kadikoy
Burada İstanbul'a dair resim, şiir ve yazıları paylaşalım istedim.
Eğer kabul ederseniz...
İlkler benden, sonrasını sizden bekleyeceğim.
Sevgiler
Eğer kabul ederseniz...
İlkler benden, sonrasını sizden bekleyeceğim.
Sevgiler
|
|
İstanbul Forumukadikoy
Burada İstanbul'a dair resim, şiir ve yazıları paylaşalım istedim.
Eğer kabul ederseniz... İlkler benden, sonrasını sizden bekleyeceğim. Sevgiler kadikoy
Göndermeye devam edeceğiz... kadikoy
Ah İstanbul ah. Sen ne güzelsin. kadikoy
Nasıl bir şehirsin sen İstanbul... Şehir mi? Şiir mi? serdar
Türkçe bir forum olması süper
İstanbul`a bayılırım... spidermaniac
izmirliyim taşı toprağı altınmıdır nedir öyle diyorlar, doğrumudur, ama izmir bi harika, tabi berbat 1m suda bile dibi gözükmesede, özellikle karşıyaka, sanki ilçe değilde ayrı bir şehir gibi, idealist arkadaş saolsun bize çoq yardım etti teşekkürler
kadikoy
Türkiye'nin incisi canım İstanbul.
Resimlerinizi bekliyoruz. Hadi bakalım. Tarihi olanlar tercihimizdir. Veysel Can
Kim hazırlıyor bilmem ama bir yerel gazete için çok iyisiniz.
Ben de resimlerle katılacağım. Saygılar spidermaniac
bakızın bu da izmirden birkaç manzara, biri kışın saat kulesi
Saat Kulesi İzmir'in en bilinen sembollerinden biridir. Güzelliği ve narinliği ile Konak Meydanı'nı süslemektedir. 1901 yılında 2. Abdülhamid'in tahta çıkışının 25. Yılı için Sadrazam Küçük Said Paşa tarafından yaptırıldı. 25 m yüksekliğindeki kulenin saati, Alman İmparatorluğu 2.Wilhelm'in armağanıdır. Dört köşesinde çeşmeleri bulunan Saat Kulesi'nin yazıtı yoktur. Hükümet Sarayı, Belediye binası ve Konak Camii ile birlikte Konak Meydanı'nın kimliğini oluşturur."
![]() .::idealist::.
Çok güzel bir konu ! İstanbul'u ben de çok severim ama nedense bu kadar güzel bir şehir yok ediliyor. Prag belediye başkanı Türkiye'de bir röportaj da bizim de tarihi ve güzel bir şehrimiz var ama sizinki kadar çok eski eserleri barındırmıyor, en eskisi 11.yy'a dayandığını söylemişti.
İstanbul'da 11.yy'dan, hatta tarih öncesi değişik medeniyetlere ait eserler bile bulunuyor. Ama onları malesef koruyamıyor, otoparkçılara teslim ediyoruz bir bir... Ve de ahşap evler... Her kasıtlı yangında cayır cayır yanan evler... Günden güne sayıları azalıyor... İstanbul sanki 20 milyomluk bir cehenneme gidiyormuş gibi geliyor bana... Herneyse, ben fotoğraf çekmeyi çok severim. İstanbul'la ilgili çekmiş olduğum fotoğraflarım var. Umarım beğenirsiniz. Diğer fotoğrafları bu adreste bulabilirsiniz : http://community.webshots.com/user/arif_bagci
Eski İstanbul Ve işte eski, yeni İstanbul resimleri ve gravürleri bulabileceğiniz bir site: www.azizistanbul.com Üsküdar resimleri: http://www.uskudar.gov.tr/galeri/anasayfa.htm ![]() darkeagle
Evet bu resimdeki kişilerden biri de benim 2002 de okulda sınav oluyodukta birden kar yağınca herkes sınavı bırakıp karla oynamaya gitmişti. Ah be İzmir gibisi yoktur. spidermaniac
aa çok iyi bi tesadüf ya, ben karşıyakada oturuyorum, oraları pke bilemeyeceğim, ne yazıkki karşıyakada hiç yağmıyor, ama bornovaya acıyorum, en altta kalan ve sellerle boğuşan o, birkeresinde işten dönerken, yağmur boşaldı sağnak bişi, karşıyakaya geçtiğimizde yollar kupkuruydu, bulut mulut yok, ama bornovada yıldırım düşüyordu
pisi
İstanbul forumunu İzmir forumuna çevirmişsiniz arkadaşlar.
Forumun puantaj sistemini kaptınız galiba. Ne kadar uzun yazarsan o kadar çok puan alırsın mantığı. Biz Türkler de geyiği sevdiğimizden epey bir puan toplarsınız. Haydi size kolay gelsin. kadikoy
Evin içinde bir oda, odada İstanbul
Odanın içinde bir ayna, aynada İstanbul Adam sigarasını yaktı, bir İstanbul dumanı Kadın çantasını açtı, çantada İstanbul Çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm Çekmeğe başladı, oltada İstanbul Bu ne biçim su, bu nasıl şehir Şişede İstanbul, masada İstanbul Yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık Bir yanda o, bir yanda ben, ortada İstanbul İnsan bir kere sevmeye görsün, anladım Nereye gidersen git, orada İstanbul. Ümit Yaşar Oğuzcan Devam edecek... kadikoy
İstanbul Ağrısı
kanatları parça parça bu ağustos geceleri yıldızlar kayarken şangur şungur ayaklarımın dibine dökülen sen eğer yine İstanbulsan yine kan köpüklü cehennem sarmaşıkları büyüteceğim pançak pançak şiirler tüküreceğim demek yine ben limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler Yahudi sokaklarını aydınlatan Telaviv şarkıları mavi asfaltlara çökmüş diz bağlıyor eğer sen yine İstanbulsan kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan Sirkeci Garında tren çığlıklarıyla bıçaklanıp intihar dumanları içindeki Haydarpaşadan Anadolu üstlerine bakıp bakıp ağlıyan sen eğer yine İstanbulsan aldanmıyorsam yakaları karanfilli ibneler eğer beni aldatmıyorsa kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar yine senin emrindeyim utanmasam gözlerimi damla damla kadehime damlatarak kendimi yani şu bildiğin Attila İlhanı zehirleyebilirim sonbahar karanlıkları tuttu tutacak Tarlabaşı pansiyonlarında bekarlar buğulanıyor imtihan çığlıkları yükseliyor üniversiteden Tophane İskelesinde diesel kamyonları sarhoş direksiyonlarının koynuna girmiş bıçkın şoförler uykusuz dalgalanıyor ulan İstanbul sen misin senin ellerin mi bu eller ulan bu gemiler senin gemilerin mi minarelerini kürdan gibi dişlerinin arasında liman liman götüren ulan bu mazut tüküren bu dövmeli gemiler senin mi akşamlar yassıldıkça neden böyle devleşiyorlar neden durmaksızın imdat kıvılcımları fışkırıyor antenlerinden neden peki İstanbul ya ben ya mısralarını dört renkli duvar afişleri gibi boy boy gümrük duvarlarına yapıştıran yolcu Abbas ya benim kahrım ya senin ağrın ağır kabaranlarınla uykularımı ezerek deliksiz yaşattığın çaresiz zehirler kusan çılgın bir yılan gibi burgu burgu içime boşalttığın o senin ağrın o senin eğer sen yine İstanbulsan yanılmıyorsam koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim Sicilyalı balıkçılara Marsilyalı dok işçilerine satır satır okumak istediğim sen eğer yine İstanbulsan eğer senin ağrınsa iğneli beşik gibi her tarafımda hissettiğim ulan yine sen kazandın İstanbul sen kazandın ben yenildim kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar yine emrindeyim ölsem yalnız kalsam cüzdanım kaybolsa parasız kalsam tenhalarda kalsam çarpılsam hiçbir gün hiçbir postacı kapımı çalmasa yanılmıyorsam sen eğer yine İstanbulsan senin ıslıklarınsa kulaklarıma saplanan bu ıslıklar gözbebeklerimde gezegenler gibi dönen yalnızlığımdan bir tekmede kapılarını kırıp çıktım demektir ulan bunu sen de bilirsin İstanbul kaç kere yazdım kimbilir kaç kere kirpiklerimiz kasaturalara dönmüş diken diken 1949 Eylülünde birader mırç ve ben sokaklarında mohikanlar gibi ateşler yaktık sana taptık ulan unuttun mu sana taptık Attila İlhan devam edecek... kadikoy
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar. İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim; O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim. Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur; Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur. Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale, Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale. İstanbul benim canım; Vatanım da vatanım... İstanbul, İstanbul... Tarihin gözleri var, surlarda delik delik; Servi, endamlı servi, ahirete perdelik... Bulutta şaha kalkmış Fatih`ten kalma kır at; Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat... Şahadet parmağıdır göğe doğru minare; Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?.. Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet; Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet... O manayı bul da bul! İlle İstanbul`da bul! İstanbul, İstanbul... Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği; Çamlıca`da, yerdedir göklerin derinliği. Oynak sular yalının alt katına misafir; Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir. Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar, Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar... Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi? Cumbalı odalarda inletir "Katibim"i... Kadını keskin bıçak, Taze kan gibi sıcak. İstanbul, İstanbul... Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler! Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler... Eyüp öksüz, Kadıkoy süslü, Moda kurumlu, Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu. Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından. Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar; Güleni şoyle dursun, ağlayanı bahtiyar... Gecesi sünbül kokan Türkçesi bülbül kokan, İstanbul, İstanbul… Necip Fazıl Kısakürek kadikoy
Denizin ortasında
Uykusu kaçmış bir gemi Bütün ışıklarını açıyor Uçaktan çapkın çapkın Göz kırpıyor deniz feneri Ay doğuyor, sandallar toplanıyor bir araya Kaçın burası Üsküdar vapuru Saat başı görücü gönderiyor Güvertesinden bir kuşu Onunsa derdi başka Bambaşka Her şairle ayrı Adı çıktığından beri Ali Asker Barut kadikoy
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Önce hafiften bir rüzgar esiyor; Yavaş yavaş sallanıyor Yapraklar ağaçlarda; Uzaklarda, çok uzaklarda Sucuların hiç durmayan çıngırakları; İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı. İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı; Kuşlar geçiyor derken Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık; Ağlar çekiliyor dalyanlarda; Bir kadının suya değiyor ayakları; İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı; Serin serin Kapalıçarşı, Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa Güvercin dolu avlular, Çekiç sesleri geliyor doklardan Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları; İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı Başında eski alemlerin sarhoşluğu, Loş kayıkhaneleriyle bir yalı Dinmiş lodosların uğultusu içinde. İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı. İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı; Bir yosma geçiyor kaldırımdan. Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar. Bir şey düşüyor elinden yere; Bir gül olmalı. İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı; Bir kuş çırpınıyor eteklerinde. Alnın sıcak mı, değil mi bilmiyorum; Dudakların ıslak mı değil mi, bilmiyorum; Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından Kalbinin vuruşundan anlıyorum; İstanbul’u dinliyorum. Orhan Veli Kanık kadikoy
İstanbul’da, Boğaziçi’nde,
Bir garip Orhan Veli’yim; Veli’nin oğluyum, Tarifsiz kederler içinde. Urumelihisarı’na oturmuşum Oturmuş da bir türkü tutturmuşum: “İstanbul’un mermer taşları; Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları; Gözlerimden boşanıyor hicran yaşları; Edalı’m, Senin yüzünden bu halım.” “İstanbul’un orta yeri sinema; Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama; El konuşur, sevişirmiş, bana ne? Sevdalı’m, Boynuna vebalim!” İstanbul’da, Boğaziçi’ndeyim. Bir fakir Orhan Veli; Veli’nin oğlu, Tarifsiz kederler içindeyim. Orhan Veli Kanık kadikoy
İstanbul’u bir deniz kızı olarak düşünürsek, Balat onun masalsı dünyasının eski bir tebessümdür. Denize açılan dar sokakları, ahşap binaları ve Arnavut kaldırımı dik yokuşlarıyla İstanbul`un geçmişe dönük yüzünü günümüze inat son gücüyle ayakta tutmaya çalışan bu eski Haliç semti, adeta sararmış bir fotoğraf misali geçmişten günümüze varlığını sürdürmektedir.
