Putin'in, KKTC üzerinden yaptığı Kosova uyarısı heyecana yol açtı. Çünkü Kosova ile KKTC'yi karşılaştıran Putin, "40 yıldır KKTC'yi neden tanımıyorsunuz? Bu kadar çifte standart uygulamaktan utanmıyor musunuz?" diyordu.
Putin'in demeci ve Kosova'nın bağımsızlığı, Türk tarafında sevince yol açarken, Rum tarafında endişeye neden oldu. O kadar ki, eski Rum liderlerden Klerides'in kızı, muhabirimiz Servet Yanatma'ya "Çözüme direnirsek KKTC tanınır" dedi. Çözümsüzlüğün bedelini gören Rumlar, Annan Planı'na bayrak açan Papadopulos'u ilk turda eledi. Cumhurbaşkanı Talat ise Kosova'ya hitaben yayınladığı mesajda "Bağımsızlığınızı selamlıyorum" diyerek bu paralelliğin altını çizdi. Putin'in çıkışı, Kıbrıs Türklerinin 40 yılı aşkın bir süredir yaşadığı haksızlığa dünyanın dikkatini çektiği için hoştu. Ama bu beyanatın, KKTC'den çok, Sırplara destek için verildiğini unutmamalı. Zira, Rusya 2004'te yapılan Annan Planı referandumundan Türkler lehine çıkan sonucu tescil edecek BM Genel Sekreteri raporunun yayınlanmasına bile tahammül edemedi. O raporla, çözümsüzlüğün sorumlusunun Rumlar olduğu ilk kez BM belgelerine girecekti. Rusya'nın KKTC aleyhtarı tutumunu eleştirmek için Talat gibi soğukkanlı bir siyasetçi, Haziran 2007'de şöyle demek zorunda kaldı: ''Rusya ve Fransa, Güvenlik Konseyi'nde Rum militanı gibi çalışıyor.''
Konuyu gündeme getirenlerin niyeti ne olursa olsun, Kosova ile KKTC arasındaki benzerlikleri görmemek mümkün değil. İki taraf da çoğunluğu oluşturan grupların (Rumlar ve Sırplar) etnik temizliğe varan baskısına maruz kalmış. 1960'ta oluşturulan Kıbrıs Cumhuriyeti'ni ele geçiren Rum liderliği, adadaki Türk toplumunu ortadan kaldırmaya çalışırken, Miloseviç de aynı şeyi Arnavutlara yapmıştı. Arnavut ve Sırplar gibi, Türkler ile Rumlar arasında da din, dil, tarih, ortak evlilikler gibi bağlar bulunmuyor. Ayrıca Türkiye'nin uluslararası anlaşmaların verdiği hakla, 1974'te yaptığı müdahaleyle, NATO'nun 1999'daki Kosova müdahalesi de birbirine çok benziyor.
Bu noktada, gerçek dışı hayallere kapılmak yerine, aralarındaki bunca ortaklığa rağmen, neden Kosova bağımsız olurken, KKTC'nin bunu başaramadığını düşünmeliyiz.
KKTC'nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a göre bunun nedeni bir yandan bağımsızlık isterken, diğer yandan federasyonu amaçlayan görüşmeleri sürdürmek. Denktaş, bağımsızlık ilanı sırasındaki bu kafa karışıklığını şöyle anlatıyor: "KKTC'yi 1983'te ilan ettik. Bizi derhal Güvenlik Konseyi'ne çağırdılar. Üyelere, "Rumlar hükümet biz ise cemaatiz. Bu dengesizlik olduğu sürece bir anlaşma olmaz ve olmayacak." dedim, 1960 antlaşmasının dengesini hedeflediğimi söyledim... İngiltere başta olmak üzere, çıkan karar doğrultusunda Güvenlik Konseyi tek hükümeti tanıdı ve bizi ayrılıkçı diye nitelendirdi. Diğer devletlere de "KKTC'yi kimse tanımasın, kimse yardımcı olmasın." dediler. Fransız delege yanıma gelerek "Talimat aldık aleyhinize oy kullanacağız." dedi. Pakistan da konseye üyeydi ve benimkinden daha güzel bir konuşma yaparak beni müdafaa etti. Ardından Türkiye, KKTC'yi tanıdı. Rumlar, Güvenlik Konseyi'ne Türkiye'yi şikayet etti.
24 saat sonra geri çağrıldık. Türkiye'den bana "Silah ambargosu sürüyor, zor durumdayız. Lütfen görüşmelere hazır olduğunu ve federasyon istediğimizi, ortaklık kuracağımızı tatlı tatlı konuş." gibi bir talimat geldi. Bir önceki toplantıda kükreyen aslan, bu kez kuzu gibi melemeye başladı. Çıkarken Pakistan sefiri koluma girdi ve "Denktaş Bey devlet kurdunuz. Heyecanla destekledik. Devlet kuran tanınma ister, siz ise birleşme istediğinizi söylüyorsunuz. Bizi neden Rum ve Yunanlılarla zor durumda bırakıyorsunuz?" dedi. Yani görüşmelerin devamı, tanınmamızı engellemiştir."
Keşke tek sorun, dönemin askeri yönetiminin bu kadar ciddi bir konuda sergilediği tutarsızlık ve kafa karışıklığı olsaydı. Zamanlamaları da berbattı. Konunun devamı ve 'KKTC neden tanınmadı?' sorusuna adadaki ilk büyükelçimizin cevabı bir sonraki yazıya.
|