FRIHOST • FORUMS • SEARCH • FAQ • TOS • BLOGS • COMPETITIONS
You are invited to Log in or Register a free Frihost Account!


Tarihteki esrarengiz olaylar...





maniac_ea
Quote:
1. Keops piramidi -1-
2. Mary Celeste gemisi yolcuları
3. Keops piramiti -2-
4. Demir Maskeli Adam
5. Gerçek bir UFO öyküsü
6. Yaşanmış bir hayalet hikayesi
7. Atlantis
8. Piramitlerin gizemiyle ilgili yeni teori
9. Barbados'taki tabutlar -1-
10. Barbados'taki tabutlar -2-
11. David Lang'in kayboluşu
12. Mary Celeste gemisiyle ilgili teoriler
13. Tutankamon'un Laneti
14. Piramit'teki gizli odalar

1. Keops piramidi

Mısır'daki, KEOPS piramidine taşlar o kadar düzgün şekilde yerleştirilmiştir ki, iki taşın
arasına bir kağıt bile giremez. Piramidin kendisi 6 milyon tondur. Bazı taşların ağırlığı 5 tonmuş, söylenildiğine göre 4000 taş ustası ve 100.000 işçi kullanılmış, ESRARENGİZ olan ne? O yıllarda, son derece ilkel aletlerle çalışan insanlar bu taşları nasıl kaldırdılar? 100.000 adamın karnını nasıl doyurdular? Taş ustaları taşları nasıl bu kadar düzgün yontabildiler?
Keops'un gömüldüğü sanılan 'Kral Odası'nın girişi koridordan daha büyük olan granit bir parçayla kapatılmıştı. Bunu ilk kez Araplar 9.yüzyılda mezara girdiklerinde keşfettiler, mezarın içinde sadece bir kutu kırmızı granitten başka hiçbir şey bulamadılar, ne ceset, ne bir alet. Peki, GiZEMLİ olan ne? Granit parça. Çünkü koridordan daha büyük olduğuna göre, yapılmadan önce oraya konmuş olmalıydı, o zaman mezar soyguncuları içeri nasıl girebildiler? Kutu ne amaçla konmuştu?

2. MARY CELESTE gemisinin yolcularına ne oldu?

4 Aralık 1872' de Kaptan David Dead Morehouse komutasındaki Dei Gratai adlı İngiliz gemisi New York ile Cebelitarık boğazı arasında seyrederken, tuhaf ve başıboş bir şekilde hareket eden bir gemi gördüler. Gemiye yanaştılar, seslendiler kimse cevap vermedi, Kaptan adamlarına sandalları indirip, ne olduğuna bakmalarını emretti, adamlar gemiye çıktılar, görünüşe göre gemide kimse yoktu..kamaradaki altı pencere tahtalarla kapatılmıştı, elbiseler kuruydu ve jiletler paslanmamamşıtı, belli ki gemi su almamıştı, bir dikiş makinası yağı kutusu dikey olarak duruyordu, bu da gösteriyor ki, gemi dalgalarla sarsılmamıştı yeterli yiyecek ve su vardı, bir kamaradaki masada, 'sevgili eşim Fanny...." diye başlayan bir mektup kağıdı duruyordu... Saat bozulmuş, pusula kırılmıştı, cankurtaran sandalları yoktu, sekstant ve kronometre kayıptı, yerde bir kadın elbisesi ve bir çocuk oyuncağı vardı, sanki herkes çok aceleyle gemiyi terketmiş gibiydi, ayrıca esrarengiz kan lekeleri vardı, en tuhafı da Kaptan'ın yatağınan altına kanlı bir kılıç gizlenmişti, seyir defteri hariç tüm belgeler, konşimento kayıptı, enson 24 Kasım'da tutulan gemi seyir defterinde, enlem, boylamlarla, Kaptan'ın Benjamin Briggs olduğu ve gemide eşi ve bebekleri ile ayrıca yedi kişilik bir mürettebatın olduğu yazıyıydı, peki geminin terk edilişinden bulunuşuna kadar geçen on gün içerisinde ne olmuştu?
Soruşturma başlatıldı, haftalarca sürdü ama bugüne kadar tatmin edici hiçbir açıklama yapılmadı. Ne yolcular, ne de mürettebatan kimse bulunamadı. Mary Celeste' in yolcularına ve mürettabata ne olduğu esrarını bugün bile hala koruyor.
Bu ilginç olayla ilgili hepsi birbirinden ilginç teoriler ortaya atıldı, korsanlar, Bermuda Şeytan Üçgeni, isyan, UFO'lar vs. ve bu konuda romanlar yazıldı, filmler çekildi. Ama gemi Bermuda Şeytan Üçgeni'nin bölgesinde seyretmemişti, korsanlar da gemiyi kargosuyla bırakıp kaçacak kadar aptal olamazlardı, isyan için sebep yoktu, çok ilginç bir başka teori gemideki gizli bir yolcuyla ilgili. Olay gerçekten o kadar esrarengiz ki, benim içimden bile bununla ilgili bir film hikayesi yazmak geçiyor...

