savunma yapmıştı Cömert: “O ibare Veli Küçük’e değil Sayın Ahmet Necdet Sezer’e hitaben yazıldı.” Cömert, “Tuğgeneral olduğunuz dönemlerde Veli Küçük’ü tanır mıydınız?” sorusuna “Ben Veli Küçük’ü tanımıyorum dersem yalan olur, ama aynı meslek mensubu içerisinde olan insanların bazı yerlerde karşılaşmaları mümkündür. Bir iki yerde karşılaştığımızı ve el sıkıştığımızı hatırlıyorum. Ama hiç sohbet etmedim, ne meslekte, ne de sonraki dönemde.” şeklinde cevap vermişti.

KÖYLÜLERİ EYLEME ÇAĞIRAN PAŞA

Perinçek’e vefa borcunu ödemeye çalışan diğer bir emekli asker ise Yaşar Müjdeci. 1939’da Adana’da doğan emekli korgeneral Müjdeci, Kuleli Askeri Lisesi’ni bitirdi. 1974’te Hava Harp Okulu’ndan (Akademisi) mezun oldu. 1976-1979 yıllarında Belçika’da NATO’nun Askerî Karargâhında görev yaptı. 1987’de tuğgeneral, 1991’de tümgeneral, 1995’te korgeneral oldu. 1999 yılı Ağustos ayında, 2. Taktik Hava Kuvvet Komutanı iken emekli oldu. O da Servet Cömert gibi 2006 yılında İP genel başkan yardımcılığına getirildi. 22 Temmuz seçimlerinde İP İzmir Milletvekili adayıydı.

Müjdeci paşa, ulusalcı bir hükümet kuruluncaya kadar mücadele edeceklerini söylüyor ve bunun da başarılacağına inanıyor. Müjdeci, en çok ADD ve ulusalcıların tertiplediği miting, eylem ve panellerde görüldü. Ancak Perinçek’in yardımcılığına getirilince partinin düzenlediği mitinglerde daha aktif oldu. Gerek ADD ve gerekse İP’in Diyarbakır’da düzenlediği mitingde önemli bir görev üstlendi. Emekli Korgeneral, topraklarının köy ağası tarafından gasp edildiğini iddia ederek iki yıl önce mücadele başlatan Diyarbakır’ın Bismil ilçesine bağlı Sinan Köyü’nü ziyaret ederek destek vermişti. İzmir Sivil Toplum Platformu adına geldiğini söyleyen paşa, “Örgütlenin. İşçi Partisi ve Ulusal Kanal yanınızda.” diyerek köylüleri eyleme davet etmişti. Ancak daha sonra İzmir Sivil Toplum Platformu, Müjdeci’ye böyle bir görev vermediğini açıklamıştı.

Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde yapılan ulusalcı eylemlerin hepsinde yer aldı Müjdeci. İzmir’deki mitingde Ergenekon’dan tutuklanan emekli Albay Fikri Karadağ, emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin, ADD Başkanı Şener Eruygur ve emekli Orgeneral Hurşit Tolon ile birlikte ön saflardaydı. Emekli Korgeneral Müjdeci, Bülent Ecevit’in terör örgütü PKK elebaşısı Abdullah Öcalan’ın yakalanması konusunda doğruları söyleyemeden öldüğünü iddia etmişti.

İşçi Partisi’nin yönetimindeki diğer bir isim ise emekli albay Dinçer Kömek. 1939 doğumlu Kömek, 1955 yılında Erzincan Askeri Lisesi’ne girdi. 1962’de Kara Harp Okulu’ndan piyade teğmen olarak mezun oldu. 1969 yılında gördüğü Komando ve Komando İhtisas Kursları sonucu askerlik hayatı komando birliklerinde geçti. Eğirdir Dağ ve Komando Okulu’nda uzun süre hizmet verdi. Kıbrıs Barış Harekâtı’na katıldı. 1988 yılında kendi isteği ile Sivas 5. Tugay Komutanlığı emrinde iken albay rütbesi ile emekli oldu. 1996’ya kadar Cem Uzan’ın sahibi olduğu İmar Bankası’nın güvenlik amirliğini yaptı. 1997 yılında İP’ye üye oldu. Üç dönem Merkez Karar Kurulu üyeliğine seçildi. Halen MKK üyesi olan Dinçer Kömek, “Partili olmaktan gurur duyarak ömrümün sonuna kadar İP’li olarak kalacağım.” diyor.

Perinçek’in yönetime aldığı bu üç isim dışında aslında parti üyesi çok sayıda emekli asker var. 22 Temmuz seçimlerinde birçoğu çeşitli bölgelerden milletvekilliğine aday gösterildi. Kimilerine göre bu isimler İşçi Partisi ve Perinçek ekibinin emekli subaylar, astsubaylar dernekleri ile iletişimlerini de kurdu. Bilinen ve önde olan isimlerin dışında Rafet Şişmanoğlu, Zeki Erkan, Hasan Işın, Recai Kamer, Yaşar Osman Kurtuluş, Yunus Mimiroğlu gibi emekli albayların yanı sıra çok sayıda alt rütbeden TSK mensubu üye olarak partide bulunuyor.


http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=30246
hasgerya
Erzincanda neler oluyormus da bizim haberimiz yokmus
Related topics
Microsoft Zirvesi 2007
Reply to topic    Frihost Forum Index -> Language Forums -> Turkish

FRIHOST HOME | FAQ | TOS | ABOUT US | CONTACT US | SITE MAP
© 2005-2011 Frihost, forums powered by phpBB.