FRIHOST • FORUMS • SEARCH • FAQ • TOS • BLOGS • COMPETITIONS
You are invited to Log in or Register a free Frihost Account!


yaşar kemal 1 nobel de sana geliyor





mr.emre
yaşar kemal denen aydın(!) kimsecik türkiye barışını arıyor isimli osman baydemirim bile katıldığı terörist konferansında “gerillanın adını terörist koyduk” demişler.
beklenir zaten biraz daha kassa nobeli havada kapacak.

ek: http://www.haber34.net/gundem/yasar-kemale-gerilla-tepkisi.html
(selim06:kusura bakma emreciğim toplum ahlak kurallarının dışında bir başlık olduğu için küçük bir değişiklik yaptım;ayrıca lütfen kişilerin özlük haklarına müdahale edici tartışmalara girmeyelim.)
cavbela
bence güzel bi konferams eğer bu ülke gerçekten barış istiyorsa (ben istiyorum ama sizi bilemem) senin o terörist dediğin adamlarlada konuşması gerekir. bugüne kadar hep silahla bişeyleri halletmeye çalıştık ama başaramadık. (eğer başardığını sanan varsa öyle sanmaya devam etsin) bugünden sonrada konuşarak çözmeye çalışalım.

gerilla mevzuna gelirsek pkk gerilla savaşı yapıyor bu nedenle onlara gerilla denebilir. ama sen bu ülkede isyan çıkartıyolar o nedenle teröristtir dersen senin düşüncendir. istedğin gibi düşünebilirsin. ..

nobel konusuna gelirsekde yaşar kemal çok iyi bir yazar zaten nobeli hakediyor. . .
mr.emre
ben bu devletin polisine askerine kurşun sıkana terörist demiyeceğimde ne diyeceğim ? gerilla mı ? bağımsızlık için savaşıyorlar mı diyeceğim ?

nobeli kimin kime neden verdiği belli değil. madem yaşar kemal çok iyi bir yazar, alsaydı şimdiye kadar nobel. ama bundan sonra alacağı kesindir.

düzeltme: bu aydın geçinen yazar abimiz ırak ta kurulacak kürdistandan size ne diyor ayrıca.

düzeltme2: ayrıca yine bu yazar amca ATATÜRK'ün 1923 te kürtlere özerklik verilmezse sorun çıkar dediğini öne sürüyor.
cavbela
mr.emre wrote:
ben bu devletin polisine askerine kurşun sıkana terörist demiyeceğimde ne diyeceğim ?

ben gerilla diyorum. . .

edit:

yaşar kemalin o toplantıdaki konuşmasının tamamı okumanızı öneririm..

http://evrensel.net/haber.php?haber_id=3151

tekrar edit:
evet bize ne ıraktaki kürdistandan onlar bizden toprak talep etmedikten sonra bize ne.
adamlar devlet kuruyolar. başka biyerde bi türk devleti kurulmasına millet karşı çıksa biz nederdik. aynı cevap size ne. . . .

not: ben kürt değilim. ..
sadece artık bu ülkede savaş istemiyorum. ..
mr.emre
hürriyet okuyucu yorumlarından:

Quote:
terörist: siyasal bir amaç uğruna,kendi halkına ve kurulu düzene başkaldıran,toplumu korkutmaya yıldırmaya yönelik her türlü eylemi yapan kişi ya da kişiler,

gerilla: siyasi bir örgütten güç alan,örgütün amacını gerçekleştirmek için, işgalci düşmanlara karşı silahlı mücadeleyle baltalama eylemleri yapan,sivillerden oluşan silahlı birlik..

yaşar kemal,teröristi gerilla yaparak onore ederken,türkiye cumhuriyetini de işgalci bir devlet olarak tanımlamış olmuyor mu?
cavbela
wikipedi den
Quote:
Gerilla, küçük ve gizli birliklerin düzenli bir orduya karşı yürüttükleri yıpratma savaşı taktiğidir. İspanyolca olan bu kelimenin Türkçesi çeteciliktir. Bu taktikle savaşanlara da gerilla veya çeteci denir.


kendi kendini yalanlıyo işte çeteci demeyin kurtuluş savaşınında başlangıcı gerilla savaşıydı.