3. Keops Piramidi - 2 -


Piramit ne amaçla inşaa edilmişti? Eskiden metalleri altına dönüştürebilen bir taşın piramitlerin içine gizlendiğine inanırlardı. 1800'lerin sonunda gök bilimcisi Charles Piazzi Smith, 600 sayfalık bir kitap yazdı, kitabında pekçok şeyin yanısıra, 'piramit inç'i adını verdiği yeni bir ölçü birimi de keşfettiğini yazmıştı. Bir çok kişi piramidin bir tür 'taş İncil' olduğuna inanıyordu, bunlara göre her koridorun, her odanın bir anlamı vardı, 1960'da Reinhold Schmidt adındaki bir satıcı, bir UFO tarafından kaçırıldığını ve piramidin içine bırakıldığını iddia etti, piramidin içinde gizli odalar, ve İsa'nın haçını görmüştü, ayrıca siyah mürekkeple, İngilizce olarak Musa'nın 32 emrinin yazılı olduğu tabletleri gördüğünü de iddia ediyordu, insanlığın tarihi ve geleceği yle ilgili yazılar görmüştü.
Mısır tanrılarından Thot'un gerçekte bir astronot olduğuna ve piramiti kozmik sırları gizlemek amacıyla inşaa ettirdiğine inananlar da var.
Piramidin içinde ne var gerçekten? 1969 yılında, Nobel ödüllü Dr. Walter Alvarez, ve bir grup Amerikalı bilim adamı, piramidi kozmik ışın dedektörleriyle taramaya karar verdiler, böylece eğer varsa, gizli odaları bulacaklardı çünkü ışınlar boş odadan, taşa göre daha hızlı geçiyorlardı. Ama çok tuhaf bir şey oldu. Bir günün kaytıları, ertesi güne uymuyordu, araştırma ekibindeki IBM 1130'dan sorumlu Dr. Amr Gohed, şunları söyledi: ' bildiğimiz tüm bilimsel kanunlar altüst oldu, ya piramidin geometrisi çok yanlış, sonuçları etkiliyor ya da ister büyü, ister Firavun'un laneti deyin, açıklayamadığımız bir şey var!'