Günümüzde İstanbul’un hemen her semtinde olduğu gibi bu sahil semti de, masmavi denize karşı, pencereleri kiremit kırmızısı sardunya çiçekleriyle bezenmiş ahşap evlerinde birçok farklı kültürden insanları bir arada barındırmış eski bir azınlık mahallesidir. Bugün hala eskisi gibi, yokuş başlarında, sokak aralarında, Sermet Muhtar Alus’un yıllar önce kaleme aldığı, süslü-püslü kadınları, melon şapkalı, siyah setreli, altın köstekli, sakallı beyleri ve kıyılarında vızır-vızır işleyen kayıkları, ve yelkenlileriyle o eski Balat’ı bulamasak da, geçmişe uzanan dar sokak aralarında bu semt Rum, Musevi ve Ermenilerden kalma eski anılarla dopdoludur. Rumca da olduğu gibi Ermenice dede “Saray” anlamına gelen “Balad” adı değişmeden günümüze kalmış nadir İstanbul semtlerinden biridir. Osmanlı donanması komutanlarından Hamza Bey, kentin alındığını gördükten sonra Bizans’ın Haliç’e gerdiği zincirin üzerine yürüdü ve limana girdi. Bütün gemileri Balat kıyısına yanaştırdı. Kapalı olan Balat kapısını kırdırıp karaya çıktı. Bizans döneminde bu kapının adı “Bassilakis Philis” yani Hünkar Kapısı’ydı. Çünkü imparatorların ikametgahı olan “Blekarnea” sarayına giden yol bu kapıdan geçiyordu. Bizanslılar kenti terk ettikten sonra azalan nüfusu artırmak için Fatih Sultan Mehmet`in emriyle diğer bölgelerden İstanbul`a göç ettirilenler arasında yer alan yoksul Musevi aileler de bu kapıdan geçerek Balat`a yerleşti. Balat`ta bulunan Ermenilerin evleri ve kapıları ise diğerlerinden farklıydı. Balat’ın önemli bir özelliği de bu ufak semtte Rum ve Ermeni kiliselerinin, Sinagogların ve camilerin iç içe olmasıydı. Bu, Osmanlı döneminde İstanbul`da farklı kültürden insanların bir arada yaşayabildiklerinin bir göstergesi. Çarşı içindeki Ahrida Sinagogu`nun az ilerisinde Hagios Stradi Ortadoks Kilisesi bulunuyor. Fotoğraf çekmek için farklı enstantaneler arayanlar, semtin diğer Ortadoks kiliseleri ile Ayvansaray`a doğru ilerlerken karşılaşacaklardır. Mahallenin tek Ermeni kilisesi olan Surp Hreşdagabet Kilisesi ise Kamış Sokağı`nda yeralıyor. Kilisenin delhizinde bulunan Ayazmanın suyunun şifalı olduğuna inanılıyor. Perşembe ve Pazar günleri açık olan kiliseye Müslüman, Hristiyan birçok hasta ve sakat, şifa bulmaya geliyor. Kilisenin hemen yakınındaki Voyvodina Caddesi üzerinde faaliyetini sürdüren, 1762’li yıllarda inşaa edildiği sanılan “Tahta Minare Hamamı”nın halk arasında (Ermeni batağı) olarak anıldığı dönemlerde, hamam özellikle İstanbul Ermenileri arasında oldukça ilgi görür. Dönemin genç Ermeni güveyleri evlenecekleri günün önceki gecesi bu hamamda yıkanarak sabahlar ve kendilerini gerdek gecesine hazırlarlarmış. Bir zamanlar Balat kapısının bulunduğu sanılan yerden girince sizi Balat çarşı meydanı karşılıyor. 1890 yılından beri varlığını sürdüren ünlü Agora Meyhanesi de bu çarşıda bulunuyor. Tabii Duziko kadehlerinin birbirine çakılarak, Buzuki eşliğinde Zeyvekiko ve Kasap havalarının oynandığı ve neşeli kahkahaların sokaklara taştığı o eski Agora Meyhnesi değil artık burası... Ferruh Kaya Sokağı`nda bulunan Ferruh Kekuda Camii Mimar Sinan`ın eseri. İskele yakınındaki Yusuf Şücaüddin Camii ise geçtiğimiz yıllarda restore edilmiş. Balat`ta bulunan kiliselerin, bugün semt dahilinde cemaatleri kalmamış artık. Kiliseler sadece belli günlerde diğer semtlerde yaşayanlar için kapılarını açıyor. Zaman birçok şeyi silmiş yok etmiş burada, insan dokusu kalmamış ama Balat`a özgü o mistik hava, o mimari doku hala mevcut. Ve Balat tıpkı yıllanmış eski bir şarap gibi buruk ve güzel... ARMAN TAYRAN kadikoy
İstanbul`un kuruluşuyla ilgili ünlü efsane, efsane dilinin ulaşabileceği kesinlikle, Kadıköy`ün İstanbul`dan daha eski olduğunu bize anlatıyor. Yeni koloni kurmak üzere yola çıkan Byzas`a "kendi şehrini körler şehri karşısına kuracağını " kahinler söylemiş. Sarayburnu`na gelen Byzas, karşı kıyıda Halkedon`u görünce, kendi durduğu nokta varken orada şehir kuranların ancak kör olabileceğini düşünüyor ve gelmesi gereken yere geldiğine karar veriyor.
Bu aynı zamanda hakkında bildiğimiz en eski hikaye olduğu için, Kadıköy`ü anlatmaya bununla başlamak mantığa uygun. Ama bununla başlayınca, Kadıköy hakkında ilk sözümüz bir "iltifat" olmuyor. Efsaneden tarihe, bunu dengeleyecek bir geçiş yapalım. Murat Belge Devam edecek... kadikoy
Kuzeyden, Karadeniz`den doğru sık esen poyraz, Boğaz`ın Avrupa yakasında kendini daha çok hissettirir. Anadolu yakası ise bu rüzgara karşı doğal bir korunak sağlar. Dolayısıyla, bu çevrede kurulacak ilk yerleşimlerin Anadolu kıyısında karar kılmaları anlaşılır bir şeydir. Tarihte eskiye doğru gittikçe, teknoloji genel olarak geriler, zayıflar. Byzas zamanında kullanılan tekneler, Halkedon`a yerleşenlerin o zamanlar kullandığı teknelere göre daha gelişmiş olmalı.
Daha eski de, ne kadar eski ? Bu eskilik, Halkedon adından çok daha gerilere uzanıyor. M.Ö. 5000- 3000 arasında, şimdi Kadıköy dediğimiz alanın çeşitli noktalarında, örneğin Fikirtepe`de, yerleşimler kurulduğunun kanıtları var. Byzas`ın "körler şehri" dediği yerin adı, yani Halkedon, buraya yerleşenlerin kendi haklarında başka bir düşünceleri olduğunu gösteriyor, çünkü bu ad "Bakır Diyarı" anlamına geliyor. Böylece, bakır çıkan yerin adı değişirken, öbür yakada, bakırla hiç ilgisi olmayan bir bölge "Bakırköy" olmuş. Fenikeliler`in burada uzunca bir süre kaldıkları biliniyor. Ama genel olarak Helen uygarlık alanı içinde kalan bir bölge. Efsanede veya gerçeklikte, Kadıköy kendinden sonra gelen İstanbul`a karşı hep kaybeden durumunda. Örneğin bir başka efsaneye göre Constantinus yeni Roma`yı burada kurmak üzere işe girişiyor, ama iki kartal gelip inşaat malzemesini kaptıkları gibi karşı kıyıya uçuruyorlar. Kadıköy`ün bir şanssızlığı var yani. Gerçeklik de biraz böyle. İstanbul Doğu`nun başkenti olduktan sonra Kadıköy tarafında çeşitli binalar yıkılmış, taş ve sütunları öbür yakadaki binalarda kullanılmış. kadikoy
Hristiyanlaşma tarihinde, Azize Eufemia`nın burada şehit olmasının öyküsü var. Sonra da önemli kararların verildiği Halkedon Sinodu. Türkçe`deki adının, Fatih`in İstanbul`a Kadı tayin ettiği Hızır Bey`den geldiği söylenir ki, çeşitli açıklamalar arasında bu daha akla yakın.
kadikoy
YELDEĞİRMENİ VE KADIKÖY
Haydarpaşa ve Kadıköy iskeleleri arasında bir koy vardır. Eskiden burada çalışan sandallar tren yolcularını bu koydan geçirirdi. Şimdi motorlu trafik her yere egemen. Bu koy boyunca uzanan kordondan içerisi Yeldeğirmeni adıyla bilinir. Yeldeğirmeni`nde ibadethane olarak Hemdat İsrael Sinagogu vardır. Bu ad, "İsrailoğullarının şefkati" anlamına gelir. Sinagog yapılırken Yahudiler`le aynı yerde kilise yapmak isteyen Rumlar arasında kavga çıkmış, Abdülhamit de sinagog yapılmasını emretmiş. Buna karşılık Yahudiler, Arapça`daki "hamd" ile aynı Semitik kökenden gelen "hemdat" adını vererek ona teşekkürlerini dile getirdiler. Rumlar da ancak 1918`de, bir okul binası yapıp eski okul binasını Aya Yorgi (Ayios Yeoryios) Kilisesi haline getirdiler. Kadıköy`e geldiğimizde, rıhtımda şimdi konservatuvar olan binayı görüyoruz. Burası başlangıçta, Celal Esat Arseven tarafından, Kadıköy Hal Binası olarak yapılmştı. Bunlar hep, kıyaslanamayacak kadar küçük olan ve böylesine büyüyeceği hayal edilemeyen bir şehir için düşünülmüş şeyler. Zamanla halin burada bulunması bir felaket haline geldi ve bugünkü düzene geçildi. Ama konservatuvara kavuştuğu için sevinen müzik öğretmen ve öğrencilerinin, çevrelerindeki kamyonlu pazarın patırtısı arasında, "mi"yi "si"den nasıl ayırdıklarını düşünemiyorum. Kadıköy`deki eski vapur iskelesinin mimarı bilinmez. Bütün bu eski iskeleler gibi sevimli bir binadır. Karşıdaki belediye binası da bu yüzyıl başından kalmadır. İskelenin yakınındaki bir başka anıtsal bina da 3. Mustafa` nın yaptırdığı İskele Camii` dir. Şimdi Kadıköy Müftülüğü` nün yanında bulunan bu camii, 18. yüzyıl sonunda Kadıköy` ün sarayın ilgisini çekecek kadar geliştiğini kanıtlıyor. kadikoy
Buralardan girilen Kadıköy Çarşısı İstanbul`un renkli çarşılarındandır, sunduğu malların niteliği de hayli yüksektir. Muvakkithane Caddesi üstünde geleneksel şekerci Hacı Bekir`in bir şubesi hala faaldir. Karşısında gene bir zamanların ünlüsü Baylan pastanesinin bir şubesi vardır. o sıranın sonundaki şekerci dükkanının kurucusu ise besteci şekerci Cemil Bey`dir. Bu dükkan da yakınlarda kapandı. Muvakkithane ve Yasa caddeleri birer meydana varır; bunların birinde Ermeni Surp Takavor, öbüründe Rum Ayia Eufemia kiliseleri vardır. İstanbul`da özellikle gıda alanında temiz işleriyle tanınan Bulgarlar`ın açrşı içinde fırınları hala çalışmaktadır. (poğaça, açma vb.) ; ayrıca Moda Caddesi` nde şarküterileri vardır.
Çarşı içindeki Fehmi Lokantası da sunduğu olağanüstü bol çeşidiyle, ama özellikle geleneksel yemekleriyle, hatırlanmaya ve gidilmeye değer. Kadıköy`den Mühürdar` a doğru giderken artık kullanılmayan bir İtalyan Katolik kilisesini görebilirsiniz. kadikoy
Moda, şimdiki Söğütlüçeşme ve Bahariye caddeleri ile deniz arasında kalan burundur. Gelişmesinde zengin Levanten ailelerin öncü rolü olmuştur. Örneğin, Türkiye` de "Vitol" adıyla anılan, İngiliz kökenli Whitehall ailesinin. Orta halli Rum ve Ermeni aileleri de öteden beri hep burada yaşamaktaydı. Zenginler daha çok Moda Burnu` nda yerleştiler. Boğaziçi , Bağdat Caddesi güzergahı ve Adalar` adn sonra rağbet bulan bir sayfiye yeri oldu Moda; bina yapısı da bunu yansıtıyordu. Buradaki villalar, geleneksel tarza uymamış, bilinçli olarak bunun karşıtı bir tarz seçilmişti. Alınan model genel olarak Avrupa` daki benzer yapılardı ve herkes kendine farklı bir ev tipi beğeniyordu. Başlıca kaynaklar, o dönemlerde yaygınlaşan konut üstüne dergilerdi. O yüzden başından beri Moda evleri son derece eklektikti. Gene de, hepsi bir arada, kendine özgü bir karakter oluşturmuştu. Çoğu bahçeli, iki ya da üç katlı, şık evlerdi.
