maddi koşulları çok zorlamayan bir geziye çıkmaya hevesliyseniz gidin, ancak bazı lüksleri unutmak gerektiğini de bilmeniz gerek. ıyy ben bu pis yerde uyumam, öğk burda duş almam filan diyorsanız interrail yaparken çok zorlanırsınız veya interrail tadını yakalayamadan pahalı bir gezi yaparsınız.
yeni başlayanlara ilk tavsiyem; korkmayın. belki daha önce hiç yurtdışına çıkmadınız, hiç görmediğiniz yerlere gideceksiniz, tanımadığınız insanlarla uyuyacaksınız hostellerde, belki içinde ne olduğnu bilmediğiniz şeyler yiyeceksiniz (bu konuda dikkatli olmakta fayda var yine de tabii). bunlar hayatın tadı tuzu, heyecanı. parayı denkleştirdiyseniz, vakniz de varsa korkmayın gidin.
alışkanlık yapacağını bilin. o heyecanı, çekip gitmeyi, macerayı özleyeceksiniz. dönünce hayatı evinizde sıkıcı ve tekdüze bulmaya hazır olun. bünyenizi alıştırın, öyle gidin. döneceksiniz. yani inşallah.
acil durumlar için hazırlıklı olun. cüzdanı çaldırabilirsiniz, çantayı çaldırabilirsiniz, hastalanabilirsiniz, başınıza her türlü kötü şey gelebilir. bu gibi durumlar için b planı yaparak yola çıkın. mesela cüzdanı çaldırma ihtimaline karşın paranızı farklı yerlerde saklayın, bir kısmını çantada, bir kısmını gizli çantada vs gibi. (ayrıca ben kopenhag'da cüzdanı çaldırdım, bir yıl sonra bulup yolladılar türkiye'ye. burdan danimarka emniyet teşkilatını tekrardan tebrik ediyorum.)
bilet, pasaport, para gibi önemli şeyleriniz için gizli bel çantası filan gibi bir şey edinin, uyurken bile çıkarmayın. benim başıma gelmez demeyin, niye gelmesin. gelebilir.
biraz plan yapmak gerekir tabi. ama esnek olmak da gerekir. belki çok kafa bir insanla tanışıp onunla apayrı bir tarafa doğru trene binmiş bulabilirsiniz kendinizi. veya trende yer kalmamıştır, hostelde yer kalmamıştır. paniklemeyin, plan değiştirin. nasılsa biletiniz var, başka bir yere gidin. koskoca avrupa yani.
insanlarla konuşun. herkesin ilgi alanı farklıdır, kimisi müze gezmekten hoşlanır, kimisi gece hayatını merak eder bir şehrin. ama insanlarla tanışmadan dönmeyin. kasıntı kasıntı ortalıkta dolaşmayın. kendi arkadaşlarınızla gittiyseniz bile bari başkalarıyla da konuşun. insanları, farklı kültürleri tanımak ve ufkunuzu genişletmek için inanılmaz bir fırsattır, türkiye'de de yapabileceğiniz kanka muhabbeti için bu fırsatı kaçırmayın. onu türkiye'de de yapabilirsiniz. diğer taraftan da "türklerle naslısa türkiye'de de konuşurum, burdayken onlarla vakit kaybetmemeliyim, italyanlarla, ispanyollarla tanışıp dönünce anlatacak hikayeler toplamalıyım" gibi bir malca düşünceye saplanıp karşılaştığınız türklerden zombi görmüş gibi kaçmayın. her ne kadar eğlenmeye, gezmeye gittiyseniz de gurbet elde sizi en iyi türkler anlayacaktır.
ve son olarak; günlük tutun. bunu herkes diyor ama hakkaten gerekli. insan sonra unutabiliyor hangi şehre gittiğini bile (4 ay gibi abarttıysanız oluyor). bir dakikasını bile unutmak istemeyeceğiniz bir hayat tecrübesi, büyük bir macera olacak. yazın.
yeni başlayanlara ilk tavsiyem; korkmayın. belki daha önce hiç yurtdışına çıkmadınız, hiç görmediğiniz yerlere gideceksiniz, tanımadığınız insanlarla uyuyacaksınız hostellerde, belki içinde ne olduğnu bilmediğiniz şeyler yiyeceksiniz (bu konuda dikkatli olmakta fayda var yine de tabii). bunlar hayatın tadı tuzu, heyecanı. parayı denkleştirdiyseniz, vakniz de varsa korkmayın gidin.
alışkanlık yapacağını bilin. o heyecanı, çekip gitmeyi, macerayı özleyeceksiniz. dönünce hayatı evinizde sıkıcı ve tekdüze bulmaya hazır olun. bünyenizi alıştırın, öyle gidin. döneceksiniz. yani inşallah.
acil durumlar için hazırlıklı olun. cüzdanı çaldırabilirsiniz, çantayı çaldırabilirsiniz, hastalanabilirsiniz, başınıza her türlü kötü şey gelebilir. bu gibi durumlar için b planı yaparak yola çıkın. mesela cüzdanı çaldırma ihtimaline karşın paranızı farklı yerlerde saklayın, bir kısmını çantada, bir kısmını gizli çantada vs gibi. (ayrıca ben kopenhag'da cüzdanı çaldırdım, bir yıl sonra bulup yolladılar türkiye'ye. burdan danimarka emniyet teşkilatını tekrardan tebrik ediyorum.)
bilet, pasaport, para gibi önemli şeyleriniz için gizli bel çantası filan gibi bir şey edinin, uyurken bile çıkarmayın. benim başıma gelmez demeyin, niye gelmesin. gelebilir.
biraz plan yapmak gerekir tabi. ama esnek olmak da gerekir. belki çok kafa bir insanla tanışıp onunla apayrı bir tarafa doğru trene binmiş bulabilirsiniz kendinizi. veya trende yer kalmamıştır, hostelde yer kalmamıştır. paniklemeyin, plan değiştirin. nasılsa biletiniz var, başka bir yere gidin. koskoca avrupa yani.
insanlarla konuşun. herkesin ilgi alanı farklıdır, kimisi müze gezmekten hoşlanır, kimisi gece hayatını merak eder bir şehrin. ama insanlarla tanışmadan dönmeyin. kasıntı kasıntı ortalıkta dolaşmayın. kendi arkadaşlarınızla gittiyseniz bile bari başkalarıyla da konuşun. insanları, farklı kültürleri tanımak ve ufkunuzu genişletmek için inanılmaz bir fırsattır, türkiye'de de yapabileceğiniz kanka muhabbeti için bu fırsatı kaçırmayın. onu türkiye'de de yapabilirsiniz. diğer taraftan da "türklerle naslısa türkiye'de de konuşurum, burdayken onlarla vakit kaybetmemeliyim, italyanlarla, ispanyollarla tanışıp dönünce anlatacak hikayeler toplamalıyım" gibi bir malca düşünceye saplanıp karşılaştığınız türklerden zombi görmüş gibi kaçmayın. her ne kadar eğlenmeye, gezmeye gittiyseniz de gurbet elde sizi en iyi türkler anlayacaktır.
ve son olarak; günlük tutun. bunu herkes diyor ama hakkaten gerekli. insan sonra unutabiliyor hangi şehre gittiğini bile (4 ay gibi abarttıysanız oluyor). bir dakikasını bile unutmak istemeyeceğiniz bir hayat tecrübesi, büyük bir macera olacak. yazın.