4. DEMİR MASKELİ ADAM...

Roman ve filmlere de konu olan Demir Maskeli Adam kimdi? Bu soru özellikle Avrupa'da yıllarca merak konusu olmuştu.
Kral 14. Louis' nin emriyle, 1669' da Bastil zindanına getirilen, ölene dek yüzündeki maske çıkartılmayan tutuklu kimdi? Gardiyanı 34 yıl boyunca, yani ölene kadar M. Saint Mars'dı ve Kral'ın hizmetindeki şövalyelerin, hatta Dartanyan'ın astlarındandı.
1681' de tutuklu Cannes körfezindeki Sainte-Marguerite'ye gönderildi, buradaki esaret günlerinde umutsuzca çelik bir çatalla, gümüş bir tabağa bir şeyler yazmaya çalıştı, ve tabağı zindanın penceresinden dışarı fırlattı, tabağı tesadüfen bir balıkçı buldu ve tekrar hapishaneye getirdi, Saint Mars, balıkçıya yazıyı okuyup okuyamadığını sordu, balıkçı okuyamadığını söyleyince gardiyan: ' İyi, eğer okuyabilseydin, seni öldürmek zorunda kalacaktık' dedi. 1698'de tutuklu ünlü Bastille hapishanesine götürüldü. Yolda, bir handa yemek molası vermişlerdi, anlatılanlara göre, gardiyan çifte pistolünü yani tabancasını yemek masasının üzerine koymuştu, tutuklunun yüzündeki maske ise filmlerdeki gibi demirden değil, balina kemikleriyle sağlamlaştırılmış, siyah kadife bir maskeydi. 1703' de tutuklu öldü, hapishanedeki teğmen Etienne du Jonca günlüğüne şöyle not düşmüştü: ' M. de Saint Mars'ın sorumlu olduğu ve yüzündeki maskenin hiç çıkartılmadığı, kimliği meçhul tutuklu, biraz hastaydı ve bugün 10.00 civarında öldü '. Ertesi gün gömüldü ve kilise kayıtlarına isim olarak Marchioly yazıldı ki, büyük ihtimalle sahte bir isimdi.
Maskeli esir kimdi? Gerçeği bilenler sadece Kral ve yakınlarıydı, onlar da asla konuşmadılar. Sonradan 15. Louis şöyle demiştir: Yaşasaydı, onu serbest bırakırdım, kimse gerçeği bilmiyor ve tüm söylentiler asılsız.'
Dolayısıyla çok çeşitli spekülasyonlar yapıldı. Bazıları aşağıda:
Tutuklu, 13. Louis'nin eşi Avusturya'lı Anne'nin, bir İngiliz dükünden olan gayrimeşru oğluydu, 14. Louis'ye çok benzediği için tutuklanmıştı.
Andrew Lang'a göre, adam İngiltere kralı . Charles'ın, edepsiz, haşarı oğluydu ve Fransa kralını çok kızdıracak bir şeyler yapmıştı.
Bir başka söylentiye göre demir maskeli adam aslında 14. Louis'nin ta kendisiydi, ikizi olan kardeşi, onu hapsetmiş, kral olmanın tadını çıkarıyordu!
Bazıları onun çok gizli bir görev verilen bir elçi olduğunu söylediler. Söylentilerin ardı arkası kesilmedi ama bugüne kadar demir maskeli adamın kim olduğu ortaya çıkmadı.
Tv'ye birkaç kez filmi geldiğinde izlemiştim, çok heyecanlı, sürükleyiciydi, sizlere de tavsiye ederim, yine gelirse sakın kaçırmayın bu ilginç filmi...üstelik başrolde Leonardo di Caprio oynuyor...

5. Gerçek bir UFO öyküsü

1952 Eylül'ünde Batı Virgina Amerika'da aşağıdaki gibi bir olay yaşandı.
12 ve 13 yaşındaki iki kardeş Eddie ve Fred May bahçede oynuyorlardı, birden alevler içinde bir cismin az uzaktaki tepeye düştüğünü gördüler. Cisim ağaçların arkasında kayboldu, çocuklar koşarak annelerine haber verdiler, anneleri de çocukları yardım için bekçi Gene Lemon'un yanına yolladı. Az sonra, bekçi Lemon, anne, iki kardeş, başka bir çocuk ve May ailesinin köpeği hep birlikte tepeye yola koyuldular...tahta çit kırılmıştı... yerde, kırmızı, parlak bir ışık saçan yuvarlak bir cisim vardı... ve havada sülfür kokusu vardı...birden köpek havlamaya başladı..ağaçlara doğru bakıyordu, onlar da baktılar..küçük birisi onlara doğru yürümek değil de sanki kayarak geliyordu, başında bir başlık vardı ve kırmızı ışınlar çıkaran iki göz onlara bakıyordu..vücudu ya da giysisi siyah, gümüş gibiydi..tam o sırada tıslama sesi ve sülfür kokusu yine hissettiler..köpek korkarak kaçmaya başladı..diğerleri de aynısını yaptılar! Gidip Şerif Sutton'a telefon edildi..Şerif de o sırada düşen bir uçak olduğunu sanıp, onu arıyordu...yarım saat içinde herkes UFO'yu duydu, yerel gazete muhabiri Lee Steward dahil, daha kalabalık bir grup toplanıp, tepeye yollandılar...May ailesinin çocukları şok içindeydi... herkes olay yerine geldiğinde ise kimse yoktu...ne cisim, ne de küçük adam.. ikisi de ortadan yok olmuştu!