Moda Caddesi de bu tarz evlerle doluydu. Ama yan sokaklara girildiğinde, daha çok orta halli gayrimüslümlerin mütevazı evleri görülürdü. kadikoy
Ahali son derece uluslararasıydı. Yerli azınlıklar dışında İngilizler, Almanlar, Ruslar, akla gelen herkes vardı. Ayasofya` nın restorasyonunda çalışmak için İngiltere`den gelen taş ustası Ernest, Mektep Sokağı`nda İngiliz arkadaşlarının yanında kalırdı vb. Yusuf Kamil Paşa Sokağı` nda İngiliz şapeli artık kullanılmadan duruyor. İkiz İngiliz evlerinden biri yıkıldı; öbüründe rahmetli Barış Manço oturuyordu. Cem Sokağı` nda L` Assomption Kilisesi ve manastır Fransız Katolikler` in elinde. Yaşlı sörler hala hasta ziyaretine gidiyor, iğne yapıyor.
1960` lardan itibaren Moda evleri hızla ortadan kayboldu, yerlerini bitişik nizam evler aldı. Burun` da bir tek Frederici evi kaldı. Korutürk` ün, Cimcozlar` ın, Sabur Sami` nin, daha birçok tanınmış insanın evi iz bırakmadan silindi. Böylece Moda`yı Moda yapan başlıca özellik yok oldu; Moda`nın yanına deniz konmuş bir Osmanbey` den farkı kalmadı. kadikoy
Semtin altın çağı 1950` lerdi. Bu yıllarda Moda, akşamları bütün Kadıköy halkının aktığı bir piyasa yeriydi. Bu kalabalık Moda Burnu` nu (Devriye Sokağı) turlar, ama en çok, ucunda Ferit Tek` in yaptığı bina olan uzun iskele yolunu doldururdu. Çünkü burada, Moda Deniz Kulübü` nün orkestrasını yakından dinlemek mümkündü. Kulüp işletmesini yaz boyunca, Ankara` dan gelen Süreyya yapıyordu. Ünlü Rus lokantacı Baba Karpiç` in baş garsonunun Türkçe adıdır Süreyya; Rusça adı Sergey` di , ama herkes bunu Fransızcalaştırarak Serj derdi. Ankara` da Serj her şeyi bilirdi; son politik kararı da, kimin kiminle yattığını da. Kızılay meydanında, yeraltında, Ankara sosyetesinin bir numaralı mekanı olan bir kulübü işletiyor, yazın da başgarsonu Lefter` i, aşçılarını ve İtalyan orkestrasını toplayıp Moda Deniz Kulübü` ne geliyordu. Gündüz kiralanıp Moda Plajı` nın kadınlar bölümünün önünde dikize çıkan sandallar, gece de kulübün önünde sıralanır, Moda` nın namlı güzellerinin nasıl dans ettiği seyredilirdi.
kadikoy
Moda sosyal hayatında önemli bir çekim merkezi olan kulübün tenis kortu, yazın iskele açıklarına demirlenen "raft"ı, zengin Moda gençlerinin mekanlarıydı.
1950` lerde bu kulüp daha çok bir DP yuvasıydı. Buna karşılık CHP` liler bir süre sonra, eskiden Zekeriya Sertel` in oturduğu binayı kiralayarak "Lozan Kulübü"nü kurdular. Onun da bir plajı oldu. kadikoy
Posta kotam dolmuş. Yarın devam ederiz
Saygılar millet kadikoy
İskelenin öbür tarafındaki Koço da İstanbul` un ünlü meyhanelerinden biridir. Sahipleri Koço ve Miço kardeşler çoktan Atina` ya gittiler. Ama burayı herkes hala Koço diye anıyor. Koço bir çeşit "aile meyhanesi"dir. Özellikle yazın, insan çocuklarıyla da gidebilir buraya; çocuklar bahçede eğlenir, garsonlar ve komiler de onlara gözkulak olur. İçinde bir de ayazması vardır: Aya Katerina.
Küçük Moda` da, tepede, plajın üstünde, mehtabın çok iyi seyredildiği daha mütevazı bir meyhane vardı. Burada gene böyle bir kaç yer açık. Mektep Sokağı` ndaki eski Bomonti Bahçesi` nin yeri de çalışıyor. Ama eski Mühürdar Bahçesi tamamen ortadan kalktı. Yalnız, bunların hiçbiri, eskiden olanların yerini tutmuyor. devam edecek. kadikoy
Şimdi günümüzün dönerci, mantıcı, pizzacı gibi yeni tarz yiyecek sunan yerleri gene Moda` yı dolduruyor. Eski evlerden aşağı yukarı bir tek Sarıca ailesinin konağı kaldı. Onun karşısındaki dondurmacılar da Moda` nın yeni piyasa tarzının başlatıcısı ve ayrılmaz parçası oldular. Onların bulunduğu yerde başlayan Whithall Konağı ve bahçesi, denize kadar uzanırdı eskiden. Ayrıca, şimdi Kadıköy Kız Lisesi, Ahmet Muhtar Paşa` nın oğlu Mahmut Muntar Paşa` nın taş konağında yerleşti. Cimcozlar`ın ikinci çıkmazın ucundaki evi restore edildi. Yeni Lozan Kulübü de, cadde üstünde kalmış son Moda evlerinden birine yerleşti.
kadikoy
BAHARİYE
Moda` nın güneydoğu sınırını Bahariye çizer. Altıyol` la birlikte burası alışverişin, aynı zamanda sinemaların merkezidir. Eski Opera sinemasının bulunduğu bina yıkıldı, ama Süreyya Paşa` nın yadigarı güzel Süreyya Sineması, süslemeleri, heykelleri, avizeleriyle duruyor. Süreyya Sineması`nın yanında Rum Ortodoks Kilisesi`ne ait bahçe içinde güzel ahşap bina durur. Ana caddese, Ayia Trias Ortodoks Kilisesi, Altıyol ağzında da Ermeni Katolik Surp Levon Kilisesi vardır. Bunun ters yönünde, geçen yüzyılda karşı taraftan buraya taşınan Fransız St. Joseph Lisesi ile yanında eski Mosa Maarif Koleji, şimdiki adıyla Kadıköy Anadolu Lisesi bulunur. Kaynak: İstanbul Gezi Rehberi / Murat Belge / Tarih Vakfı Yurt Yayınları / S: 317-320 kadikoy
Müthiş bir güzellik.
Ayın geçtiğimiz günlerde dünyaya en yakın olduğu gece çekilmiş. Bak bak doyamazsın. Tek kelime ile mükemmel bir İstanbul gecesi... ![]() .::idealist::.
Yolladığınız yazılar güzel ama aynı kullanıcının cevap gelmeden 2 tane veya daha fazla mesaj gönderilmesi yasaktır. Bu mesajlarınızın spam olarak değerlendirilmesine yol açar.
Lütfen yazdıklarınızı tek bir mesajda gönderin. Eklemek veya değiştirmek istediğiniz yazılar varsa edit bölümünü kullanın. Teşekkürler kadikoy
Kuralları yavaş yavaş öğreniyoruz tabii. Ancak zamanla daha az hata yapar hale geleceğiz.
Ne demişler hata insanlar için. Söyledikleriniz dikkate alınacaktır. Bu Türkçe forum için ise tekrar teşekkürler... djasil
Sağolasınız Arkadaşlar İstanbul Resimlerini Arıyorduk Bulamıyorduk Acentanın Sayfasını Hazırlarken Lazım Olacak Tşk.. Ederiz
kadikoy
İşte İstanbul'a yakışan süüüpeerrrr bir foto daha...
![]() TeNTeN
.::idealist::.
Dün bu şehirde yaşadığımdan utandığımı hissettim... Neden ? Dün öğleden sonra biraz dolaşmak için bisikletimle dışarıya çıktım. Yaya geçidinden geçerken iki turist karşıya geçmeye çalışıyordu şaşkın bakışlar altında... Üzerlerine panzer gibi gelen otomobil ve kamyonlara karşı... Yaya geçidi ? Bizde pek kulanılmayan daha doğrusu kullanılamayan bir trafik kuralı. Yine dün, şu suyu akmayan bir nevi çöp kurusu olarak kullanılan çeşmelerimizin birinde bir turist çeşmenin üzerindeki musluğu açmaya çalışıyordu, o çeşmenin artık kullanımadığını bilmeyerek... Beyinlerimiz, insan olma evriminde bir ilerleme kaydetmedikçe hiçbir yere varamayacağız ve hiçbir şey olamaycağız ! Sadece çocukların oynayamadığı, gençlerin özgürlük tadını hissedemedikleri, depremlerin acılar yaşattığı dev blok apartmanları her yer dikip, kendi sivil yaşantımızı asırlarca gelişimini sürdürmüş kültürümüzden bir çırpıda soyutlayacağız ve sanatla, kültürle, bilimle yoğrulmayan bedenlerimiz hiçlikten bir kutu ot gibi olacak... kadikoy
EĞRİ MİNARE Süleymaniye Camiinin inşası tamamlanmış, ibadete açılacağı gün ilan edilmişti O gün gelince istanbul'un her yanından insanlar bu eşsiz eserin açılışında bulunmak için şehrin bu noktasına akın etmişti Herkes hayranlıkla bu Türk mucizesini seyrediyordu Fakat bunlar arasında bulu nan bir çocuk, "Aaa şu minareye bakın nasıl eğri!" diye bağırıyordu Herkes de bakıyordu ama bir eğrilik görmüyordu Çocuğun minarelerden biri için eğri dediği Mimar Sinan'a kadar ulaştı Koca mimar hemen çocuğun yanına geldi ve ona, "Yavrum hangi minare eğri göster bana" dedi Çocuk da "İşte şu" diye minarelerden birini gösterdi Mimar Sinan hemen adamlarını topladı Uzun halatları biribirine ekletip minareye bağlattı "Çekin yukarı doğru!" diye çektirmeye başladı Çocuğa da, "Oğlum, bak bu minareyi doğrultturuyorum, sen dikkat et, dosdoğru olunca haber ver" dedi Adamlar gerçekten düzeltiyormuş gibi çekiyorlardı Çocuk bir süre sonra, "Tamam, minare doğruldu" diye bağırdı İşçiler çekme işini bırakıp halatları çözdüler Başından beri olaya tanık olan Sinan'ın ustalarından biri herkesin kafasını kurcalayan soruyu Mimar Sinan'a yöneltti: - Ulu mimarbaşımız, sen herkesten iyi biliyorsun ki, minarede eğrilik falan yok O halde niçin düzeltmeye kalkıştın? Mimar Sinan'ın cevabı inceliğin, anlayışın, hoşgörünün simgesi idi: - Ben bilmez miyim minarede eğrilik olmadığını Ama çocuğun kafasındaki "minare eğri" intibaını da öyle bırakamazdım Bu yönteme başvurdum ki çocuğun kafasındaki "eğri" kanaati silinsin Yoksa her yerde çocuk aklıyla minarenin eğri olduğunu söyler, sonra gerçekten eğri olduğu şeklinde bir inanç yayılırdı
kadikoy
Bir Şiir Üstüne Çeşitleme
Külrengi bulutlarıyla güz günlerinin Sevdiğim İstanbulu gibisin Gene de çağırıyor yüreğin Daha aydınlık bir yeryüzünü Her zaman genc gozlerinde guluyor Su kocamis ve yorgun Istanbul Gene de yasiyor ve sirli aynasinda Bana gosteriyor senin yuzunu Ayak basmadığım çorak bozkırda Sevdiğim Anadolu gibisin Gene de bekliyor yüreğin Uzakta ve elinde olmayanı Sevecen gözlerinde tükeniyor Hasret rüzgarlarıyla Anadolu Gene de üretiyor ellerin Yeni baştan ve umutla sevdanı İstanbulum Anadolum sevdiğim toprak Ne kadar yakınım sana Ve ne kadar uzak kadikoy
İstanbul
Nice büyük komutan tutuştu senin için. Almak için mevlaya yalvardı için için. Nasip oldu sonunda, O muhteşem Fatih`e O büyük zafer ile damga vurdu tarihe. Yedi tepe üstüne kurulan koca şehir. Sana kavuşmak için olmuştuk koca nehir. Allah, Allah diyerek, atıldık yedi koldan Gemileri yüzdürdük, dağ tepe susuz yoldan Kaptı şanlı sancağı çıktı Hasan surlara. Siper etti güğsünü, o zalim okçulara. Bir Hasan binler oldu, atıldılar ileri Şehit olmak dileği, Fatih`in şanlı eri. Koskoca İstanbul`u hediye ettin bize O muhteşem günde atı sürdün denize. Her biri bir Fatih`ti kahraman askerlerin. Büyüdükçe büyüdü, isimsiz neferlerin. Çağ atlattın dünyaya İstanbul`u almakla Bir er gibi savaştın, kalbindeki bayrakla. Bu yüce savaş için, feyz aldın Peygamberden Kalkta bak koca Fatih, yattığın o yerinden. Boğaza gerdan taktı, torunların sonunda. Adını senden aldı, inci gibi boynunda. Göklere yükseliyor, Sinan`in eserleri. Bir rüya gibi hala, İstanbul`un her yeri. 29 Nisan 1991 Nizami Sunguroğlu Nizami Sunguroğlu .::idealist::.
