Pakistan’da, Halk Partisi’nin lideri Benazir Butto, sekiz yıllık sürgünden ülkesine döndükten 70 gün sonra öldürüldü. Daha geldiği gün suikastla karşılanan Butto, şeriatçı güç odaklarının ve Müşerrefçilerin hedefindeydi.
Suikastın biçimi, kullanılan yöntem daha çok Taliban çizgisindeki radikal İslamcı grupları işaret ediyor. Ama söz konusu ülke Pakistan olunca, bu suikastı başka siyasi mihrakların, ya da Pakistan’ı daha da karıştırmaktan çıkarı olan Hindistan, ABD ya da başka ülkelerin istihbarat örgütlerinin yapmış olabileceği de düşünülebilir.
Ama suikastı şu mihrak gerçekleştirdi demek, kanıtlarını ortaya koymak da Pakistan ve bölgenin içine itildiği kaosu, 2008 dünyasının karşı karşıya olduğu belaları anlamaya yetmez. Çünkü suikast, dün karar verilip bugün uygulanmış bir eylem değildir. Tersine, Pakistan’ın kuruluşundan beri içinden geçtiği; emperyalist müdahaleler ve ******ı generallerin belirlediği süreçle ilgilidir.
Çünkü Pakistan, kuruluşundan beri önce İngiliz, sonra da Amerika’nın ve Batı kapitalizminin komünizme karşı inşa ettiği kalelerden birisi olarak tarih sahnesine çıkan, “Yeşil Kuşak Projesi”nin en önemli ülkelerinden birisi olmuştur. Pakistan’ın ilerici demokrat güçlerinin, halkının az çok demokrasi ve özgürlükler uğruna mücadelesi, attığı adımlar, bağımsız, demokratik, uygar bir ülke olarak inşa edilme girişimleri, Pakistan’ı kendi uluslararası stratejilerinin bir gücü olarak gören emperyalist güçler tarafından tahrip edilmiştir. Burada da bu müdahalenin gücü olarak CENTO (*) programları içinde eğitilmiş ******ı generaller kullanılmıştır. ******ın yaptığı tahribatın yol açtığı boşlukta da, diğer pek çok İslam ülkesinde olduğu gibi şeriatçı güçler serpilip gelişmiştir. Hatta bu şeriatçı güçler, “Yeşil Kuşak Projesi”nin gereği olarak desteklenip büyütülmüş, silahlandırılmış, demokrasi ve sosyalizm isteyen güçlere karşı kullanılmıştır. “Yeşil Kuşağın” gereksiz hale gelmesiyle ABD ve onun stratejisinden kopan şeriatçı güçler, yine darbeci generallerin yarattığı tahribat üstünde bu sefer; halkın, Pakistan’ın emperyalistlere karşı ulusal onurunu savunan güç olarak sahneye çıkmıştır. Halk onları emperyalistlere uşaklık yapan, halka tepeden bakan darbeci generallere karşı bir seçenek olarak görmeye başlamıştır. Böylece şeriatçı odaklar, kitleselleşip örgütlenerek çok önemli bir halk desteğine sahip hale gelmişlerdir.
Bütün bu gelişmeler sonucu Pakistan, ABD’nin Asya’daki kalelerinden birisi olarak atom bombasına sahip olması desteklenmiş bir ülke olmuştur. Şimdi ABD, şeriatçı güçlerin eline geçecek Pakistan’ın nükleer silaha sahip olacağı bahanesiyle Pakistan’a müdahale istemektedir. Ve bu isteğin arkasında, en azından, “Pakistan’a da Afganistan’a uygulanan formül uygulanmak istenecektir” demek mantık dışı değildir.
Pakistan 170 milyon nüfusu, güçlü ordusuyla bölgenin en önemli ülkesidir. Pakistan’ın bugün içine çekildiği kargaşa, sadece Pakistan’ı değil bölgedeki çatışmaları ve kaosu daha da ağırlaştıracaktır. Çünkü suikast, Pakistan ve Hindistan arasındaki 50 yıllık Keşmir sorununu yeniden alevlendireceği gibi, İran ve Afganistan’da da suikastın dolaylı ve dolaysız etkileri olacaktır. Dahası Pakistan’da, son yıllarda güçlenen şeriatçı güçlerin iktidarı ele geçirme hamleleri Pakistan’ı tümüyle parçalanmaya itecek gelişmeleri de tetikleyebilecektir.
Bugün şunu söyleyebiliriz: İki gün öncesine göre suikast, Pakistan’ı bir kaosa sürüklemiştir. Bu kaosun derinliğini ve hangi doğrultuda seyredeceğini şeriatçı güçler, darbeci generaller ve ABD arasındaki “uzlaşma” ve çatışmalar belirleyecektir. Pakistan’ın demokrasi güçlerinin işi çok güçleşmiştir. Ama aynı zamanda bu kaos onlar için de yeni olanaklar sunabilir. Gelişmelerin seyri önümüzdeki günlerde daha belirgin hale gelecektir.
(*) 1955’te Türkiye ile Irak arasında “Bağdat Paktı” olarak kurulan pakt, 1959’da Türkiye, İran, Irak, Pakistan ve ABD tarafından CENTO olarak yenilendi. İngiltere de gözlemci olarak katılıyordu. Bu pakt, Sovyetler Birliği’ni güneyden kuşatan “Yeşil Kuşağın” Asya’daki en önemli gücünü oluşturuyordu. Ve bu ülkelerin subayları elbette en başta ABD tarafından eğitiliyordu. Bu kapsamda Pakistanlı pek çok general de Türkiye’de eğitim görmüş bulunuyordu. (Türkiye’de eğitim gören Pakistanlı askeri personelin sayısı 500’den fazla.) General Müşerref de bunlardan birisidir. Ve 1970’li yıllarda Pakistan’daki askeri darbelerle bizdeki askeri müdahaleler olağanüstü biçimde birbirine bezer. Hatta 12 Mart darbesi, ******ılığın Pakistan modeli olarak klasikleşen “Yahya Han formülü”ne benzetilmiştir. |