6. Yaşanmış bir hayalet hikayesi..

Almanya, Hamburg'da yaşıyorduk, 1981 yılıydı..bir öğleden sonraydı..o zaman küçük bir çocuktum, üç abimle evde oynuyor, zaman zaman dalaşıyorduk..babam diplomattı ve çok yer değiştirmiştik, annemse bir mağazad yöneticiydi. O gün yaşadıklarımı detaylarıyla hatırlıyorum.
Abimlerle yine basit bir şeyden küsmüş, kızıp mutfağa gitmiştim, onlar da bahçede oynuyorlardı, annem, babam işteydi... oturma odamızda babamın vaktiyle bir antikacıdan aldığı parlak sarı-kahve renkli bir org vardı...mutfakta oturmuş abimlere kızarken, bir sandalye gıcırtısı hissettim, abimler bahçede oyun oynadığından ve evde benden başka kimse olmadığından, meraklanıp yavaşça oturma odasına gittim, kimse yoktu, tekrar mutfağa döndüm, daha bir adım atmıştım ki, sandalye yeniden gıcırdadı..bu sefer abimlerin bana muziplik yapmak, korkutmak istediklerini düşündüm, ayakkabılarımı çıkarttım ve parmak uçlarıma basa basa yeniden oturma odasına girdim, abimleri yakalayacağım sanırken, bir de ne göreyim! çok genç bir kız çocuk, orgun önündeki sandalyede oturmuş, bana bakıyordu! Üzerinde mavi bir elbise vardı, ellerinde de beyaz eldivenler...yüzü kağıt gibi bembeyaz ama yanakları kan gibi kıpkırmızıydı...canlı gibi duruyordu ama içimden bir ses onun canlı olmadığını söylüyordu.. derin bir nefes aldım..kıza tekrar baktım..o zaman orgu çalmaya başladı, çok güzel bir parça çalıyordu..fakat çalarken yavaş yavaş silinmeye başladı! tam o sırada abilerim içeri girmişti ve bana seslendiler.. odanın ortasında, ayak parmaklarımın ucunda ne yaptığımı soruyorlardı, onlara doğru dönüp, susmalarını söyledim, fakat başımı çevirdiğimde kız yok olmuştu! org hiç dokunulmamış gibi öylece duruyordu, abilerim bana gülüp, deli olduğumu söylediler. Ama ben o gün o gençkızı gördüğüm ve orgun sesini duyduğuma eminim.
Aradan yıllar geçti, şimdi New York'ta yaşıyorum, bir baba olarak çocuklarıma ne görürlerse görsünler bana anlatmalarını, onlara inanacağımı ve asla 'deli' demeyeceğimi söyledim.

7. ATLANTİS

Eflatun'un diyaloglarındaki Timaeus ve Critias, Atlantis'in varlığından söz eden tek yazılı kaytılardır. 1973 yazında, bir araştırma ekibinin başkan yardımcısı, Maxine Asher, okyanusun tabanında Atlantis'i bulduklarını açıkladı. Scuba dalgıçları okyanusun dibinde, ve Eflatun'un tasvir ettiği yerde, büyük kolonlar ve yolların bulunduğuna dair kanıtlar görmüşlerdi.

...1970'de Dr. Ray Brown, Bahama denizinin tabanında bir piramit keşfetti, yanındaki dört dalgıç ayrıca dikdörtgen şekilde yapılar, ne olduğu anlaşılamayan metal aletler, yollar ve elinde esrarengiz bir kristalden yapılmış, minyatür piramitler tutan bir heykel buldular. Kristal ve metal aletler, araştırılmak üzere Florida'daki üniversiteye gönderildi. Sonuçta, kristalin içinden geçen enerjiyi çoğalttığı meydana çıktı.

Tony Belk'in raporuna göre, Atlantik Okyanus'unun 10.000 metre aşağısında 11 odalı, büyük bir piramit bulundu.

1960'da Dr. Mansan Valentine tarafından yapılan keşiflerde, Binini adalarının yakınında ev ve yol harabeleri bulundu ve fotoğrafları çekildi. 1977' de Ari Marshall'ın keşiflerinde Bahama'larda Cay Sal açıklarında yine büyük bir piramidin varlığı rapor edildi. Piramidin boyu 650 metre kadardı, esrarengiz biçimde çevresindeki su parlaktı, piramidin ağzından gelen beyaz suyla parlıyordu, ve çevresindeki suyun rengi yeşildi, halbuki o derinlikte sular siyahtır.

Boris Asturias, başkanlığındaki Sovyet araştırma ekibi, Portekiz'in 400 mil açıklarında batık bir şehir buldular.Yapılar sağlam betondan ve plastikten yapılmıştı....

8. Piramitlerin gizemi yıldızlar sayesinde çözüldü...


17 Kasım 2000 yılına ait 'Nature' dergisinde, Cambridge Üniversitesi'den Mısır Tarihçisi Kate Spencer, eski Mısırlıların, piramitleri yapmak için nasıl yıldızlardan faydalandıklarına dair yen bir teori ortaya attı. Buna göre, hem piramitlerin yapım yılı, hem de piramitlerin doğru olarak nasıl Kuzey'i gösterdikleri açıklanıyor.