Lütfen arta arda mesajlar göndermeyin, yazmak istediklerinizi tek seferde anlatın ! Ayrıca forumlarda bu tür uzun mesajlar yazılmaz ve de kullanıcılar tarafından da okunmaz ! Sonuçta üzgünüm ama bu tür mesajları kabul edemeyiz !
Mesajlarınız kısa olsun ! Başka yerlerden alıntı yapmayın ! TeNTeN
pisikopatikalistor
istanbul güzel şehir be
abi böle bi bölüm açmaız iyi olmuş siyahvemavi
Sizi tebrik ederim.
Ben de İstanbulluyum. Bu konu çok iyi oldu. Sık sık görüşeceğiz. Kolay gelsin... darkeagle
Güzel Fikir .::idealist::.
Ben İstanbul'u sevmiyorum. Çok karışı ve gürültülü bir şehir. Doğa yok, güzel binalar yok, sanat yok, mimari yok, park yok, düzgün ve temiz caddeler yok... Bu şehirde iyi vakit geçirmek için para harcamanız gerek, o da yoksa yapabilecek pek fazla bir şey yok.
Ailemle İstanbul'da yaşıyorum ama ileride kendim Anadolu'da küçük bir şehirde yaşamayı istiyorum. Mesela Safranbolu, bence Türkiyenin en güzel küçük şehirlerinden biri... Şu fotoğrafa baksanıza, ne kadar güzel değil mi ?
Fotoğraf: Servet Alan http://community.webshots.com/user/istanbuleurope İstanbul'da parklarda bile huzur yok insana... kapkaç, hırsızlık, cinayetler, cinnet getirmeler, sokak çocukları falan filan...Bütün bu sorunlar önümüzde dururken ondan sonra Lozan antlaşmasının yıldönümü nedeniyle İsviçre'nin Lozan kentine Türklerin akını, bayraklar, gösteriler, İsviçre'ye laf atmalar falan filan... Sen önce kendi ülkene bak, İsviçre'ye ne laf atıyorsun ki... Küçük bir ülke nüfüsu 7 milyon kadar ama onlar şehirlerini dünyanın en iyileri, eğitim, devlet kurumlarını dünyanın en iyileri arasına sokmayı başardı. Peki, nüfüsumuzla, büyüklüğümüzle övünmek kolay... Ya bu ülke için çalışıp çabalamak... Dünyanın en iyi üniversiteleri arasında 72 milyonluk Tükiye'den tek üniversite bile yok ! hani nerde Türkiye'nin gücü nerde Türklerin gücü ! ? Zürich, İsviçre'nin ve aynı zamanda dünyanın en iyi şehri seçildi. Nüfusu 1 milyon kadardır.
Fotoğraf: http://community.webshots.com/user/kafras siyahvemavi
Alın bu resim de benden
![]() g_unit90
Way bea bazılarının yapamadıklarını yapıyor kuruetbulunur
ÇOk güzel resimler saolun.
Adv3rglobal
İstanbul Fatih'in fethetdigi Kent Abi önemi satırlarasıgmaz
siyahvemavi
Bu Ali Başarır süper bir fotoğrafçı.
Bu da yenimarifeti
Yani Ne diyim süpersin ali kadikoy
Ya buna ne dersinizi...
İmza alibaşarır tabii kadikoy
Fakat ben bu resme şapka çıkarırım dostlar.
İmzası yine Sevgili Ali Başarır a ait. Adam resim çekmiyor tablo yapıyor mübarek... ![]() kadikoy
Yaşamak zor İstanbulda. Çalışmak şart.
Yaş kaç olursa olsun. Sevda Suca ya bufotoğrafiçin teşekkürler... ![]() kadikoy
Bu da elin turistinden
Gordana İvanovska -Velkovska Dillian
=) çok haklısın extramedya
Külrengi bulutlarıyla güz günlerinin
Sevdiğim İstanbulu gibisin Gene de çağırıyor yüreğin Daha aydınlık bir yeryüzünü Her zaman genc gozlerinde guluyor Su kocamis ve yorgun Istanbul Gene de yasiyor ve sirli aynasinda Bana gosteriyor senin yuzunu Ayak basmadığım çorak bozkırda Sevdiğim Anadolu gibisin Gene de bekliyor yüreğin Uzakta ve elinde olmayanı Sevecen gözlerinde tükeniyor Hasret rüzgarlarıyla Anadolu Gene de üretiyor ellerin Yeni baştan ve umutla sevdanı İstanbulum Anadolum sevdiğim toprak Ne kadar yakınım sana Ve ne kadar uzak Onat Kutlar Bu şiirle yine seni andık üstadım... extramedya
Bu da bir yazın harikası, herkes okusun diye frihost ta...
Sokakların Çocuğu (...) Köşeyi dönünce deniz göründü: Halicin kirli suları. Soldan, Balat`tan kalkmış bir vapur geliyordu. Yetişmeliydi. Adımlarını açtı ilkin, sonra koşmağa başladı. (...) Boynunda hoplayan işportası, yokuş aşağı koşuyordu. Koşarken işportadaki iğneler, balonlar, sabun, düdükler, şu, bu tahta kutuda hopluyordu. Yollar bozuk, yollar eğri büğrü taşlarla doluydu. Zaman zaman ayak bileği inciniyor. Aldırmıyordu. Peki ama neden koşuyor? Vapura yetişince ne olacak? Cevdet`in nerede çalıştığını bilmiyor ki! Koşmaktan vazgeçti. Nefes nefeseydi. Soluğunu topladığı sıra Fener çarşısına gelmişti. Yukarıdaki güneş, yüksek, ağır taş yapıların aralarından kolayca sızamıyordu. Evler, sıra sıra, omuz omuza evler, eski, çok eski Rum evleri. Birden bir kız. Tıpkı Cevriye, ama değil. Yüzü tıpkı tıpkısına o. Sahi, Cevriye`den niye öğrenmesin Cevdet`in çalıştığı yeri? Geri döndü, Perili Konağın bulunduğu mahallenin yolunu tuttu. Cevriye`lerin oturdukları evi biliyordu. - İğnelerim, ipliklerim, düdüklerim, sabunlarııım!!! Dönüp bakan bile yoktu. O da zaten bir şeyler satmayı ummuyordu. La*f olsun diye. Cevdet`in yerini öğrenmek, kandırmak, evlerine götürmek. Ne iyi, ne iyi olurdu. Kosti seviyordu Amerika üstüne konuşulmasını; Aslan Tomson, ya da ötekiler gibi davranılmasını değil! Eskiden olduğu gibi, Cevdet de işportacılık yapsın. Birlikte dolaşsınlar İstanbul`u. Tramvaylara asılarak altını üstüne getirsinler İstanbul`un. Sultanahmet`te top oynasınlar, maçlara gitsinler. Cevriye de katılsın onlara zaman zaman. Hep birlikte deniz kıyısına gidilsin. Cevdet öküz yutan Boa yılanları, balta girmemiş ormanlarla Kırmızı derilileri anlatsın. Dinlerken korksunlar, ürpersinler... Cadde, sokak, sokaklar. Bir köşeyi dönünce birden Perili Konak! Dökülmüş sıvaları, camsız çerçeveleriyle kalın kemikli ama çökmüş bir kocakarıyı hatırlatarak, kırmızı kiremitleri, yosun tutmuş damıyla güneşin altında dikiliyordu. Karanlık pencerelerinden yaban güvercinleri, kumrular uçuşuyordu. Korkunçtu görünüşü. Cinleri, cadıları, ölüleri hatırlatıyordu. Cevdet burada gecelemişti! Ne cesurdu be hergele... İnsan aklını yitirebilirdi. Kurt yenikleri içindeki çürük tahtaların üzerinde karaböcek sürüleri, çıyanlar. Perili Konağın önünde gene çocuklar. Cevdet`in eski arkadaşlarını şöyle bir tanır ama, bunlar yeni, tanımıyor. Bir koşu. Perili Konağın yanındaki bayırdan aşağıya. Karşıda Cevriye`lerin barakası. Tahta perdeyle çevrili. Damı paslı tenekelerden. İyice yaklaşıyor: Kapıda paslı, kocaman bir kilit. Demek işe çıkmışlar? ORHAN KEMAL Kaynak: (Sokakların Çocuğu. Altın Kitaplar. 2. baskı 1970) extramedya
Bir şiir bir yazı şimdi de bir fotoğraf. Görevi tamamladık...
![]() kadikoy
Ben bile unutmuştum bu başlığı açtığımı. Ama sağolsun extramedya kardeşimiz tozlu arşivlerden bulup çıkarttı da konuya bir ek de biz yapalım dedik.
Benim ki de bir şiir olsun şimdilik... Canım İstanbul Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar; Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar. İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim; O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim. Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur; Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur. Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale, Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale. İstanbul benim canım; Vatanım da vatanım... İstanbul, İstanbul... Tarihin gözleri var, surlarda delik delik; Servi, endamlı servi, ahirete perdelik... Bulutta şaha kalkmış Fatih`ten kalma kır at; Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat... Şahadet parmağıdır göğe doğru minare; Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?.. Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet; Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet... O manayı bul da bul! İlle İstanbul`da bul! İstanbul, İstanbul... Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği; Çamlıca`da, yerdedir göklerin derinliği. Oynak sular yalının alt katına misafir; Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir. Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar, Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar... Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi? Cumbalı odalarda inletir "Katibim"i... Kadını keskin bıçak, Taze kan gibi sıcak. İstanbul, İstanbul... Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler! Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler... Eyüp öksüz, Kadıkoy süslü, Moda kurumlu, Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu. Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından. Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar; Güleni şoyle dursun, ağlayanı bahtiyar... Gecesi sünbül kokan Türkçesi bülbül kokan, İstanbul, İstanbul… Necip Fazıl Kısakürek kadikoy
Orhan Veli olmadan İstanbul şiiri olmaz değil mi?
Okuyun da nemlendrin gözlerinizi.... İstanbul Türküsü İstanbul’da, Boğaziçi’nde, Bir garip Orhan Veli’yim; Veli’nin oğluyum, Tarifsiz kederler içinde. Urumelihisarı’na oturmuşum Oturmuş da bir türkü tutturmuşum: “İstanbul’un mermer taşları; Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları; Gözlerimden boşanıyor hicran yaşları; Edalı’m, Senin yüzünden bu halım.” “İstanbul’un orta yeri sinema; Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama; El konuşur, sevişirmiş, bana ne? Sevdalı’m, Boynuna vebalim!” İstanbul’da, Boğaziçi’ndeyim. Bir fakir Orhan Veli; Veli’nin oğlu, Tarifsiz kederler içindeyim. Orhan Veli Kanık kadikoy
Bunu da beğeneceksiniz...
Kızkulesi Denizin ortasında Uykusu kaçmış bir gemi Bütün ışıklarını açıyor Uçaktan çapkın çapkın Göz kırpıyor deniz feneri Ay doğuyor, sandallar toplanıyor bir araya Kaçın burası Üsküdar vapuru Saat başı görücü gönderiyor Güvertesinden bir kuşu Onunsa derdi başka Bambaşka Her şairle ayrı Adı çıktığından beri Ali Asker Barut kadikoy
Bu artık sonuncu...