ayrıca kürtlerde kendilerini kurtarmaya çalışıyorlar. çünkü bunca yıl kardeşçe yaşadıkları kurtuluş savaşında omuz omuza savaştıkları türkler onlara sırt çevirdiler vede üvey kardeş muamelesi yaptılar. . .
mr.emre
cavbela wrote:
onlar bizden toprak talep etmedikten sonra


bak ne güzel bir noktaya değinmişsin. anladın sen onu Wink

cavbela wrote:
kurtuluş savaşınında başlangıcı gerilla savaşıydı.


evet çünkü kurtuluş savaşında işgalcilere karşı mücadele ettik. 2 üstteki mesajı oku.
cavbela
Quote:
İspanyolca olan bu kelimenin Türkçesi çeteciliktir. Bu taktikle savaşanlara da gerilla veya çeteci denir.

bu noktayı vurgulamak için söyledim ben onu.

Quote:
Gerilla, küçük ve gizli birliklerin düzenli bir orduya karşı yürüttükleri yıpratma savaşı taktiğidir.

tanım budur. ayrıca bırakalım şu toprak veröe fobisini. kimsenin kimseden toprak falan istediği yok. kimse bunu başaramıyacağını biliyo. boşuna bunları dert etmeyelim. . .
loserk
...
palavra
Quote:
Konferansın adı ilginç; "Türkiye Barışını Arıyor"muş... Yani Türkiye bir muhatabıyla savaş halinde imiş; işler sarpa sarıp kötüye gidip, "yahu birileri ortaya çıksa da bizi barıştırsa" diye sağına soluna bakınmaya başlayınca "aydınlar" hemen yekinerek, "biz ne güne duruyoruz ey Türkiye, gelin sizi barıştıralım" diye kendilerine durumdan vazife çıkarıp toplantı tertiplemişler.
1848 senesinde, vaktin Amerikan hükümeti kölelik düzenini yerleştirmek maksadıyla Meksika ile savaşa tutuşunca, Henry David Thoreau kelle vergisini ödemeyi reddedip akabinde hapsi boylamıştı; hapiste fazla kalmadı ama o birkaç gece içinde "Sivil İtaatsizlik" isimli meşhur eserinin ilham perisiyle karşılaştığı söylenir. Zamanla ABD'de bile demokratik kültür yerleşti; Birleşik Devletler hükümeti artık aykırı aydınlarını hapse atmıyor, Yahudi lobisi aleyhtarlarına reva gördüğü üzere daha kanuni ve zarif bezdirme usulleri geliştirmeye muvaffak oldu. Bizim aydınlardan birtakımı gençliklerinde parka ve palaska kuşanıp dağlarda devrimci direniş kıyamlarına kalkışmamış değillerdir fakat kurtarmaya çalıştıkları halkın fena halde devletçi ve merkezi otorite taraftarı olduğunu görünce vazgeçmişler, devrimi, büyük burjuvazi fideliğini sulayarak olgunlaştırmanın daha kestirme ve tabiatiyle "barışçıl" bir yol olduğunu fark edebilmişlerdi. Nitekim daha sonraları aydın ve devrimci tiklerini, devlete silah çekip dağa çıkmış eşkıya takımı ile devleti "barıştırmak" ülküsüne tahsis ettiler.

Efendim, adı üstünde "aydın" bunlar! Batı Türklüğü'nün en mütekâmil ve demokrat aksâmını teşkil eden Türkiye'deki nizamın, bu neviiden aydın fantezilerini kaldıracak derecede esnekliği mevcut çok şükür. İşte toplantı yapıyorlar, bir kısım aydınlarımız koşa koşa gidiyor, acıklı ve akıllı lâflar edip dillerinin şişini indiriyorlar, iyi oluyor.