Kate Spencer'in teorisi özetle şöyle: Piramitlerin inşaatı muhtemelen M.Ö 2485 ve 2475 yılları arasında başladı. Tüm piramitler de Kuzey yönüne göre, aynı zodyak derecelerine göre dizildi.
Kate Spencer'e bu teori için piramidin tabanın tam Kuzey'den çok hafif sapması fikir vermiş. Keops piramidi çok az da olsa Batı'ya kaymıştı, diğerleri de eskidikçe Batı'ya kaydılar. Piramitleri yapanlar, gökyüzündeki çok parlak bir çift yıldızı kullandılar. M.Ö. 2.467 yılında Kuzey Kutbu dahil düz bir çizgide uzanan bir çift yıldızdı bu: Biri, Küçük Ayı takım yıldızındaki Kochab, öteki de Büyük Ayı'daki Mizar yıldızıydı. M.Ö. 2.467 yılında Mısır'lı bir yıldız bilimci (cennet'i yıldızlara bakarak aradığını düşünürsek), hayali cennet, çekül doğrultusunda her iki yıldızla buluşana kadar, belirsiz kutbun etrafında dönmesini beklerdi. Buna rağmen, yeryüzünün ekseni sabit değildir ve 26.000 yıllık bir süreyle bir 'giroskop' gibi döndüğünden, o tarihte (M.Ö. 2467) Kuzey Kutbu yani hayali Cennet tam olarak Kochab ve Mizar yılıdızlarının arasındaydı.
Daha önce, piramitlerin yaşı, Firavun'ların hükümdarlık sürelerine göre hesaplanırdı.



9. BARBADOS'daki TABUTLAR -1-


Olaylar 1807 -1820 tarihleri arasında meydana geldi.
Batı Hint adalarındaki Barbados adalarında, Christ kilisesinin güzel bir mezarlığı vardı, Barbados'un zenginlerinin aile mezarları bulunurdu.

1807 Temmuz'unda Bayan Thomasina Goddard'ın cesedi basit, ahşap bir tabutla mezar odasının en üst katına konuldu. Daha sonra, delilik, intihar ve cinayet gibi kötü şöhrete sahip Chase ailesi kondu. Ailenin reisi kötü biriydi, kölelerine karşı öyle zalimdi ki, adamı ölümle tehdit ederlerdi.

22 Şubat 1808'de bebek Mary öldü, büyük ihtimalle babası, bebeği kızgın bir anında öldürmüştü! Zavallı bebek, ağır, metal bir tabutla mezara kondu.
Birkaç ay sonra, ailenin delikanlısı, tuhaflığıyla bilinen Dorcas, kendini bahçedeki bir dolaba kilitleyip, havasızlıktan öldü. O da aynı mezara kondu. Dış kapıya geldiklerinde, iki zenci kapıyı açtı, ağıtlar yakarak tabutu taşayanlar onu takip ettiler, taş basamaklara yöneldiler, sadece el fenerinin ışığı vardı, mezarın iç kapısı açıldı ve herkes korkuyla bağırdı. Bebek Chase'in tabutu, konulduğu yerin tam karşısında ve baş kısmı yukarıda olarak, dik duruyordu! Ağıt yakanlar, tabutu düzelttiler, ve Dorcas'ı kızkardeşinin yanına koydular. Bir ay sonra, albay Chase kendini öldürdü. O da aynı mezarlığa kondu.

8 yıl sonra, Chase'lerden olan bir çocuk öldü ve mezarlığa getirildi. Bu süre içinde, menteşeler paslanmıştı, kapıyı iki zenci ancak açabildi, içeri girenler korkuyla kala kaldılar! Bayan Goddard'ın tabutu normal yerindeydi ama Chase ailesinin tabutları ortalığa saçılmıştı! Bu çok tuhaftı zira her birini dört kişi anca kaldırabiliyordu!

Bir ay sonra, mezarlığa çiçek koyan bir kadın 'çatırtı' sesleri ve 'inliyen birinin sesi'ni duydu. Kadının atının ağzından korkudan köpükler gelmeye başladı ve sonradan veterinerde tedavi görmek zorunda kaldı. Ertesi Pazar, kilisenin dışında bağlı duran atlar, korkuyla dörtnala tepeler kaçmaya başladılar, ve oradan da denize, ölüme atladılar!
(devam edecek)


10. Barbados'taki tabutlar - 2-

Mezarlığın adı gittikçe kötüye çıkıyordu. Sırada Samuel Brewster'in cenazesi vardı, kimi Küba, kimi Haiti'den gelen, 1000 kişilik kalabalık bir cenazeydi. Şiddetli bir fırtına vardı ve dört zenci köle, kurşun tabutu taşıyorlardı ki, yine, insanın kanını donduran aynı manzarayla karşılaştılar, tabutlar yine ortalığa saçılmıştı.