İstanbul`da Hapisanede Hapisane Mukayyidi «- Bugün bir hayli yolcu aldık. Bu meyanda : gümrük ihtilâsı, eroin şebekesi ve Topkapı cinayeti geldiler. Mevcut : 727. Kadınlar hariç. Bugün de geçirdik vakti keraheti... Bir misafir daha var, onu da kaydedelim : 1328, 1328 doğumlu Şaban oğlu... Mirim, ben yazarken sen pencereden bir nazar et : böyle akşam ışığında durur durur taştan değil renkli camlardan yapılmış gibi Sultanahmet... ... 1328 1328 doğumlu Şaban oğlu Şaban oğlu Selim... Ayaklarının üstüne basamıyor ve sol gözü kan içinde... Esbabını bilirim... Mirim, bu hâyı huy, bu hâyı huy neden bu beldede? Ey Fuzuli nerdesin? Nerdesin Galip Dede? Ey Nedim... İstanbul şehrinin yoktur menendi. "Âdemin âdemin canlar katar âbuhavâsı cânına..." demiş, demiş şair Nedim Efendi...» Nazım Hikmet Ran kadikoy
Beşiktaş İskelesini hiç böyle göremediniz...
Bakın da hüzünlenin biraz. ![]() siyahvemavi
Peki bu nasıl okuyun ve anlayın Asaf'ı
Boğaz Gezintisi Ne günlermiş, ne günlermiş Yıldızlar, mehtap, çamlar altında Yıldızlar, mehtap, çamlar altında Ne günlermiş, ne günlermiş Gelip geçmiş! Vapurlar değil, Boğaz’dan geçen; Boğaz’dan yalılar geçiyor, Toplamış bulardan eteklerini... Dairesine çekilen bir saraylı gibi Yalılar gelmiyen alemlerine gidiyor Bırakıp bu sessiz gecelerini. Çekip almış kuşların kanatlarından rüzgarını Asırlık rüyalarında yalılar Uykuların mahmurluğu saçaklarını sarmış. Saz sesleri gelmiyor kıyılardan. Ne geçen yazlardan bir haber var, Ne gelecek baharlardan. Kim bilir kaç deniz geçmiş uykularından. Başbaşa kalmış iki hisar Beklemekte sönük sahilleri. Artık eski harpleri anlatır taş duvarlar Kıyılarından geçen balıklara. O balıklar ki dedeleri Şarkılarla beslenmişti geceleri. Şimdi sulara düşen çürümüş tahtalar Dalgalarda son oltanın yemleri. Bir zamanlar şen yaşamış yalılar Işıklı bir ziyafet sofrasında. Renklerini deniz almış götürmüş, Küllerini alev alıp savurmuş. Deniz kenarında denizsiz kalmış yalılar. Ortaklığı ayrılmış kıt’aların Anadolu günden güne Rumeli’ye küsmüş Bugün biz değiliz bakan yalılara; Yalılar boynu eğik bize bakıyor Biz değiliz sarkan hatıralara.. Göğüs gererek dalgalara Yalılar bir hayal için denize sarkıyor Yalılar bize bakıyor, denize bakıyor. Ne günlermiş, ne günlermiş Yıldızlar, mehtap, çamlar altında Ne günlermiş, ne günlermiş Gelip geçmiş! Özdemir Asaf siyahvemavi
At Kokusu
Son evi gösterin bana İstanbul` da vapur sesinin duyulduğu ki kapısını çalıp söyleyeyim içindekilere daha çok kedi yavrusu ezilsin diye eski iskeleleri sahil yoluyla ayırdıklarını denizden Karşılığında ben de size kanaryası ölüp kuaför salonuna dönüşmeyen kaç mahalle berberinin kaldığını söylerim ya da kaç fötr şapkanın tutsak olduğunu köhne bir konağın askısında Kaç faytoncunun artık taksicilik yaptığını da bilirim ama söylemem onu da siz bulun dikiz aynasına takılı boncuklardaki at kokusundan Sunay Akın kadikoy
(Paylaşmadan olmaz... Bi harika bu)
Bu sabah yine yorgun uyandım şehre, Bezdim, karşıya geçmek gerek diye. Dur kalk git en az bir saat trafikte, Elbisen kırışır emniyet kemerinde... Rujumu sürerim arabamda, Çünkü gecikirsem çıkmakta, Yakalanırım amansız trafiğe, anında! Yıldızlar değil günümü belirleyen Geçen arabalar E5’den TEM’den, Kar, yağmur ve fırtına... Arabam yuva olur bana. Su, şeker ve sakız torpidoda, Kalırsam yolda, kar fırtınasında, Zincirim bagajımda, Nokia şarjım yanımda... Hava açıksa yol açıktır hafta arası Tabii ki tam tersi Pazarları, Hafta arası onda çıkarım yola, Pazarları yedi buçukta! Günde üç yere uğrarsam, Olurum bir şehir efsanesi, Beylikdüzü'nden Tuzla'ya, her yer plaza, Bu yolculuk basar Paris Dakar’a! Bazen olur toplantım Nişantaşı ya da Taksim’de, Ve bir de yağmurlu bir gün değilse, Ve üstelik bulursam bir park yeri, Birinci turda bilemedin iki... Veriririm hiç koymaz, sekiz, on, oniki! O zaman dünya gözüme güzel İstanbul cilveli... Hayat yaşanası gelir, Saat 5 olmadan işim biterse, Karşıya uçup giderim. Her gün her gün yetmez bu eziyet bana, Perşembe’den düşer endişesi ruhuma, Plan yapmalı Cumartesi, Pazara... Yetmedi ya cangılda bir hafta! Saçlar fönlü, kot, topuklu çizme, Parlak ruj, eye liner, allık silme, Binerim arabama buram buram, Coco Chanel Mademmoiselle ile... Benim bugün kraliçe, E5 ve Bağdat Caddesinde! - Hey! Kimsenin haberi yok mu! - Neden geliyorsunuz üstüme! - Benim hakkımdı yol, dur geçme! - Korna Çalma! Az biraz beklesene! - Hişşt! Napıyorsun oraya park etme! - Çocuk, çocuk döneceksen sinyal versene!!!! - Aman be amca,biraz acele etsene! - Ulan it! Sok o parmağını müsayit bir yerine! - Bana bak gelmeyim yanına!!!@½$½>>???**** Gitti kraliçe, geldi Kara Bela!! Şimdi gel de salın Bağdat’ta... Yani dostlar başa bela Ehliyet ve araba Bence özgürlük değil bu tantana, Hükmüm geçer parama! Bin taksine, Bak keyfine, Kapa gözlerini, Dinle MP3’ünü Oku dergini Sür keyfini... ...Şöför sürsün arabanı, ...Sen sür sefanı siyahvemavi
Sadece bizler yazıyoruz bu konuya Kadıköy...
Başka İstanbullu yok mu Frihost'ta... Neden yeni mesaj yollayan başka kimsecikler yok? Bir ara idealist dostumuz da katıldı ama... Artık o da yok... Herkes katılsın lütfen siyahvemavi
Aydın Dorsay yazmış... Çok hoş...
Sana, vücuduna ihtiyacım var. Adımı seslendiğinde kalbim duracakmış gibi atıyor. Kontrolümü kaybediyorum ve sana daha da aşık oluyorum. Rüzgarı dinle, adını sesleniyor "İstanbul" Senin vücuduna ihtiyacım var. Yaşamalıyım seni. Işıkların iç yakıyor seni hissetmeli, görmeli, sevmeliyim. Adımı seslendiğinde, kalbim hic durmayacakmış gibi atıyor. Rüzgarı dinle, adını sesleniyor "İstanbul" Kalplerin attığı, yandığı, tutuştuğu şehir İstanbul. Sakin gecelerin,çılgın gündüzlerle kaynaştığı, Tarihin festivallerle süslendiği şehir İstanbul. Hızlı yaşamının yorgunluğuna alternatif çözümler getiren şehir istanbul. Benim ve belki sizlerin de ilk aşkı İstanbul. extramedya
Madem sadece biz varız. O zaman bu da benden.
Netten buldum ama müthiş arkadaşım. Özellikle bayanlara:) Sersemname Aşık Sersem'dir adım Bir Plazada yaşarım Klimadır soluduğum hava Açılmaz camım Kartla giriş çıkış yaparım Kartla yemek alır Kartımla yaşarım Kayıtlıdır heryerde adım Orta yaşta orta boyda Orta kiloda bir hatunum Boyun hizası kumraldır saçlarım Geniştir omuzlarım Söylemiştim doğmadım İstanbul'da Ama bilirim köşe bucak şehri Beylükdüzün'den Tuzla'ya (Sevmesem de çok fazla) İşimi iyi yaparım Kesinlikle çalışkanım Son günlerde İstanbul kanıma girdi Kaytarmaya başladım! Sever beni tanıyanlar Ve yoluma çıkmayanlar Dayanamam haksızlığa Zulme ve üçkağıda Bu nedendir sanırım Uzun zaman barınamam Kurumsal ortamlarda Yol görünür yine yakında bana! Giyinirim marka ben de Eh! Kadınım herhalde! Alamazsam orjinalini Bulurum kopya İstiklal'de Her sene kalmak isterim hamile Yaşım geldi otuzbeşe Sezon değişince bakarım vitrinlere Ertelerim seneye Spora giderim bazen delice Bilirim şişmanlarsam Yükselme şansım yok kariyerimde Bazen de bira, pizza ve kanape Ah! Evet evliyim söylemedim Bir sersemi kim ister demeyin! Eğlenceli bir ömür vadederim Sıradan bir günü maceraya çeviririm Hafta arası iş güç sinema Haftasonu çıkarız outdoora Belgrad, Adalar, Maşukiye, Yaparım her sporu azimle! Aşık Sersem der ki bütün eller havaya! Gitmeyin bara, pavyona, Laila'ya Yapın azimle spor Tanışana kadar harika bir bayla... (Denenmiş bir takdiktir bu! Sakın atmayın yabana!) extramedya
Bu da aşık sersemin bir başka türküsü
Bir yaz daha geçti İstanbul'da Nem oranı vurdu yüzde 90'a Giyilmez ki ütülü takım Arabada klima olmadıkça! Giyinsen ofise göre yanarsın sokakta Sokak kıyafeti ile donarsın odanda Yollar tozlu eser lensin gözünü çizer, Yaz İstanbul'da kabus gibi geçer... Açılır yazlık mekanlar birer birer Reinası, meynası dolar taşar, Çalışan yine uzaktan bakar, Kim bir şişe suya 15 milyon sayar? Boğaz'a karşı oturup çay içmek güzel, Pazarları gitsen yer bulunmaz, Hafta arası zaman olmaz, Ya emekli olacaksın ya da yazar çizer... Kıyafetler harika bu sene, Baskana askılı bluzlar, canlı renklere, Hele ki taşlı sandaletlere, Giyersen giderken ancak Burç Beach'e Kurumsal hayat istemez ayak parmağı görmek, Askılı bluzla temsil edilmek, Zaten klimalı plaza olur 20 derece Sen yine güzelim kışlıkları giymece! Bazen yolum geçerse Bebek'ten Ortaköy'den Taksim'e Bakarım etrafımdaki turistlere gıpta ile Askılı elbiseler ve şipidik terliklerle Gezerken rahvan rahvan İstiklal'de Her yaz isterim istifa etmek, Şöyle biraz gezinip durmak, Tünelde tembel tembel kahve içmek Ve ucuzluktan alışveriş etmek... Çalışan kadın olmak büyük salaklık, Dışarda var bir hayat tatlı ve yaşamalık, Gez dolaş eğlen süslen şehir senin, Ya da bilgisayarından bak alık alık! Her yıl şanslıysan var iki hafta iznin, Tatil denilen ızdıraba katılmak için Uçak, transfer, tatil köyü, açık büfe, Maaşın gider Lancome, Kerastas ve ETS'ye. Eskiden ne güzel üç ay tatilim vardı, Acelem yoktu yüzerdim öğleden sonra, Akşam babam balık yapar annem salata, Ben de okurdum kitabımı şemsiyenin altında. Şimdi bakıyorum eski günlere, Haşemasız ve gürültüsüz denizlere, Gezi teknesi, beach partisi ve chill out müziğe, Tatil'in bile sek'i makbul bana göre. Diyorum ki yerleşmeli bir tatil kasabasına, Bu muhabbet her ofiste yaşanır Mayıs'tan Kasım'a Bunu yapan bir tek kişi tanırım Funda, O da bayağı mutlu aslında... Alışmışın buraya bırakıp gidemezsin, O kadar kolay kavgadan çekilemezsin, Sonra ne olur üniversite ve mastera Ne derler arkandan bilişim dünyasında! Ben de dönerim masamın başıma, Surf yaparım internette spor adına, Dondurma yerim öğlen yaz geldi ya! Belki bir Cuma giderim deniz kıyısına Aşık Sersem der, her yaz insan yenilenir, Ve her yaz en fazla anı ile süslenir, Oturmayın gezin dolaşın, Klima altından da uzaklaşın! borabora
İstanbul......