Lâkin anlamalarını muhtemel görmediğim bir kural var: Devlete ve kamu düzenine silah çekmiş iseniz, sonradan "gel barışalım" diye edebiyat yapamazsınız. Af dileyebilirsiniz, devletin adâletine sığınabilirsiniz ama, "oldu bir şeyler, gel ey TC, seninle barış yapalım; işte şu aydınlar da aracılık etsinler" diyemezsiniz. Bu tavrı kabul eden bir devlet hapı yutmuş, varlığını meşru kılan raconu çiğnemiş demektir. Dolayısıyla, "silahları bırakıp düze insinler de siyaset yapsınlar" diye ince siyasi taktikalar geliştiren siyasetçi takımı dahi, işbu "entelektüel terörizm"den fena halde tırsımış bir manzara arz etmektedir. Böyle şeyler Güney Amerika'da, Küba'da, Orta Afrika'da olabilir, Türkiye'de olmaz. "Niçin olmasın, dağdaki eşkıyanın dedeleri de vaktiyle Milli Mücadele'ye destek vermişlerdi" denildiğinde, vaktiyle kurtarılan vatanın "kurtarılmış olmasının" mânâsı kalmaz; taşın altına elini sokan her unsur, devletten hisse talep etmeye başlar ki böyle bir verâset dâvâsının altından değme medeni hukukçu çıkabilemez. "Niçin olmasın efendim, 1923'te M. Kemal Paşa zaten bir nevi muhtariyat vadetmişti" de diyemezsiniz. 1923'teki M. Kemal'in siyasi diskurunu hayata geçirmeye kalkışırsanız, bugün Dolmabahçe Sarayı'nda bir "Halife-i rûy-i zemîn" bulup oturtmanız da gerekebilir. Adapazarı'nda gazetecilere beyanat veren M. Kemal, siyasetçi kimliği ile konuşmaktadır; o sözlere yaslanarak bir Magna Charta icad etmeye kalkışırsanız işin içinden çıkamazsınız.

Mustafa Kemal Paşa 1923'te Türkiye Cumhuriyeti'ni ilan etti. Esas Teşkilat Kanunu'na da açık seçik, "Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle (Türk) ıtlak olunur" (88. madde) diye yazdı. İşbu esas dahi, en azından Misak-ı Milli kadar geri dönülemez ve üzerinde "bıdı bıdı" yapılamaz bir kurucu prensiptir.

Netekim kısalığı ile müştehir "aydın havaları", ancak be ancak bu prensibin ötesinde gerdan titretilecek bir keyfiyet sahası teşkil etmektedir.


cavbela
palavra wrote:
Quote:
Konferansın adı ilginç; "Türkiye Barışını Arıyor"muş... Yani Türkiye bir muhatabıyla savaş halinde imiş; işler sarpa sarıp kötüye gidip, "yahu birileri ortaya çıksa da bizi barıştırsa" diye sağına soluna bakınmaya başlayınca "aydınlar" hemen yekinerek, "biz ne güne duruyoruz ey Türkiye, gelin sizi barıştıralım" diye kendilerine durumdan vazife çıkarıp toplantı tertiplemişler.
1848 senesinde, vaktin Amerikan hükümeti kölelik düzenini yerleştirmek maksadıyla Meksika ile savaşa tutuşunca, Henry David Thoreau kelle vergisini ödemeyi reddedip akabinde hapsi boylamıştı; hapiste fazla kalmadı ama o birkaç gece içinde "Sivil İtaatsizlik" isimli meşhur eserinin ilham perisiyle karşılaştığı söylenir. Zamanla ABD'de bile demokratik kültür yerleşti; Birleşik Devletler hükümeti artık aykırı aydınlarını hapse atmıyor, Yahudi lobisi aleyhtarlarına reva gördüğü üzere daha kanuni ve zarif bezdirme usulleri geliştirmeye muvaffak oldu. Bizim aydınlardan birtakımı gençliklerinde parka ve palaska kuşanıp dağlarda devrimci direniş kıyamlarına kalkışmamış değillerdir fakat kurtarmaya çalıştıkları halkın fena halde devletçi ve merkezi otorite taraftarı olduğunu görünce vazgeçmişler, devrimi, büyük burjuvazi fideliğini sulayarak olgunlaştırmanın daha kestirme ve tabiatiyle "barışçıl" bir yol olduğunu fark edebilmişlerdi. Nitekim daha sonraları aydın ve devrimci tiklerini, devlete silah çekip dağa çıkmış eşkıya takımı ile devleti "barıştırmak" ülküsüne tahsis ettiler.

Efendim, adı üstünde "aydın" bunlar! Batı Türklüğü'nün en mütekâmil ve demokrat aksâmını teşkil eden Türkiye'deki nizamın, bu neviiden aydın fantezilerini kaldıracak derecede esnekliği mevcut çok şükür. İşte toplantı yapıyorlar, bir kısım aydınlarımız koşa koşa gidiyor, acıklı ve akıllı lâflar edip dillerinin şişini indiriyorlar, iyi oluyor.