Bu noktada, işe adanın valisi Lord Combermere, karıştı, sonraki cenazeye bizzat katıldı, bu hani tabutunun yeri hiç bozulmayan Thomasino Goddard'ın kızı Thomasino Clarke'ın cenazesiydi. Vali, mezarlıkta bir yeraltı dehlizi olup olmadığına baktı (ki, hiç yoktu), adamlara, yeni tabutu getirmeden önce, ters çevrilmiş tabutları düzeltmelerini emretti, sonra zemini ince kumla kaplattı ve kapıya yeni bir kilit taktırdı. Son olarak kapı, alçıyla mühürlendi, vali ve adamları alçı ıslakken, yüzüklerini iz bırakacak şekilde bastırdılar.

18 Nisan 1820'de güneşli bir günde, vali son kez mezarı açtı. Kapıdaki mühür bozulmamıştı. Ustalar alçıyı kırdılar, ama kapıyı ancak biriki santim açabildiler çünkü kapıya bir şey dayanıyordu, zorlayınca kapı açıldı, ağır bir cisim basamaklara çarparak düştü, tabii ki bu bir tabuttu. Mezara girdiklerinde, Dorcas Chase'e ait bir kol kemiği gördüler, tabutun kenarından dışarı sarkmıştı. Bayan Goddard'ın tabutu dahil, bütün tabutlar yine rastgele yerdeydi, vali pes etti. Cenazeyi başka bir yere gömdürdü.

Londra Bilim Müzesi ve Fizik Araştırmaları Derneği'nden araştırmacılar olayı araştırdılar ama hiçbir cevap bulunamadı.
Tabutlar, yer hareketlerinden dolayı devriliyor olamazdı çünkü mezar bir mercan yatağına yaslanıyordu, giriş kapısından başka hiçbir yeraltı dehlizi yoktu, kapıdaki mühür bozulmadığına göre, birinin gizlice içeri girmesi imkansızdı, mezara konulan mücevherlere dokunulmamıştı, dolayısıyla mezar hırsızlarının işi de değildi. Elliot mezarlığı bir daha asla kullanılmadı.

11. DAVID LANG'ın KAYBOLUŞU


23 Eylül 1880...Tennessee...Amerika

David Lang'in iki çocuğu 8 yaşındaki George ve 11 yaşındaki Sarah, oyuncak arabaya bağladıkları tahta bir atla bahçede oynuyorlardı, o sırada anneleri ve babaları asmalarla kaplı tuğla evlerinden dışarı çıktılar. Baba, muhtemelen çocuklara o sabah Nashville'den aldığı oyuncakla ilgili bir şeyler söyledi, sonra yakıldığı için siyahlaşmış, is kokan tarlaya gitti. Tam o sırada yargıç August Peck ve Lang'in kayınbiraderi, atlı bir arabayla geldiler. Yargıç, Lang'i görmüştü ve tam adama bağıracaktı ki, o tuhaf şey oldu: Lang ortadan yok oldu!
Bir saniye önce açık alanda kısa otların ortasında duruyordu, ortada ne ağaç, ne taş, ne çit vardı, bir an sonra yok olmuştu.

Karısı ve iki adam Lang'ın kaybolduğu yere gittiler, onun bir yarıktan düştüğünü sandılar ama yarık filan yoktu. Kadın sinir krizi geçirdi, çığlık atıyordu, onu eve götürdüler. Birisi komşuları yardıma çağırmakta kullanılan dev çanı çaldı, az sonra bir sürü insan tarlayı ve çevre araziyi arıyordu ama boşuna...

Bir arazi mühendisi ve jeolog, araziyi inceledi, kalker kayalar vardı ama hiç yarık filan yoktu.
Araştırmalar bir ay sürdü, meraklılar bakmaya geliyorlardı, aşçı hariç Lang'in tüm uşakları korkup, kaçmışlardı.

Bir yıl sonra, Lang'in kaybolduğu yerdeki çimenler çok uzun ve kalın ve daire şekilde büyüdüler, çiftliğin hayvanlarından hiçbiri oradaki otları yemiyordu ve o kısımda hiç böcek yoktu. Sanki, oradan uğursuz bir şey geçmişti.