Ah İstanbul ah seni nekadar anlatsam yinede anlatamam.seni ne kadar gezsem yinede bitiremem doyamam.yedi tepeli,evliyalar şehri,sen tarih yazmış, sen çağ atlamış, sen dillere destan aşkların en büyüğüsün.sana doyum olmaz güzel İstanbulum.Herne kadar trfiğin sıkışık olsada,herne kadar kalabalık bir yer olsanda,herne kadar çileli bir yaşantı olsada,sen,sen yinede inadınada güzelsin benim güzel İstanbulum. kadikoy
Hey Çamlıca mehtâbı ne olmuş sana öyle?..
Küskün duruyorsun. Bir şey kuruyorsun. Seyrinle ıyan et bana, ilhâm ile söyle: Aksetmede âlâm-ı vatandan mı bu halet?.. Anlat; bu tahavvül neye etmekte delâlet. Vaktiyle ederken bu havâliyi zılâlin Bir sâha-i nilî. Ey neyyir-i leylî, Matem döküyor arza bugün bedr ü hilâlin Bir şeb ki, zîrinde küsûfun, Seyrangehi olmakda tuyûfun. Mâzîden esip gelmede bir nevha-i vâveyl.. Bir âh-ı müebbed. Hangi güneşin mâtemidir zulmetin ey leyl, Ey şi’r-i muakkad Yıldızlar olur bence meâlin gibi nâ-yab Atîde görünmezse o mâzideki mehtâb Olmazdı sabahın da yarın gülmeye meyli Pîşinde bu dîdar-ı mahûfun. Kartallara baktım düşüyorlar yere bi-ta’b; Oldum sanıyordum Melekü’l Mevt ile hem-hâb. Yazan:Abdulhak Hamit kadikoy
İlk sevgilinin gülüşüne benzer
Bir Nisan havası değil mi esen? Zincirlere, kelepçelere inat, Kanatlarımı açmak zamanıdır; Allaha ısmarladık kaldırımlar. Giyenler düşünsün dar elbiseyi, Ölçülü sözü, hesaplı adımı Ben kurtuldum kafeste kuş olmaktan; Saltanat sürer gibi uçuyorum, Erik ağacı gelin olduğu gün. Hayranım bu şehrin bacalarına İrili ufaklı hep bir ağızdan. Nasıl derinden bu gökyüzüne doğru Bir türkü söylüyorlar öyle sessiz! Dumanın daim olsun güzel baca! Yuvası saçakta kalan kırlangıç, Yavrusu dallara emanet serçe, Derken camiler üstünde güvercin Minareler katından geçiyorum Gökyüzü mahallesi İstanbul’un Süt beyaz bir martıyım açıklarda Gemilere ben yol gösteriyorum, Buğday ve ilaç yüklü gemilere Bir kanat vuruşta bulutlardayım; Bir süzülüşte vatanım dalgalar! Yazan: Cahit Sıtkı Tarancı kadikoy
Ne günlermiş, ne günlermiş
Yıldızlar, mehtap, çamlar altında Ne günlermiş, ne günlermiş Gelip geçmiş! Vapurlar değil, Boğaz'dan geçen; Boğaz'dan yalılar geçiyor, Toplamış buralardan eteklerini... Dairesine çekilen bir saraylı gibi Yalılar gelmiyen alemlerine gidiyor Bırakıp bu sessiz gecelerini. Deniz kenarında denizsiz kalmış yalılar. Ortaklığı ayrılmış kıt'aların Anadolu günden güne Rumeli'ye küsmüş... Bugün biz değiliz bakan yalılara; Yalılar boynu eğik bize bakıyor Biz değiliz sarkan hatıralara.. Göğüs gererek dalgalara Yalılar bir hayal için denize sarkıyor Yalılar bize bakıyor, denize bakıyor. Ne günlermiş, ne günlermiş Yıldızlar, mehtap, çamlar altında Ne günlermiş, ne günlermiş Gelip geçmiş! Yazan:Özdemir Asaf kadikoy
Seni görüyorum yine İstanbul
Gözlerimle kucaklar gibi uzaktan Minare minare, ev ev, Yol, meydan. Geliyor Boğaziçi'nden doğru Bir iskeleden kalkan vapurun sesi, Mavi sular üstünde yine Bembeyaz Kızkulesi. Bir yanda, serin sabahlarla beraber, Doğduğum kıyılar: Beşiktaşım. Baktıkça hep, semt semt, yer yer, Beş yaşım, onbeş yaşım, ah yirmi yaşım! Durmuş bir tepende okuduğum mektep, Askerlik ettiğim kışladır ötesi. Bir gün bir kızını benim eden Evlendirme dairesi. Benim de sayılmaz mı oralar? Elimi tutar gibi iki yanımdan, Babamın yattığı Küçüksu, Anamın toprağı Eyüpsultan. Önümde, açık kollarıyla boğaz, Çengelköy'den aktarma Rumelihisarı. İstanbul, İstanbul'um benim, Kadıköy'ü, Üsküdar'ı... Gün olur, Köprü ortasında durur Anarım, Adalar'da çamların uykusunu. Gün olur, Beyoğlu'nu özler içim, Koklamak isterim Tünel'in kokusunu. Bulut geçer üstünden, Gemi gelir yanaşır Bir eski türküdür, kulağıma fısıldar, "İçi dolu çamaşır." Göğünde tanıdım ayın ondördünü. Kırlarında bilirim baharı, Herşey içimde, herşey, İstanbul yadigarı. Bir daha görüyorum seni dünya gözüyle, Göğün hep üstümde, havan ciğerlerimdedir. Ey doğup yaşadığım yerde her taşını Öpüp başıma koymak istediğim şehir Yazan:Ziya Osman Saba siyahvemavi
Ben anlatmayayım be İstanbul seni
Sen kendin anlat Galata Köprünü anlat İrili ufaklı canlı kanlı balık tutanları Karanlık köşelerinde büzülüp yatanları anlat Öte yakanı beri yakanı Yakasına kırmızı gül takanı Tarihin koynunda yatanı anlat Ben anlatmayayım be İstanbul seni Sen kendin anlat Eminönü'ndeki,Sirkeci'ndeki Mahmutpaşa'ndaki,Kapalı Çarşı'ndaki Mahşeri kalabalık ne yana gider,ne yana döner Kimi biner trenlere,nereye gider Kimi iner trenlerden dikilir kalır Niye kalır be İstanbul Sen anlat Boğaz hattına,Adalar'a giden vapurlar Kadıköy'e,Üsküdara giden vapurlar Kaç yolcu taşır Kaçı gençtir,kaçı ihtiyardır bunların Kaçı sevdalı,kaçı bahtı karalı Kaçı işli,kaçı işsiz,kaçı ayık,kaçı sarhoştur Kaçı umutlarını yitirmiştir bir yerlerde Kaçı umut yolculuğuna yeni çıkmaktadır Sen iyi bilirsin be İstanbul Sen anlat Ben anlatmayayım be İstanbul seni Sen kendin anlat Kaç babayiğidi un ufak ettin sokaklarında Kaç çocuğu ağlattın Kaç körpe kızı telef ettin Kaç delikanlıyı kirli meydanlarında Anasından doğduğuna pişman ettin Anlat be İstanbul Sen anlat Güvercinler doluşur cami avlularına Tabak tabak atılan yemlere üşüşür Bir hile sezdiler mi hemen kaçışır İnsanlar bağrışır İnsanlar çağrışır İnsanlar sarılmış birbirine ağlaşır da ağlaşır Niye ağlaşır be İstanbul Sen anlat Ben anlatmayayım be İstanbul seni Sen kendin anlat Taşın toprağın altın mıdır Yüreğin yufka mı,yoksa katı mıdır Nedir be İstanbul Sen anlat Niye sever seni insanlar Niye bağlanır kalır sana Niye ayrılamaz,niye ayrılmak istemez senden Ayrılsa da bir parçası sen de kalır Büyü mü edersin Ne edersin be İstanbul Sen anlat Ağacında ne öter Toprağında ne biter Fırınlarında pişen ekmekler kime yeter Yeter be İstanbul yeter Sen anlat Ben anlatmayayım be İstanbul seni Sen kendin anlat Anlat Hazır bir dinleyicin varken karşında Kaçırma Anlat Yazan: Nuh KENİŞ siyahvemavi
E Y Ü P
İstanbul'un fethiyle anılır adı Tarihler boyunca hiç unutulmadı Ensari'den bizlere yadigar kaldı Sessizdir sakindir huzurludur Eyüp Her köşesi bir tarih bir efsanedir Kalblere nur veren ziyarethanedir Orda dua orda niyaz halisanedir Sessizdir sakindir huzurludur Eyüp Mavi Haliç sahilinden gezerek gelin Mihmandarın türbesinde dualar edin Piyerlotiden bakıp şehri seyredin Sessizdir sakindir huzurludur Eyüp Nihat İncekara siyahvemavi
Gün ve gece bir başka tablo İstanbul'da;
Sabah erken, akşam geç olur İstanbul'da... Kalbin uzak ise, O'na yakın olsan da; Hasret yaman, sevda güç olur İstanbul'da!... Birazcık gölge, bir yudum çay Çamlıca'da; Mana derin, madde hiç olur İstanbul'da... Gün gelip, nefes bitip, vade dolduğunda Yıl ne zaman, saat kaç olur İstanbul'da? Hasan Gezer siyahvemavi
Bu da eski İstanbul'dan bir pazar
![]() siyahvemavi
Bu da 1900 yılında boğaz
![]() siyahvemavi
Yine 1900 yılı, üsküdarda bir sokak
![]() siyahvemavi
Ne günlermiş, ne günlermiş
Yıldızlar, mehtap, çamlar altında Ne günlermiş, ne günlermiş Gelip geçmiş! Vapurlar değil, Boğaz'dan geçen; Boğaz'dan yalılar geçiyor, Toplamış buralardan eteklerini... Dairesine çekilen bir saraylı gibi Yalılar gelmiyen alemlerine gidiyor Bırakıp bu sessiz gecelerini. Deniz kenarında denizsiz kalmış yalılar. Ortaklığı ayrılmış kıt'aların Anadolu günden güne Rumeli'ye küsmüş... Bugün biz değiliz bakan yalılara; Yalılar boynu eğik bize bakıyor Biz değiliz sarkan hatıralara.. Göğüs gererek dalgalara Yalılar bir hayal için denize sarkıyor Yalılar bize bakıyor, denize bakıyor. Ne günlermiş, ne günlermiş Yıldızlar, mehtap, çamlar altında Ne günlermiş, ne günlermiş Gelip geçmiş! Yazan:Özdemir Asaf extramedya
Ben de bir şiir göndereyim bari
Ümit Yaşar'dan İstanbul Evin içinde bir oda, odada İstanbul Odanın içinde bir ayna, aynada İstanbul Adam sigarasını yaktı, bir İstanbul dumanı Kadın çantasını açtı, çantada İstanbul Çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm Çekmeğe başladı, oltada İstanbul Bu ne biçim su, bu nasıl şehir Şişede İstanbul, masada İstanbul Yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık Bir yanda o, bir yanda ben, ortada İstanbul İnsan bir kere sevmeye görsün, anladım Nereye gidersen git, orada İstanbul. extramedya
Alın size bir Rumeli hisarı Gravürü
![]() extramedya
Bu şiir de mükemmel!!!