Lâkin anlamalarını muhtemel görmediğim bir kural var: Devlete ve kamu düzenine silah çekmiş iseniz, sonradan "gel barışalım" diye edebiyat yapamazsınız. Af dileyebilirsiniz, devletin adâletine sığınabilirsiniz ama, "oldu bir şeyler, gel ey TC, seninle barış yapalım; işte şu aydınlar da aracılık etsinler" diyemezsiniz. Bu tavrı kabul eden bir devlet hapı yutmuş, varlığını meşru kılan raconu çiğnemiş demektir. Dolayısıyla, "silahları bırakıp düze insinler de siyaset yapsınlar" diye ince siyasi taktikalar geliştiren siyasetçi takımı dahi, işbu "entelektüel terörizm"den fena halde tırsımış bir manzara arz etmektedir. Böyle şeyler Güney Amerika'da, Küba'da, Orta Afrika'da olabilir, Türkiye'de olmaz. "Niçin olmasın, dağdaki eşkıyanın dedeleri de vaktiyle Milli Mücadele'ye destek vermişlerdi" denildiğinde, vaktiyle kurtarılan vatanın "kurtarılmış olmasının" mânâsı kalmaz; taşın altına elini sokan her unsur, devletten hisse talep etmeye başlar ki böyle bir verâset dâvâsının altından değme medeni hukukçu çıkabilemez. "Niçin olmasın efendim, 1923'te M. Kemal Paşa zaten bir nevi muhtariyat vadetmişti" de diyemezsiniz. 1923'teki M. Kemal'in siyasi diskurunu hayata geçirmeye kalkışırsanız, bugün Dolmabahçe Sarayı'nda bir "Halife-i rûy-i zemîn" bulup oturtmanız da gerekebilir. Adapazarı'nda gazetecilere beyanat veren M. Kemal, siyasetçi kimliği ile konuşmaktadır; o sözlere yaslanarak bir Magna Charta icad etmeye kalkışırsanız işin içinden çıkamazsınız.

Mustafa Kemal Paşa 1923'te Türkiye Cumhuriyeti'ni ilan etti. Esas Teşkilat Kanunu'na da açık seçik, "Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle (Türk) ıtlak olunur" (88. madde) diye yazdı. İşbu esas dahi, en azından Misak-ı Milli kadar geri dönülemez ve üzerinde "bıdı bıdı" yapılamaz bir kurucu prensiptir.

Netekim kısalığı ile müştehir "aydın havaları", ancak be ancak bu prensibin ötesinde gerdan titretilecek bir keyfiyet sahası teşkil etmektedir.




tamam ozaman savaşa devam edelim. kan dökülmeye devam etsin.
her yıl silaha milyonlarca dolar vermeye devam edelim. oğlunu askere gönderen anaların yüreği hızlı çarpmaya devam etsin.
ama unutmayalaım bu savaşın kazananı yok....
mr.emre
loserk wrote:

katılmak istemezdim muhabbetinize ama bir nokta dikkatimi çekti. mr.emrenin alıntı yaptığı tanımda işgalcilere karşı koyan küçük birliğe gerilla deniyor. Ama emre sonradan diyosun ki biz de işgalcilere karşı mücadele ettik,biz gerilla mı oluyoruz bu durumda? Wink


cavbela wrote:
çeteci demeyin kurtuluş savaşınında başlangıcı gerilla savaşıydı.


gerilla wrote:
siyasi bir örgütten güç alan,örgütün amacını gerçekleştirmek için, işgalci düşmanlara karşı silahlı mücadeleyle baltalama eylemleri yapan,sivillerden oluşan silahlı birlik..