1881'de Ağustos'un ilk günlerinde, uzun, kalın otlardan oluşan dairenin yanına yaklaştılar,
Sarah, " Baba, oralarda bir yerde misin?" diye bağırdı. Hiç cevap yoktu ama kız dört kez daha sordu. Çocuklar tam gideceklerdi ki, nereden geldiği belli olmayan, hafif bir ses geldi. Çocuklar koşarak annelerini çağırdılar ve hep birlikte otların oraya gidip, aynı şekilde seslendiler. Babaları cevap vermişti! Aile günlerce gitti, her defasında, ses daha azaldı, sonunda tamamen kesildi.

Ne olmuştu? Muhtemelen, esrarengiz biçimde kaybolan pekçok insan gibi 4. boyuta geçmişti,
bazılarına göre de Lang, insan gözünün göremeyeceği bir UFO tarafından kaçırılmıştı.

12. Mary Celeste gemisiyle ilgili teoriler

*
Dei Gratia gemisinin mürettebatı, (salvaj) kurtarma parası almak için Mary Celeste'deki herkesi öldürdüler. (Eğer öyleyse bu umduklarından çok daha az kar getirecek bir riskti)
*
Gemi su almaya başladı ama önemini anlayamadılar ve panik içinde gemiyi terkettiler (öyle olsa yetkin ve yetenekli biri olan Kaptan, kalp krizinden ölmesi gerekirdi)
*
Korsanlar gemiyi bastı ve herkesi öldürdüler ( O sıralarda o bölgede korsan gemisi olduğunu gösteren hiçbir kanıt yoktu)
*
Gemideki herkes salgın hastalıktan ölde (cesetlere ne oldu?)
*
Gemiye dev bir kalamar saldırdı
*
Bir şekilde Kaptan'ın eşi öldü ve Kaptan üzüntüsünden kendini denize attı, mürettebat sarhoş oldu, kanlı bıçaklı kavgalardan sonra gemiyi gruplar halinde terk ettiler, ölenleri denize attılar, diğerleri karaya çıkmak için cankurtaran sandallarına bindiler
*
Geminin kargosunda bulunan alkol infilak etti ( ne yangın, ne de patlama izi vardı)
*
Bir denizaltı Kaptan'ı ve mürettebatı gemiden alıp, okyanusun dibine, oradan da bir UFO ile uzaya götürdü
*
Kaptan, arkadaşıyla yüzme yarışı yaparken, mürettebat onları kollamak için bir platform yapmıştı, köpek balıkları saldırıp, yüzücüleri yedi ve platform mürettebatla birlikte suya düştü.
*
Mürettebattan birisi psikopattı ve herkesi öldürdükten sonra intihar etti. (bu durumda cesetler ne oldu?)
*
Ruh çağıran kişilere göreyse, Kaptan kayıp kıta Atlantis'i gördü ve hepsi adaya çıktılar, hayran hayran ovalara ve mermer evlere bakarlarken, ada tekrar suya battı, hepsi boğuldu.

Gerçek sebep ne olursa olsun, Mary Celeste'in yolcuları asla bulunamadı.


13. TUTANKAMON'un LANETİ

Mısır Firavun'u Tutankamon'un mezarının resmi olarak açılmasından 7 hafta sonra, mezarı açan Lord Carnarvon ölünce, Tutankamon'un laneti hakkında dedikodular başladı. İşin ilginç yanı Lord ölürken, İngiltere'deki malikanesinde bulunan köpeği Susie aynı anda ulumuş ve sonra ölmüştü. Bir gazeteci, firavunun mezarındaki hiyeroglif yazının tercümesini gazeteye bastı, şöyle deniyordu:

"Bu kutsal mezara her kim girerse, ölümün kanatları onu saracaktır."