*** Oyun Hadi, İstanbulculuk oynayalım Hadi sen benim annem ol, ben de oğlun... Ver bavulumu, gözle yolumu... Mızıkçılık yok tamam mı..? Babamı dürüp koydum mendil cebime, gözlerimde özleyince.. İtmişti beni elleri sorumluluğun, Her soluğumda boğulduğum... İstanbul biriktirdim avuçlarımda, Ayaklarımda yitirdiğim sevdamla. Anılarımı geziyor beynimde bir gezgin, Seslerini duyuyorum çocukların... İstanbul biriktirdim avuçlarımda, Ortaköy'ünden de, Kadıköy'ünden de.. Üsküdar'ından da, Taksim'inden de.. Alıp getiriyorum kokusunu, havasını.. Alıp getiriyorum banliyolarını, vapurlarını.. Simitçilerini, dilenci küçük kızlarını, Alıp getiriyorum denizini, köprüsünü.. Vereyim İstanbul'u sana aç ellerini. Sıkı tut düşürme. Başka yok, çabuk bitirme.. Ver bana şimdi eski ruhumu, mızıkçılık yoktu unutma, İstanbulculuk oynuyorduk hesapta.... Ver bana şimdi sevdamı.. Ver bana sevdamı.. (Selçuk Şahin1998/Kadıköy) extramedya
Ya buna ne dersiniz
*** İstanbul Bir büyük şehirdir İstanbul yedi cihan,yer,gök tanır.. Avrupalıdır Asyalıdır... Kadiköy; göz göze içilen bir bardak sıcak çaydır sevgiliyle Üsküdar'a gider iken aldıda bir yağmur. Ümraniye'ye gece göçmüş tarla kuşları yoksul evlerinde mum ışığıdır Kaynarca'nın çocukları. Topkapı'da bir cariyenin ruhu dolaşır hala Eninönü kimsesiz kuşlar cumhuriyeti Kızkulesi en cok satılan kartpostalıdır şehrin... Beyoğlu; dolaşmaktır memleketi tramvayla Etiler; sosyetik akşam gezmesi biletli. Adalar özel arazidir girilmez. Düşünde krizantem çiçeği açar el ele tutuşur türküler Taksim meydanında. Haliç'te genç kızın elinden yürek karanfil olur düşer denize. Biz yaşarken aynalarda İstanbul yaşlanan bir kadındır. Yüreği göç yollarında Düşleri uzaktadır... Temel Kurt extramedya
Uzun ama okumanıza değer inanın
*** Yürüyelim Seninle İstanbul'da Kırmızıyı sevdiğini bilseydim hayallerim kıpkırmızı olurdu İstanbul hala güneşin ardında ufuklarında birkaç kara leke birkaç kan pıhtısı dudaklarında İstanbul hala sevimli mi sevimli ve hala bir tomucuk tadında yürüyelim seninle İstanbul'da korkusuz bir rüyadır bekler bizi Beykoz'da, Üsküdar'da birkaç kuğu, birkaç mahzun kuştüyü yenilgisiz bir muamma gibidir arar bulusmayan ellerimizi deli rüzgar yine sarhoş, hovarda tam orada, Çamlıca yokuşunda birkaç bulut çekelim gökyüzünden damarlarımızdan geçirelim ve birden bırakalım suların üzerine sen bir defa konuş, sen bir defa gül kumlu ebrular yapalım seninle serpmeli ebrular, bülbülyuvası hercaimenekşe, gonca ve sümbül yüzün bir ay gibi parlarken gecenin ortasında yürüyelim seninle İstanbul'da boğaziçi magrur türkülerini gözlerine baka baka söyleyin martılar üşüyünce denizin sıcağında bulsunlar kalbimizi anlayabilir misin neden çıban gibi büyür bağrımda büyürde kelebek olur bu sızı kırmızıyı sevdiğini söyledin bu yüzden mi günlerdir İstanbul'da gül kokusu yayılan tepeler kırmızı, sular kırmızı İstanbul bilmeli ki, sahillerine mehtabı taşıyan senin bakışlarındır İstanbul bilmeliki, limanlardan gemiler önce senin yüreğine açılır uzaklarda bir yerde toprağı öpmek için eğilen bahçıvanın parmaklarında hüzün sana doğru akan nehrin ağlayan suretidir bir elimizde umut bir elimizde sevda yürüyelim seninle İstanbul'da musiki kesilsin, tükensin yazı çaresiz kalınca mızrap ve şiir ozan bir kenara bıraksın sazı ressam fırçasına neden mi kızgın tuvalde çizgiler, renkler kırmızı kırmızıyı sevdiğini bilince çekilir mi artık güllerin nazı Anadolukavağı'nda her akşam burcu burcu bir rüyadır hayalin karanlık, hüznünü düşürür dağa kuşlar kanat çırpar, yıldızlar ağlar endamın her sabah iner toprağa hasret, yanlızlığı çoğaltan deniz ayrılık acıyla süzülür kandan nefesin fermandır Topkapı Sarayı'nda dönüşünü bekliyor rıhtımda şehzadeler öylesine yorgun, mahzun ve candan İstanbul bir yanımda, sen bir yanımda uykusundan uyanınca fırtına dalgalar türkümüze aşina olur yüzümüze bakınca deniz fenerleri sahibini arayan gemilerin çığlığıyla vurulur tarih heyelandır hainlerin ardında İstanbul tarihin soylu anası biz bu yürüyüşü çiğdemlerden almışız sevdayı kız kulesi'nden yalıların burukluğu altında geçiyoruz sokaklardan delice anlayabilir misin beyoğlu'nda gezinen hayal kırıklığının benden türediğini anlayabilir misin kırmızı neden böyle doldurur aynalara inleyen yüreğimi sana giden yolların kavşağında bir adam direniyor izini bulmak için siliyor tanyerine akan alın terini ufkunda sapsarı umudun rengi mavi yitik, beyaz kızgın ve siyah arıyor sessizce kaybolan günlerini Gülhane'de simit satan çocuklar nasıl anlasınlar ellerimizin neden böyle çekingen olduğunu Ayasofya önünde tramvay bekleyenler gökyüzüne dokunurken bu acı kimdir diye sorsunlar içlerinden birlikte yürüyen iki yabancı biz gitsek de, İstanbul'da yine de yıllar yılı gezinmeli bu sızı benden bir yaralı şiir kalmalı senden bir tebessüm, bir de kırmızı Nurullah Genç extramedya
Bu da bu günlük son...
*** Baktım İstanbul Tarihler içinde bir misal gibi Sana gıpta ile baktım İstanbul Düşlerime giren bir masal gibi Adına türküler yaktım İstanbul Mazide sen varsın atide de sen Bir deli rüzgarsın başımda esen İstinye Tarabya Şişli Güngören Sevdanı gönlüme ektim İstanbul Topkapı Hisarlar tarih kokuyor Hafızlar camide Kur’an okuyor Gönülleri Eyüp Sultan yokluyor Türbene mumları diktim İstanbul Hürriyet nişanı İstiklal Marşı Fetihler kazandık düşmana karşı İstanbul Boğazı Kapalı Çarşı Taç edip başıma taktım İstanbul Kasırlar, Çeşmeler, Köşkler, Yalılar Şadırvan, han hamam, medreseler var Ayasofya, Eyüp, Taksim Üsküdar Dün gece seyrine çıktım İstanbul Galata Kulesi, Yıldız, Erenköy Adalar, Çamlıca, Moda, Kadıköy Fatih, Dolmabahçe, Bebek, Yeniköy Gönlüme resmini çektim İstanbul Fikret Kuşçuoğlu kadikoy
İlm ile ma’rifete cây-ı kabul
Olmaz illâ ki meğer İstanbul Olmaya mîve-hor-ı bâğ-ı hüner Olmaya şehr-i Sitanbul kadar İtsün İstanbul’ı Allah ma’mur Andadır cümle meâli-i umur Mevlid ü menşe-i ashâb-ı himem Terbiyet-hâne-i esnâf-ı ümem Ne kadar var ise ashâb-ı kemal Hep Sitanbul’da bulur istikbâl ....... Ne kadar âlemi devr itse sipihr Bulmaz İstanbul’a benzer bir şehr Hüsn ile görmek ile müstesnâ Anı âğûşuna çekmiş deryâ Ne kadar var ise aksam-ı hüner Hep İstanbul’da bulur revnâk ü fer .... İ’tidal olsa hevâsında eger Gayri buldâna kim eylerdi nazar Her kimün kim ola bünyâdı kavi Yapmasun gayri vilâyetde evi Ana mânend olamaz şehr-i diyar Olmaz anun gibi bir cây-i karar Andadur mâ-hasal-ı kadr ü hüner Taşralarda kim okur kim dinler Akçedür taşranun ancak hüneri Hakk olunmuş hünerün sanki yeri .... N’olduğun halkı kenarın ancak Gören İstanbul’u anlar ancak Olur irdükde kemin meclise hasr Geçinen taşrada allâme-i asr Mütefennin görünen sersem olur Mütekellim geçinen ebkem olur Olmaz ednalarınun bezmine râh Taşra yirlerde satan izzet ü câh ..... Hak budur âb-ı rûy-i buldândur Hayli ma’mûre-i âl-i şândur Maksad-ı Hind ü Firenk ü Maçin Bender-i mu’teber-i rûy-i zemin Bulunur emtia-i gûn-a-gûn Ni’met ü mal ü menâli efzûn Bâhusus ab ü hevâsı dil-keş Sâha-i nihr ü binâsı dil-keş kadikoy
Dün başlar seferber, eller seferber,
Kurşun eritildi, mermer çekildi. Bunlar, bu kubbeler, bu minareler Akçayla olacak şeyler değildi. Böyle bir gemide yendi suyu Nuh. Ve bu yelkenlerle kanatlandı ruh. Taşıtıp kalyonla pırlanta, inci Abide haline koydu sevinci. Gergefle işleyip bir inci sultan Ki çiçek verirdi saksıya koysan. Bulabildinse ey yolcu yerini, Hepsinin altında altından bir ay. Seyret İstanbul’un camilerini Minare minare, kubbe kubbe say! Açılır masmavi burada gökyüzü Gümüşten sütunlar üstünde durur... Kiminin gölgesi dinlenir yerde, Kiminin beyazı sulara vurur. Allah’a giden yol buralardadır Kapılar açılır şerefelerden. Buradan uğurlanır mübarek aylar, Bayram burda başlar arefelerden. Mihraplar, kemerler, kubbeler yapmış, Sultanı, çerisi, piri, veziri. Nesilden nesile götürsün diye Kanatlar üstünde şanlı tekbiri. Nice başbuğların açtığı yolda Biri yardan geçmiş, öteki serden. Yolcular gidiyor yarına doğru, Kafile kafile bu köprülerden. Kuşun uçuş, gülün açış saati, Tanrı’nın fermanı yüce kubbede, Duyulur, uyanık Fatih’in “Uyan’ Dediği uzaktan Sultan Ahmed’e.. Diken dikmiş, yakan yakmış mumunu, Şamdanlar, şamdanlar, ulu şamdanlar... Ki aydınlığiyle asırlar boyu, Yolunu bulurdu yolda kalanlar. Burda kubbe, kemer ve mihrap olmuş, O kıvrak şekil ki serhatte yaydı; Atlas bayrakların dalgalarında Rüzgarla öpüşen ince bir ay’dı. Kimi yıkanırken şadırvanlarda, Tekbir’e hu hû’lar katıyor kimi: Beyazıt önünde güvercinlerin incidir yemi, Söyleyin ey nazlı haber kuşları: Tuna boylarından müjde geldi mi? Uzaklarda kırık minarelerden Gökte bir kapıyı vurur leylekler; Bir gün açılacak o büyük kapı Ve kanatlar yere inmeyecekler. Taraf taraf, kol kol şu yamaçlardan Aktıkça fetihler tarihi Türk’ün Kubbeler erecek bir gün murada Ve minareler dal verecek bir gün. Geçersen altından bu loş kemerin Menekşe menekşe gül güldür içi... Kapanmaz kapısı Allah evinin, Ki beş vakit gürül gürüldür içi. Çiniler, çiniler, taze çiniler; Boyası göz nuru, fırçası kirpik... Ey sanat, kuruyan dallarımıza Bir yeşil yaprak ver! demeye geldik. Biri hattın, biri mermerin, tuncun, Kurşunun sırrını aramış bulmuş Yesârî elinde Lafza-i Celal Sinan’da kubbeyle minare olmuş. İşte bu kubbe ki, söyler saati Yolcu ilk, dalgalar son cemaati, Mavidir çinisi, Yeni’dir adı Mermerini sisler karartmadı. Şehzâde, Laleli, Haseki Sultan Hepsinin üstünde Süleymaniye... Süleymaniye’den, Ayasofya’dan Yollar iner dal dal Yeni Cami’ye Yelken yelken, seren seren gemiler; Yamaçta, kıyıda, yolda camiler. Bu horasan, mermer, kurşun dağları Omuzunda taşıdığı çağları Taşıyacak daha çağlar boyunca Ve yer çekmeyecek yere koyunca. Yolları arkada bırakan hızla, Kanatlarımızla, atlarımızla Aşarken toprağı, taşı denizi Bu kurşun memeler emzirdi bizi. Böyle bir gemide yendi suyu Nuh. Ve bu yelkenlerle kanatlandı ruh. kadikoy