Evet gerilla savaşıydı başlangıcı. Ben değil demedim. Nitekim Çerkez Ethem'e emrindekilerle birlikte düzenli orduya katılması teklif edilince kabul etmemiş yunanistana geçmiştir.
palavra
cavbela wrote:

tamam ozaman savaşa devam edelim. kan dökülmeye devam etsin.
her yıl silaha milyonlarca dolar vermeye devam edelim. oğlunu askere gönderen anaların yüreği hızlı çarpmaya devam etsin.
ama unutmayalaım bu savaşın kazananı yok....


ben ce ulke icinde kim devlete karsi silah kullaniyorsa haksizdir
once silahi birakmali
ondan sonra soyle veya boyle bir cozum bulunabilir.
cavbela
karşı taraf defalarca silah bıraktı ama kimse bunu dikkate almadı. ..
palavra
cavbela wrote:
karşı taraf defalarca silah bıraktı ama kimse bunu dikkate almadı. ..


ciddiye alinacak bir sekilde silah birakma degildide ondan.
mr.emre
cavbela wrote:
karşı taraf defalarca silah bıraktı ama kimse bunu dikkate almadı. ..


yapılacak olanı söyle ? TSK silah mı bırakacak ? Yok artık lebron james derim buna. Laughing

yoksa kürtçe eğitim mi verilecek. Türkiye'de Türkçe'den başka hangi dilde eğitim veriliyor ki kürtçe verilecek ? neden verilecek ?
cavbela
mr.emre wrote:
cavbela wrote:
karşı taraf defalarca silah bıraktı ama kimse bunu dikkate almadı. ..


yapılacak olanı söyle ? TSK silah mı bırakacak ? Yok artık lebron james derim buna. Laughing

yoksa kürtçe eğitim mi verilecek. Türkiye'de Türkçe'den başka hangi dilde eğitim veriliyor ki kürtçe verilecek ? neden verilecek ?


türkiyede ingilizce eğitim veren (tamemen ingilizce) kurumlar devlet kurumları var mesela dokuz eylül üniversitesi mesela odtü
silah olayına gelince adam silah bırkmış otur konuş anlaşamazsan yine saldır ama öyle gözü kapalı kesin kararlılıkla olayı silahla kapatmak bastırmak olmuyor bu 30 yıldır yapılıyor 30 yıldırda olmuyor.

tekrar dile gelirsek insan hakları evrensel bildirgesinde her bireyin ana dilini geliştirme ana dilinde konuşma ve ana dilinde eğitim görme hakkı vardır diyor. ve türkiye bu anlaşmayı imzalamış durumda.
ozank
türkiyede bu hep böyledir.

dünyanın kültürel sahnesinde millet olarak doğru dürüst yer alamadık. ne bilimimiz gelişti, ne teknolojimiz. herşeyi yurtdışından alıyoruz.
gel görki nerde üreten , kültürlü insanımız var, hemen onu taşlamaya başlıyoruz. dün nazım hikmet'i harcadık, bugün de orhan pamuk'la yaşar kemal'i..

ve bunu yapanlar asla onların seviyesine ulaşamayacak kişiler oldular. bugün de devam ediyor.

doğu hakkında tek bildikleri, aydın doğan'ın gazeteleri , kanallarından duydukları olanlar, doğu hakkında konuşmasınlar. 20 yıldır kan dökülerek hiç bir sorun çözülemedi. orada savaş varsa, savaşın sorumlusu ne türk milletidir ne de kürt milletidir. yani türkiye halkının ordaki savaşta suçu yoktur. suç faşist tc iktidarlarındadır.

kürtler ezilerek, kürtlere tü kaka gözüyle bakılarak hiçbir sorun çözülemez.
herkes insandır ve herkes eşittir. eğer senin kafanda ırkçı düşünceler varsa zaten senle tartışmak gereksiz.

ama yaşar kemal gibi değerli bir insana , boş laflarla sataşmanız insanı ediyor. düşüncelerine inanmıyorusanız, onun türkiye için değerine inanın.
Related topics
İstanbul Forumu
orkut davetiyesine ihtiyaci olan arkadaslar
[VAR] ¿Cómo hago para ganarme el premio nobel?
How do I win the Nobel Prize?
Atatürk'ümüz için DEV Arşiv
Atatürk ve Vatan(Başka Başlık Açmayınız)
barışa rock karşı festival
Agustos Bocegi ve Karinca
Forumda Aktif Olmak Suç Mu?
[CIENCIA] Nobel 2006 en Medicina para genetistas!!
2006 Nobel Prize Winners
ORHAN PAMUK - NOBEL PRIZE
Premio Nobel da Paz vai para economista
supriz gozaltilar
Reply to topic    Frihost Forum Index -> Language Forums -> Turkish

FRIHOST HOME | FAQ | TOS | ABOUT US | CONTACT US | SITE MAP
© 2005-2011 Frihost, forums powered by phpBB.