Carnarvon'dan 5 ay sonra, erkek kardeşi aniden ölüverdi. Mezarı bulan Howard Carter'in kanaryasını ise mezarın açıldığı gün bir kobra yılanı yuttu! Yapılan bir listeye göre, mezarın resmi olarak açılışında bulunan 26 kişiden altısı, 10 yıl içinde öldü. Mısır eski eserler müdürü Muhammed İbrahim, mezardan çıkartılan hazinelerin Paris'te sergilenmemesi için hükümetle kavga etti, çünkü hazinenin Mısır dışına çıkmasına ilişkin kabuslar görüyordu, hükümetle bir toplantıdan çıktı, güzel, güneşli bir gündü ve bir araba adama çarptı ve öldü. Mezarın açılmasından 7 yıl sonra, Lord'un üvey kardeşi, aklını kaybetti ve kendini öldürdü, bu arada kazı ekibindeki 21 kişi birer şekilde öldüler. Mezarı açan arkeologlardan Arthur Mace, kaldığı otelde bir tür komaya girdive kısa sürede öldü, Lord'un sekreteri de kalp krizinden öldü, dönemin ünlü bir sanayicisi olan Joel Wool, kazı alanını ziyaret ettikten birkaç ay sonra ateşlenerek öldü, doktorlar hastalığının ne olduğunu açıklayamadılar. Tutankamon'un kaç yaşında olduğunu bulmak için X ışınları ile mumyada incelemeler yapan radyolojist Archibald Reid, yorulduğu için İngiltere'ye döndükten hemen sonra öldü. Lord'un arkadaşı, Carnavor'un cenazesine katılmak için Mısır'a gelmişti ve memleketine gitmeden önce mezara baktı, 12 saat sonra sonra, o da yüksek ateşten öldü. Bu iddialara rağmen, mezarın açılmasına önayak olan bir kişi uzun yıllar yaşadı, bu Richard Adamson'du, lanetin olmadığına dair bir konuşma yaptıktan 24 saat sonra karısını kaybetti. Oğlu, yine lanet olmadığın söyledikten sonra bir uçak kazasında omurunu kırdı, Adamson hala lanetten şüpheliydi, İngiliz tv kanalında bu konuda bir söyleşiye katıldıktan sonra, stüdyodan çıkıp tam evine dönerken, az kalsın bindiği taksi bir kamyonun altında kalıyordu, Adamson taksiden dışarı fırladı, o sırada 70 yaşına gelmişti ve sonunda 'bugüne kadar bir lanet olduğuna inanmıyordum ama artık emin değilim' dedi....

kaynak: The paranormal conspiracy



14.PİRAMİTLERDEKİ GİZLİ ODALAR

Son günlerde piramitlerle ilgili tartışmalar alevlendi çünkü büyük piramidin içinde gizli bir oda daha keşfedildi. Kahire'deki Alman Arkeoloji Enstitüsü, Büyük Piramit'in havalandırmasını geliştirecek bir proje ortaya koydu. Plana göre, Kral Odası'na giden iki küçük dehliz, taş vs. parçalarından temizlenecekti.

Alman mühendis ve robot uzmanı Rudolf Gantenbrink, robota bir video kamera taktı ve havalandırma işleminin yanısıra, Kraliçe'nin Odası'na giden dehlizi keşfetmek için de izin istedi.

Dehliz 30 cm. lik kare şeklindeydi ve kraliçenin odasında 45 derecelik bir açı yaparak yükseliyordu. Dehlizin 8 metreden fazla olmadığı düşünülüyordu ama Gatenbrink robotu gönderince, robot 65 metre gitti....Dehlizin son iki metresinde geçidin duvarları ince cilalanmış kireçtaşından yapılmıştı ve sonra robot, kaymak taşına veya sarı kireçtaşından yapılmışa benzer bir kapıya geldi. Kapının üzerinde bakır iki sap, kulp vardı...altta minik bir boşluk ve kapının önünde siyah toz yığını görülüyordu, robotun kamerası boşluğu görecek kadar minik değildi.

Robota fiber optik lensler takılacak ve yeniden dehlizi keşfe gönderilecek.

Acaba kapının ardında ne var? Okurlarımızdan Sayın Aytunç'un gönderdiği ve Discovery Kanal'da izleyip gönderdiği bilgiye göre, kapının ardında tekrar bir koridor ve orada ikinci bir kapı varmış! Şimdi de bu kapının arkasında ne olduğunu merak edeceğiz...
coozy
Barbados'taki tabutlar cidden esrarengizmiş. Smile
Related topics
Bedava Domain
1999 depremi
Fener gündemde kalıp gs şampiyonluğunu mu gölgeledi?
dünya kupası
Müslümanlik Adina Yapilmis Kötü Bir Resim!
SigaraSIZlığın Zararları (:
Turkiye Lubnana asker gondermeli mi?
Koka Kola değil, Kol Kola
Haklı Bir Savaş mı? Hiç Değil
Duymuşmuydunuz?
FRANSA MECLİSİNDE KABUL EDİLSÖZDE ERMENİ SOY KIRIMI TASARISI
Nobel'li 'Türk'
mühendisleri sinir eden sorular
Bilinmeyen Gerçekler, icatlar, Buluslar...
Reply to topic    Frihost Forum Index -> Language Forums -> Turkish

FRIHOST HOME | FAQ | TOS | ABOUT US | CONTACT US | SITE MAP
© 2005-2011 Frihost, forums powered by phpBB.