Bir yanda sessiz dua, bir yanda şuh kahkaha,
Bir yanda kula kulluk, diğer yanda Allah' a, Sanmam koca Dünya da eşin bulunsun daha, EY İSTANBUL...İSTANBUL SENİN İKİ YÜZÜN VAR, BİR YÜZÜN GÜLÜYORKEN DİĞERİNDE HÜZÜN VAR. İbadet sessiz sessiz, rezalet gümbürtülü, Çirkinliğin meydanda, güzelliğin örtülü, Sararken ufukları gurubun kızıl tülü, GECELERİN KİMBİLİR NE GÜNAHLARA GEBE ? TAKSİM' DEKİ GÜNAHA EYÜP' TE BÜYÜK TÖVBE. Örf, anane, gelenek yerle bir ahalide, Padişah mezarında ürperir Laleli' de, Hayal tacirlerine rağbet Bâb- ı âli' de, BU GİDİŞ HAYRA DEĞİL, KALBİNE TAZE KAN BUL, KARANLIĞA YÜZ ÇEVİR, GÜNEŞE DÖN İSTANBUL. Ne yazık ki satılır olmuş insan maddeye, Koyun kasapta satılık, kadın düşmüş caddeye, Nasıl gelmez İstanbul hırstan çatlar haddeye, HER HALİ EDASIYLA İSTANBUL' UM BİR HOŞTUR, KADİR' DE TAM MÜSLÜMAN, NOEL' DE TAM SARHOŞTUR. Ve işte ekonomin, nasıl gelmiş bu hale, Bir yanda tefeciler, bir yanda Tahtakale, Pembe gözlükler ile bakamam istikbale, SÖZ SENETMİŞ ESKİDEN, ŞİMDİ SENET HİKAYE, DOLANDIRMA- ALDATMA OLMUŞ TİCARİ GAYE. İşyerinde yabancı kelimeye itibar, Kafeterya, bonmarşe, butik, şarküteri, bar, Beyoğlu' nda Türkçe yok diğer bütün diller var, RÜZGAR BATI' DAN ESMİŞ, FATİH' İN RUHU KAYIP, EY İSTANBUL ! İSTANBUL SANA YETER BU AYIP. Ey zaman...zalim zaman geç saniye saniye, Teknikte ilerlerken manada çöküş niye ? Çağırırken imana, Fatih, Süleymaniye, ÇEVİR YÜZÜNÜ, ÇEVİR, PİSTEN, KİRDEN, ÇAMURDAN, KIBLE' YE DÖN İSTANBUL, FEYZ AL İLÂHİ NURDAN. Karaköy' de günahlar sarılır kalın sise, Çan çalarken Taksim' in göbeğinde kilise, Ayasofya susuyor bu ne garip iş ise (?) İSYANIN YERİ YOKTUR, EYÜP SABRA ÇAĞIRIR, MEŞHUR ZİNCİRLİKUYU GEL DER, KABRE ÇAGIRIR. kadikoy
Küçüklük hayalimdin
Büyüdükçe büyüdün Vardığımda kanmadım Sevdiğim İstanbul’um Denizinde ıslandım Rıhtımında dinlendim Martılarla dertleştim Cananım İstanbul’um Beyler beyi Beyoğlu’m Modalar Kadıköy’üm Dolma bahçe sarayım Mekanım İstanbul’um Sultanahmet durağım Sirkecide otağım Adalarda kalayım Saadetim İstanbul’um Boğaziçi seyranım Kız kulesi nişanım Fenerbahçe gül şenim Bayramım İstanbul’um Üsküdar aşk yokuşum Tahtakale aş buluşum Ümraniye toprağım Sevdamsın İstanbul’um Levent’e düşer yolum Bebekte olsun evim Şişlide şakrak sesim Evrenim İstanbul’um Aksaray’da yayayım Beyazıt’ta susarım Kum kapıda kaynağım Nimetim İstanbul’um Lügat yok anlatamam Kelime yetiremem Ömür az bitiremem Yarim, yarım, hayatım Aşığım İstanbul’um Erzurum, 29.04.2005 Nizamettin Korucu TheMentor
kadıkoy ne yapmaya çalışıyor postlarını mı yüseltiyor ayıp yapmayın şöle
siyahvemavi
Bir dakika arkadaşlar.
Farkında mısınız bilmem ama, bu forumda biraz kültür ve sanat kokan nerede ise bir elin parmaklarını geçmeyen konu başlıklarından biri de bu. Ben de buraya sık sık yazarım. Ama sadece bu konuya değil. Araştırıp görün. Kadıköy de yazıyor ve bir de extramedya arkadaşımız. Tabii idealist'i de unutmayalım. Hatta bizzat ben arkadaşlarımı teşvik ediyorum bu konu başlığına yeni bir şeyler girsinler diye. Olaya sadece post açısından lütfen bakmayalım. İçerik gelişimi için bunlar da lazım. Kaliteli içerik... İstiyorsak tabii... TheMentor
tamam kardeşim teşvik et ama benm derdim sadece neden 10-15 tane msj bu güne ait ve arka arkaya bu mudur post açısından bakılmayan şey? bunu merak ediyorum? hadi diyelim ben kafamdan salladım ama neden bir post içersinde değilde arka arkaya hadi bunada ltf cevap ver tamam özür dileyeyim senden ve topic kullanıcılarından kadikoy
Teşekkürler hassasiyetine TheMentor arkadaş. Bilir misin bilmem ama ben bu forumun eskilerindenim ve şimdiye kadar gereksiz hiç bir kelimeyi dahi foruma girmedim. İç çatışmalarda hep sağduyudan bahsedenlerden oldum. Birlik ve beraberliği anlatmaya çabaladım. Bu forumun Türkçe oluşunu idealist arkadaşımıza borçluyuz. Belki o olmasa ileride başkası da yapardı bilmem ama yapan o oldu. hakkını verelim tebrik edelim. Bu forumda böyle bir konu başlığının olmasını o da hoş karşılamış ki şu ana kadar şükür bir terslik olmadı. Demek ki yapılan işte bir istismar olmadığını bu arkadaşımız da fark etmiş. Yönetim uyumuyor yani... Eleştirine gelince, posta falan ihtiyacım yok. Bu benim hobim. Bu alanda yazı ve şiirler topluyorum. Hayata bakışım bu. Tabii olarak sizin farklı düşünceleriniz olabilir, buna da saygılıyım. Ancak forumda kültür, tarih ve sanat adına da birşeyler olmalı ki insanlar sadece dijital dünya içine hapsolmasınlar. Bu şiir ve yazıları okuyan bir kişi dahi olsa insanlık için kardır gözüyle bakıyorum. Hayat sadece iş-güçden ibaret değil ki... İnsan olduğumuzu unutmamanız dileklerimle... Tüm Frihost kullanıcısı arkadaşlarıma sevgilerimle... extramedya
Teşekkürler arkadaşım. Duyarlı ve doğru tavrın için gerçekten ve içten teşekkür ediyorum sana. Senin ardından Kadıköy'de bir mesaj yazmış onu da okudum. O da çok güzel anlatmış kendisini ve forumda özellikle neden buraya yazdığını. Ben de katılıyorum o sözlere. Kadıköy, bu topicin başlatıcısı olarak yazmış bu mesajları. Yani yaşatmak amacı ile. Bense destekliyorum bu amacı o sebeple. İncelersen daha başka konularda da postlarım olduğunu mutlaka göreceksin. Sana ve içten tavrına bir kez daha teşekkür ederim. Forumun gerçekten böyle uygar yaklaşımlara ihtiyacı var. TheMentor
teşekkür ederim beni bu konuda bilgilendirdiğin için tekrar hepinizden özür diliyorum arkadaşlar
arkdaşım sanada içten bir teşekkürü borç bilirim beni ufak bi yanlışlıktan döndürdünüz bende eski bir kadiköylü olarak bu topic e katkı sağlamaya çalışacağım tekrar özür herkesten extramedya
Yazdıklarınla seviyemizi biraz daha yükselttin.
Bizlere coşku verdin. Aradığımız insan kalitesi de bu zaten. Fikirlerine karşı çıkıldığında sinirlenmeyen, dinleyen ve en önemlisi anlayan insanlar olmalıyız. Aynen senin yaptığın gibi. Buna biz "Erdem" diyoruz. Sen de öyle davrandın. Hassasiyetine teşekkürler tekrar. Saygılar. tolgaist
ya ben ve bir aç arkadaş istanbul belediyesinin düzenlemiş olduğu istanbulusum projesine katıldık
ve daha güzel bir şehir nsıl yaparız diye bir çok sey bulduk sizinde fikirleriniz varsa gönderirseniz sewinirim siyahvemavi
Arkadaşım bu şehir zaten güzel ama karmaşık. İlk önce karmaşıklıktan sıyrılması lazım.
Bizler alışkınız ama sadece oturduğumuz semtte rahat ediyoruz. Semt değiştirince diken üstündeymiş gibi oluyoruz değil mi? Neden? Çok basit! Öncelikle kent dokusu diye bir şey yok. Tarihi alanlar yağmalanmış. Tarih yok edilmiş. Bakın yurt dışına İstanbul'dan çok sonra kurulmuş ama ondan daha fazla tarihi yapıya sahip çok şehir var. Ben Viyana'yı ve Londra'yı gördüm. Dilim tutuldu desem yeridir. Her yer tarih kokuyor. Ama şehirleşme yok mu? Var ama tarihi alanların uzağında Uydukentler de. Modern yaşam arayanlar oraya gidiyor. Tarihi dokuyu sevenler merkezde kalıyor. Kısacası adamlar tarihe sahip çıkıyor. İnan kaldırımları bile yüzlerce yıllık dokuya sahip. Bizde! En fazla 1 yıllık. Neyse karmaşıklık bilimcileri İstanbul'u gezerlerse bu dalda yeni adımlar atacaklar inanın. Santa Fe Enstitüsüne* duyurulur!!! *Santa Fe Enstitüsü, iktisat alanında başlatılan ve günümüzde bir bilim dalı olan Karmaşıklık Teorisinin dallanıp budaklandığı merkezdir. TheMentor
arkadaşım çok iyi söylüyorsun çok iyi yazmışsın ama Türk insanındaki tutumda böyle değil bunu sende biliyorsun örneğin bi trafik sıkışıklığı olduğunda bir daha olmaz nasolsa deyip kestirip atıyorlar bunu herkes biliyor öncelikle bizim Türkiyemizi düzeltmek için yapcağımız şey insanları boşvermişlikten kurtarmak ve birşey yaptıklarında sonuçlarına katlanmalarını sağlamak(biliyoruz ki mevkii sahibi insalara birşey olmazken fakir yoksul halk nelere maruz kalıyor) herşeyi yaparız ama sözde icraat yok ülkemizde şehrimizde... uoturkey
Bir devlet düşünün nüfusu 6 Milyon başkentinin nüfusu 2 Milyon burası Viyana...
Bir devlet düşünün dünyanın gözü onda uğruna tüm fırtınaları kopartacak ülkesinin göz bebeği burası İstanbul. Bunu İsmet Habib Sevük'ün yazısından aldım ne güzel de anlatmış tarihte kapısından döndüğümüz Viyana ile İstanbul arasındaki farkı... (bkz Viyana ve devlet) tolgaist
ahh istanbul ahh senin kadar güzel bir şehir görmedim hayatımda
utkufb
frihten hostumu aldım. domain işini hallederseniz. bir istanbul forumu açabiliriz (SMF tabiki). malesef ben domaini halledemicem.
asteriks
Domain o kadar pahallı degil. Neden almaktan cekiniyorsunuz ki. 12 milyon yıllık ücret, üstelik com olarak. Bence boyle bir forumun işlerliğine inanıyorsanız, domain alın ve forumu kurun.
hasgerya
İstanbul çok başka birşey arkadaşlar ya ismi bile beni etkiliyor gerçekten bir yaşam şekli
aligultekin34
güzel konu.Bakıyomda eski frihostçular geri dönmüş
darkeagle
Sadece eski mesaj hortlamış Related topics
|